“Yaşa” ve “Kahrol” : İhanetin Anahtar Kavramları
Bir toplumun uğradığı ihanet ile bu toplumun sorunları arasında mutlaka bağ vardır. Ne kadar büyük sorunlarınız varsa o kadar büyük ihanetlere uğrarsınız. Sorunların çözümsüzlüğünde ise büsbütün kabuller ve büsbütün redler bulunmaktadır.
Mevcut iktidar ne yaparsa yapsın marazi bir biçimde eleştirenlerin bu eleştirileri (hatta düşmanlıkları) mevcut statükoyu destekleyenler tarafından komplo ile izah edilmeye çalışılır. İşte bu çözüme değil çözümsüzlüğe ve kutuplaşmaya kapı açar.
Oysa her komplo mutlaka bir sorundan beslenir. Sorunu çözümsüz kılan sadece sorunlardan sözetmek değil, sorunları görmezden gelmek ile de ilgilidir.
Bu yüzden hainler iki türlüdür; hep “kahrolsun” diyenler ve hep “yaşasın”diyenler.Sorunları ihanete aracı kılanlarla her sorunu sadece komplolara bağlayanlar aynı amaca hizmet eden iki taraftır.
Aslında sorunları görmezden gelerek sürekli komplolardan bahsedenlerin ihanetin bir parçası olduğu da söylenebilir. Çünkü onlar da sorunlardan beslenen taraftadır.
Ülkesine, toplumuna, hatta bütün kozmik düzene herhangi bir aidiyeti kalmamış hainler her zaman sorunlar üzerinde kendilerine yaşama alanı bulurlar. Bu yüzden sorunların çözümüne değil, çözümsüzlüğüne; hatta sorunların çoğalmasına zemin hazırlayacak hareketler içerisinde bulunurlar.
Bu bağlamda ihanet şu ya da bu tarafta olmak değil, sorunların çözümsüzlüğüne hizmet etmektir. Sorunların çözümsüzlüğüne hizmet edenler sadece sorunları gündeme getirerek oradan kendilerine ideolojik bir zemin; ideolojik bir fırsat yaratanlar değil, sürekli komplodan bahsederek sorunları gündeme getirmeyenlerdir. Bu yüzden ihanette daima iki taraf vardır. “Kahrolsun” diyenler “yaşasın” diyenler. Bu iki grubun da temel özelliği sorunların sürmesine katkı sunmaları ve sorunlardan beslenmeleridir.
Bu ise toplumsal ayrışma ve ortak zeminin tahribine kapı açar.
Kutuplaşma nedir?
Burada kamplaşmadan sözediyoruz farklı düşünceye sahip olmaktan söz etmiyoruz. Kutuplaşmayı toplumun çeşitli sebeplerle farklı katmanlarının ayrışması ötekileştirilmesi ve daha sonra düşmanlaştırılması durumu olarak ele alıyorum.
Bu ayrışmalar İdeolojik, Duygusal Varoluşsal olarak üç boyutta ortaya çıkar. İdeolojik ve duygusal ayrışmalar doğaldır; bunlar bir düşmanlığa kapı açmayabilir. Ama eğer ihtilaf varoluşsal bir zeminde ise burada zaten bir zemin bile söz konusu değil, bir hayat memat meselesi söz konusudur.
İdeolojik ve duygusal ayrışmalar varoluşsal ayrışmalara da dönüşebilir. O da şu şekilde olabilir: ideolojik alanda ideolojiler mutlak iman ilkesi olarak algılandığında, duygusal alanda ise uzlaşma teslimiyet olarak algılandığında ayrışma varoluşsal bir probleme dönüşür. Bu da toplumun birarada yaşayacağı zemini ortadan kaldırır. Burada muhalif düşmana ve ötekiye dönüşür. Buluşulacak ortak zemin yoksa topyekün bir yıkım içten içe gelişir.
Varoluşsal Ayrışma; Ortak Zeminin imhası
Eğer hayati konularda, insanlığın ortak problemleri konusunda bir ayrılığımız varsa burada ortak zemininiz yok demektir. Ortak zeminin olmadığı yerde elbette uzlaşmanın olması mümkün değildir.
Örneğin hükümet ve muhalefet arasında Kürt meselesi etrafındaki tartışmada ortak bir zeminin olmadığı görülmektedir. Kürtlerin sorunu konusunu terör meselesini görmezden gelerek ele almak ortak zemini yokeder. Ayrıca muhalefeti düşmana dönüştürür. Terör meselesini hesaba katmadan Kürtlerin veya herhangi bir hak talebinin ortaya konulması muhalefeti direkt olarak öteki ve düşman durumuna düşürür. Burada ideolojik ya da duygusal bir ayrışma yoktur. Burada bir varoluşsal ayrışma vardır. Eğer muhalefet terörü; yani ülkede milyonlarca insanın göç etmesine, onbinlerce insanın yok olmasına, memleketin ekonomik kaynaklarının boşa harcanmasına, kentlerin demografik yapısının bozulmasına sebep olmuş bir olayı görmezden geliyorsa burada muhalefetten sözetmek mümkün değildir.
Terörü bahane ederek Türkiyede hiçbir sorun yokmuş gibi davranmak da düşmanlığın bir başka boyutudur.
Kamplaşmayı ortadan kaldıracak ortak zemin varoluşsal zemindir. Bu zemin ne inançtır, ne kültürdür; Ortak vatan ve birlikte yaşama iradesidir. İnancımız farklı olabilir, anlayışımız farklı olabilir, mezhebimiz farklı olabilir, ırkımız farklı olabilir ama ortak yaşama mekanında birlikte yaşamak zorundayız. Bu mekana ve bu iradeye dönük saldırıları normal karşılayan her anlayış düşmandır ve ötekidir. Bunun hiçbir istisnası söz konusu değildir
