Trump’ın Kasvetli Amerikası

Gazze’nin ahı, insanlığın vicdanı ve tarihin değişmeyen hükmü

Dünya siyasetinde son günlerde yaşanan gelişmeler, yalnızca seçim sonuçlarından ibaret değildir. Bunlar, aynı zamanda insanlığın vicdanında biriken öfkenin, mazlumların feryadının ve yıllardır görmezden gelinen hakikatin siyasi sahaya yansımasıdır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Trump yönetiminin ve Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ile Senato’da ağır bir seçim yenilgisine uğraması, İsrail’de Netanyahu’nun siyasi bloğunun çoğunluğu kaybetmesi, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken gelişmelerdir.

Elbette her seçim sonucunu tek bir sebebe bağlamak mümkün değildir. Ancak Gazze’de işlenen insanlık suçlarının, Filistin halkına reva görülen tarifsiz zulmün ve bu zulme koşulsuz destek veren siyasi iradelerin dünya kamuoyunda oluşturduğu derin tepkinin bu sonuçlarda önemli bir karşılığı vardır.

Çünkü Gazze, artık yalnızca Filistin’in meselesi değildir. Gazze, insanlığın vicdanının imtihan edildiği yerdir!

Orada minicik bedenleri paramparça edilen çocukların, annelerinin kucağında son nefesini veren bebeklerin, enkaz altında kalan ailelerin, hastaneleri bombalanan hastaların ve yurdundan koparılan milyonların feryadı, dünyanın dört bir yanında vicdan sahibi insanların yüreğine kazınmıştır.

Bir tarafta dünyanın en gelişmiş silahlarına, ekonomik imkânlarına, diplomatik nüfuzuna ve askerî gücüne sahip devletler; diğer tarafta yıkılmış evlerin, enkazların ve mezarlıkların arasında hayata tutunmaya çalışan bir halk…

Bir tarafta sınırsız güç vehmiyle hareket edenler, diğer tarafta elinden alınan vatanına, evine, çocuğuna ve hayatına rağmen direnenler…

İşte tarih, bugün bu iki tarafın hikâyesini yeniden yazmaktadır.

Trump’ın seçim yenilgisi, yalnızca Amerikan siyasetinin bir sonucu değildir; aynı zamanda Gazze’de yaşanan zulme karşı yükselen küresel vicdanın Washington’a gönderdiği güçlü bir siyasi mesajdır. İsrail’de Netanyahu’nun siyasi bloğunun çoğunluğu kaybetmesi de bu tablonun diğer önemli halkasıdır.

Unutulmamalıdır ki siyaset, yalnızca sandıklarda verilen oylarla değil, insanların vicdanlarında biriken hesaplarla da şekillenir.

Amerika’da ve Avrupa’da sokaklara çıkan gençler, üniversitelerde yükselen itirazlar, meydanları dolduran insanlar ve dünyanın dört bir yanında Filistin için sesini yükselten vicdan sahipleri, tarihin görmezden gelinemeyecek bir gerçeğini ortaya koymuştur: İnsanlığın vicdanı henüz ölmemiştir!

ZULMÜN SİYASİ FATURASI VARDIR!

Gazze’deki yıkımın sorumluluğunu taşıyanlar ve bu yıkıma siyasi, askerî ve diplomatik destek verenler şunu iyi bilmelidir: Bir halkın gözyaşı üzerine kurulan hiçbir siyasi hesap sonsuza kadar ayakta kalamaz.

İran’a karşı başlatılan savaş da bu kibir ve güç siyasetinin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini göstermiştir. Hiçbir devletin askerî üstünlüğü, ona başka halkların geleceği üzerinde sınırsız tasarruf hakkı vermez. Savaşın bedelini çocuklara, sivillere ve masum insanlara ödeten anlayış, eninde sonunda kendi siyasi ve ahlaki hesabıyla yüzleşmek zorunda kalır.

İran savaşı, Washington’da seçim sonuçlarına yansıyan hoşnutsuzluğun da önemli sebeplerinden biri olmuştur. Bu tablo, dünyanın ateşe verilmesinin o ateşi yakanların kendi siyasi evlerine de ulaşabileceğini göstermektedir.

Zira bir ülkenin gücü, başka ülkeleri ateşe verebilmesinde değil; insanlığı o ateşten koruyabilmesindedir.

TARİHİN DEĞİŞMEYEN HÜKMÜ: ZALİMİN GÜCÜ SONSUZ DEĞİLDİR!

Biz inanıyoruz ki tarih, yalnızca orduların, silahların, sarayların ve imparatorlukların tarihi değildir. Tarih aynı zamanda Allah’ın adaletine güvenenlerin, hakikatten vazgeçmeyenlerin ve zulüm karşısında eğilmeyenlerin tarihidir.

Firavun, döneminin en büyük iktidarına sahipti. Orduları, sarayları, hazineleri ve kendisini ilahlaştıracak kadar büyüyen bir kibri vardı. Kendisine karşı çıkabilecek kimse bulunmadığını zannediyordu.

Fakat Rabbimiz, Musa’ya ve onunla birlikte inanan az sayıdaki insana denizde bir yol açtı; Firavun’u ise aynı denizin sularında boğdu.

Nemrut, ateşiyle İbrahim’i yok edeceğini düşündü. Fakat Allah’ın emri karşısında ateş serin ve esenlik oldu. Kendisini yeryüzünün mutlak hâkimi zanneden Nemrut’un kudreti, Allah’ın yarattığı küçücük bir sinek karşısında acizliğin sembolüne dönüştü.

Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) ve Hz. Ebû Bekir, hicret esnasında Sevr Mağarası’na sığındıklarında müşriklerin bütün aramalarına rağmen Allah’ın muhafazası altındaydılar. Örümcek ağı ve güvercin yuvasıyla ilgili meşhur rivayetler de asırlardır bu muhafazanın sembolü olarak anlatılagelmiştir.

İşte insanın ibret alması gereken hakikat budur:

Firavun’un ordusu vardı, Musa’nın Allah’a imanı vardı.

Nemrut’un ateşi vardı, İbrahim’in Rabbi vardı.

Müşriklerin kılıçları vardı, Resûlullah’ın (s.a.v.) arkasında Allah’ın yardımı vardı.

Güç, her zaman haklılık demek değildir. Kalabalık olmak, hakikatin sahibi olmak anlamına gelmez. Dünyanın en güçlü ordularına sahip olmak da insanın Allah’ın adaletinden bağımsız olduğu anlamına gelmez.

GAZZE, TARİHE DÜŞÜLMÜŞ BİR VİCDAN NOTUDUR!

Bugün Gazze’nin enkazları arasında yalnızca yıkılmış binalar yoktur. Orada insanlığın sınandığı, uluslararası hukukun sorgulandığı, güçlü devletlerin çifte standartlarının açığa çıktığı ve vicdanların birbirinden ayrıldığı bir tarih yaşanmaktadır.

Gazze’de öldürülen çocukların hesabı yalnızca bugünün siyasetçilerine değil, yarının tarihçilerine, hukukçularına ve insanlık hafızasına da kalacaktır.

Hiç kimse, sahip olduğu makamın, ünvanın, ordunun veya ekonomik gücün kendisini tarihin hükmünden kurtaracağını zannetmesin.

Bugün alkışlayanlar yarın susabilir. Bugün destekleyenler yarın mesafe koyabilir. Bugün kendisini dünyanın hâkimi zannedenler yarın kendi toplumlarının öfkesine ve tarihin ağır yargısına maruz kalabilir.

Çünkü mazlumun ahı, zalimin saltanatından büyüktür.

Bizim inancımızda zulüm, yalnızca mağdurun hayatını karartan bir suç değildir; zalimin kendi sonunu hazırlayan bir karanlıktır.

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ

“Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma.” (İbrahim, 14/42)

Bu ayet, zulmün karşısında direnen her vicdan için bir teselli, zulmü kendisine siyaset ve iktidar aracı hâline getirenler için ise büyük bir uyarıdır.

SON SÖZ: DÜNYAYI ATEŞE VERENLER, O ATEŞİN KENDİ KAPILARINA DA ULAŞACAĞINI UNUTMASIN!

Trump da Netanyahu da bütün siyasi ve askerî destekçileri de şu gerçeği anlamalıdır: Dünya, yalnızca güçlülerin istediği gibi yönetilecek bir yer değildir.

Bir çocuğun gözyaşını görmezden gelen siyaset, bir gün kendi seçmeninin gözyaşlarıyla yüzleşebilir. Bir halkın feryadına kulaklarını tıkayan iktidar, bir gün kendi halkının itirazları karşısında sarsılabilir. Başkalarının şehirlerini yıkanlar, kendi siyasi kalelerinin de sarsılabileceğini hesaba katmalıdır.

Siz Gazze’yi ateşe verirseniz o ateşin dumanı dünyanın dört bir yanına yayılır. Siz insanlığın vicdanını yaralarsanız o yaranın hesabı sandıklarda, meydanlarda, üniversitelerde ve tarihin sayfalarında karşınıza çıkar.

Bugün Amerika’da yaşanan seçim yenilgisi ve İsrail’de Netanyahu bloğunun çoğunluğu kaybetmesi, bu açıdan yalnızca birer siyasi gelişme değildir. Bunlar, gücün sınırsız olmadığını ve zulmün siyasi bedelinin bulunduğunu hatırlatan önemli işaretlerdir.

Biz, hiçbir masum insanın ölümünü zafer saymayız. Ne Filistinli bir çocuğun ne İranlı bir sivilin ne İsrailli bir masumun ne de dünyanın herhangi bir yerindeki mazlumun kanı üzerinden siyaset kurarız. Bizim itirazımız halklara değil; zulme, işgale, hukuksuzluğa, sivillerin katledilmesine ve insan hayatını hiçe sayan iktidar anlayışınadır.

Ve inanıyoruz ki…

Firavun’un sarayları yıkıldı, Musa’nın hakikati kaldı.

Nemrut’un saltanatı tarihe karıştı, İbrahim’in teslimiyeti kaldı.

Zalimlerin orduları dağıldı, peygamberlerin mücadelesi insanlığa miras kaldı.

Gazze de bir gün özgürlüğüne kavuşacak, çocukların yeniden oyun oynadığı, annelerin korkmadan sabahladığı, insanların kendi topraklarında hür ve onurlu yaşadığı günler gelecektir.

Çünkü zulüm ne kadar büyürse büyüsün, hakikatin önünde ebedî değildir.

Ve unutmayın: Allah’ın adaleti karşısında hiçbir Firavun sonsuza kadar ayakta kalamaz!

About The Author

Bir yanıt yazın