Türkiye’de Felsefe Bölümleri: Algı, Sorunlar ve Yeni Bir Perspektif

0
lecture_hall_of_a_university

Giriş

Bir üniversitenin entelektüel karakteri büyük ölçüde felsefeye verdiği önemle ölçülür. Çünkü felsefe yalnızca belirli bir akademik alan değil, aynı zamanda bilginin temellerini, insanın varlıkla ilişkisini ve düşüncenin imkânlarını sorgulayan bir disiplin olarak üniversite düşüncesinin merkezinde yer alır. Ancak Türkiye’de felsefe bölümlerinin kurumsal konumu ve bu bölümlere yönelik yönetsel bakış çoğu zaman bu idealden oldukça uzaktır.

Genel anlamda yönetsel bakış açısına bakıldığında, Türkiye’de felsefe bölümlerinin çoğu zaman gerekli ve stratejik bir akademik alan olarak görülmediği söylenebilir. Birçok yönetici için felsefe bölümü, üniversitede “bulunması gereken” ama varlığı çok da önemsenmeyen bir bölüm gibidir. Yani adeta üniversitenin bünyesinde “adı olsun diye bulunan” bir alan gibi algılanmaktadır.

Türkiye’de Felsefe Bölümlerine Yönelik Algı Problemi

Bunun birkaç nedeni vardır.

İlk olarak, felsefe bölümleri Türkiye’de üniversite sınavlarında en düşük puanla öğrenci alan bölümlerden biri durumundadır. Bu durum ister istemez şu algıyı doğurur: Felsefe bölümü, akademik rekabetin yoğun olduğu bir alan değil, daha çok üniversiteye girmek isteyen fakat başka bölümlere yerleşemeyen öğrencilerin yöneldiği bir bölüm gibi görülür. Bu da bölümün akademik prestijini zayıflatan bir faktör hâline gelir.

İkinci olarak, Türkiye’de felsefe bölümlerinin yerleşik ve güçlü bir entelektüel geleneğe sahip olmadığı yönünde bir kanaat bulunmaktadır. Cumhuriyet döneminde bu bölümler çoğu zaman Batı düşüncesinin belirli yorumları üzerinden şekillenmiş; özellikle pozitivist, materyalist ve yer yer Marksist eğilimlerin etkisi altında gelişmiştir. Bu durum, felsefe ile din arasında mesafe bulunduğunu düşünen bazı muhafazakâr çevrelerin felsefeye mesafeli yaklaşmasına yol açmıştır.

Nitekim Türkiye’de muhafazakâr çevrelerin bir kısmında felsefe, tarihsel olarak şüpheyle karşılanan veya pratik açıdan çok gerekli görülmeyen bir alan olarak algılanabilmektedir. Buna karşılık, bazı sosyolojik gözlemlere göre felsefe bölümlerine ilgi duyan öğrenciler arasında çoğu seküler düşünceye yakın çevrelerden gelen gençlerin daha görünür olduğu da dile getirilmektedir. Ancak bu öğrencilerin bir kısmı da üniversite ortamında sol ideolojik hareketlerin etkisine girebilmektedir. Bu durum, felsefe bölümlerinin zaman zaman belirli ideolojik çizgilerle özdeşleştirilmesine yol açabilmektedir.

Bununla bağlantılı olarak Türkiye’de felsefeye dair bir başka yaygın algı daha bulunmaktadır. Felsefe çoğu zaman bir bilgelik arayışı ya da hakikati araştırma yolu olarak değil, daha çok muhalif olmanın, aykırı görünmenin veya mevcut düşünce kalıplarına karşı çıkmanın bir aracı gibi algılanabilmektedir. Bu algı özellikle gençler arasında felsefeyi sistemli bir düşünme disiplini olmaktan ziyade bir tür entelektüel itiraz biçimi olarak görme eğilimini güçlendirebilmektedir. Aynı şekilde felsefe, bazı çevrelerde dine karşı kayıtsızlık veya mesafe ile özdeşleştirilen bir alan olarak da algılanabilmektedir. Bu tür algılar, felsefe bölümlerine yönelik toplumsal ve yönetsel bakışı dolaylı biçimde etkileyen faktörler arasında yer almaktadır.

