ÜMMET BİLİNCİ VE ETNİK KİMLİK

0
blog-header-200625

Ümmet bilinci ile etnik kimlik arasında denge, İslam düşüncesinde sıkça vurgulanan ve özellikle günümüzde yeniden önem kazanan bir konudur. Denge, kimliği inkâr etmeden ama üstünlük ölçüsü hâline de getirmeden kurulur. Ümmet bilinci, müslümanları; ırk, dil, coğrafya ve kültür farklarını aşarak iman, tevhid ve kardeşlik temelinde bir araya getiren şuurdur. “Şüphesiz bu ümmetiniz tek bir ümmettir; ben de sizin Rabbinizim.” (Enbiyâ 21/92). Bu bilinçte, asıl aidiyet İslam’a aittir. Müminler arasında üstünlük söz konusu değildir. Müslüman, başka bir müslümanın derdiyle dertlenir. İslam, etnik kimliği inkâr etmez, ancak putlaştırılmasını yasaklar. Kur’ân bu dengeyi şöyle kurar: “Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; birbirinizi tanıyasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.” (Hucurât 49/13).

Kavimler fıtrî ve tabiîdir. Amaç tanışma ve çeşitliliktir. Üstünlük ölçüsü:“Allah katında en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır.” (Hucurât 49/13). Dengenin Bozulduğu İki Uç. 1). Aşırı Kavmiyetçilik (Irkçılık). Etnik kimliği dinin önüne koymak. “Biz ve onlar” dili. Başka müslümanları küçümseme. “Irkçılığa çağıran bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 112). 2). Kimliği Tamamen Yok Saymak. Dil, kültür ve gelenekleri hor görmek,  bunların gereksiz, önemsiz görmek ve fıtrî aidiyetleri bastırmaktır. Bütün bunlar İslam’ın fıtrata uygunluk ilkesine aykırıdır. Doğru dengenin kurulması için öncelikle, ümmet üst kimlik olarak kabul edilmelidir. Türk, Kürt, Arap, Boşnak… alt kimliktir. Daha sonra, kimlik korunur, üstünlük aracı yapılmaz. Dil ve kültür yaşatılır. Ama iman kardeşliğinin önüne geçirilmez. Son olarak, adalet ve kardeşlik esastır. Aynı ümmet içinde zulüm kabul edilemez. Etnik farklar ayrıştırma değil zenginliktir.

Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız...”(Al-i İmrân 3/110). Müslümanlar Allah’a iman ederler. Aynı zamanda peygambere, kitaba, âhiret gününde hesap vereceklerine ve diğer iman esaslarına inanırlar. Müslümanlar güzel ahlâka sahiptirler; iyiliği emreder, kötülüğü engellerler ve imanlarının gereğini yerine getirirler. İman etmek ve salih amel sahibi olmak, aşırılık ve sapkınlıktan uzak, dosdoğru, adaletli, ölçülü, mûtedil ve dengeli tutum ve davranışları sebebiyle insanlığa örnek ve rehber olmayı hak etmek demektir. Nitekim  Bakara sûresinin 143. âyetinde “İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, Peygamber de size şahit olsun diye sizi vasat (örnek) bir ümmet yaptık” buyurulmuştur. Yani yüce Allah müminleri dengeli, uyumlu, mûtedil, hayırlı bir ümmet kılmıştır. Hz. Peygamber güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiş bir peygamber olduğu gibi (el-Muvatta’, “Hüsnü’l-huluk”, 8), ümmeti de bu ahlâkı yaşamak, insanlığa öğretmek ve yaşatmak için görevlendirilmiş en hayırlı ümmettir. Nitekim Hz. Peygamber ümmetininen hayırlı ümmet” olduğunu vurgulamıştır. (İbn Kesîr, II, 77-86).

Tarihi olarak Medine Toplumu en güzel ve önemli örnektir. Peygamberimiz (sav): Arap–Arap olmayan ayrımını kaldırdı. Bilâl, Selman-ı Fârisî, Suheyb (ra) gibi farklı kimlikleri ümmetin öncüleri yaptı. Kardeşliği iman üzerine kurdu. İslam’da denge şu şekilde tanımlamak mümkündür. Etnik kimlik korunur, ama belirleyici olan iman ve takvadır. Ümmet bilinci ise, kimlikleri silmez, kimlikleri birbirine üstün kılmaz, hepsini tevhid çatısı altında birleştirir. İslam’da eleştirilen milliyetçilik ise ırkı veya milleti üstünlük ölçüsü yapmak, din kardeşliğini ikinci plana itmektir. Böyle bir bakış açısı “Benim milletim haklıdır” anlayışını doğurur. “Onlar cahiliye asabiyetini kalplerine yerleştirmişlerdi.” (Fetih 48/26). “Asabiyete çağıran bizden değildir.” (Ebû Dâvûd). Ümmetçilik; milletleri veya ırkları yok saymak değildir. İmanı merkeze alan birlik şuurudur. Müminler arasında kardeşliktir. Zulme karşı ortak tavır almaktır. Irk, renk, coğrafya farkını üstünlük sebebi saymamak gerekir. (Hucurât 49/10). Aynı zamanda milletini sevmek, dilini, kültürünü, tarihini korumak ve ülkesine hizmet etmek dinin emridir. Yasak olan milleti din yerine koymak, başka müslümanları ve insanları küçümsemek, haksızlıkta “bizden” diye taraf olmaktır. “Kişinin kavmini sevmesi asabiyet değildir; asabiyet, kavmine zulümde yardım etmesidir.” (Ahmed b. Hanbel, 4/107; Mecmau’z-zevaid, 6/244î).

Ümmetçilik devlet modeli değil, bilinçtir. Ulus-devlet içinde yaşanabilir. Ama müslüman, sınırların ötesindeki kardeşine yabancı kalamaz. Filistin, Doğu Türkistan, Arakan gibi meselelerde “Beni ilgilendirmez” diyemez. O halde millet fıtrî kimliktir. Ümmet iman kimliğidir. Üstünlük ise takvadadır. İslam, ırkçılığı reddeder. Kimliği inkâr etmez. Ümmet bilincini üst aidiyet olarak görür. Milliyetçilik, ümmete hizmet ettiği sürece meşrudur; ümmetin yerine geçtiği anda problemli hâle gelir.

Bir yanıt yazın