Akademik Yapı ve Nitelik Sorunu

Felsefe bölümlerinin bir başka önemli problemi ise nitelik meselesidir. Birçok akademisyen belirli Batı filozofları üzerine çalışsa da, bu düşünürleri tarihsel bağlamları içinde derinlemesine değerlendirecek bir entelektüel donanıma her zaman sahip olmayabilir. Özellikle eğitim zinciri tamamen aynı akademik çevre içinde gerçekleşmişse, yani lisans, yüksek lisans ve doktora aynı dar akademik çevrede yapılmışsa, bu durum düşünsel ufkun daralmasına yol açabilir.

Öte yandan felsefe bölümlerine gelen öğrencilerin önemli bir kısmı da bölüme bilinçli bir felsefi arayışla değil, daha çok üniversiteye girebilmek amacıyla gelmektedir. Öğrencilerin çoğu iyi niyetli, saygılı ve öğrenmeye açık olabilir; fakat çoğu zaman güçlü bir okuma alışkanlığı veya felsefi perspektifle bölüme geldikleri söylenemez. Bu da eğitim sürecini zorlaştıran bir başka faktördür.

Bütün bu nedenlerden dolayı, felsefe bölümleri Türkiye’de çoğu zaman kurumsal olarak ihmal edilen alanlar hâline gelmiştir. Devlet erki de toplum da çoğu zaman bu bölümlerden büyük bir beklenti içinde değildir. Bu nedenle felsefe bölümleri birçok üniversitede kendi hâline bırakılmış, kurumsal olarak desteklenmeyen ve zamanla zayıflayan akademik alanlar hâline gelmiştir.

Felsefe Bölümlerinin Yeniden Yapılandırılması

Bununla birlikte, bütün bu sorunlar felsefe bölümlerinin geleceğinin zorunlu olarak karanlık olduğu anlamına gelmez. Aksine, doğru bir entelektüel yönelimle felsefe bölümleri yeniden anlamlı ve güçlü bir konum kazanabilir. Bunun için öncelikle felsefenin yalnızca Batı düşüncesinin belirli akımlarını tekrar eden bir disiplin olarak değil, insanın hakikat arayışını ve bilgelik geleneğini temsil eden köklü bir düşünme faaliyeti olarak yeniden konumlandırılması gerekir.

Bu bağlamda Türkiye’de felsefe eğitiminin hem klasik düşünce mirasıyla hem de modern düşünceyle daha derin bir ilişki kurması önemlidir. Özellikle klasik Yunan düşüncesi, İslam felsefesi ve modern felsefi tartışmalar arasında kurulacak bütüncül bir yaklaşım, felsefe bölümlerinin entelektüel ufkunu genişletebilir. Böyle bir yaklaşım, felsefeyi yalnızca eleştirel bir muhalefet alanı olmaktan çıkarıp, insanın varlık, bilgi ve değer sorunları üzerine derinlemesine düşünen bir hikmet ve düşünce geleneği olarak yeniden görünür kılabilir.

Aynı şekilde felsefe bölümlerinin yalnızca akademik uzmanlık üreten kurumlar değil, aynı zamanda toplumun düşünsel yönelimlerine katkı sağlayan merkezler hâline gelmesi de mümkündür. Felsefe bölümleri, insanın anlam arayışı, etik sorunlar, bilim ve teknoloji karşısındaki konumu, kültür ve medeniyet meseleleri gibi temel konular üzerinde düşünce üreten entelektüel odaklar hâline gelebilir. Böyle bir yönelim, hem üniversite yönetimlerinin hem de toplumun felsefe bölümlerine bakışını zamanla değiştirebilecek bir potansiyel taşımaktadır.

Felsefe yalnızca akademik bir disiplin değildir; bir medeniyetin kendisini düşünme biçimidir. Bir toplum felsefeyi ihmal ettiğinde, aslında kendi düşünme imkânlarını da sınırlandırmış olur. Bu nedenle felsefe bölümlerinin geleceği yalnızca bir akademik alanın değil, aynı zamanda bir düşünce ufkunun geleceğiyle yakından ilişkilidir.

Bir yanıt yazın