Celal Şengör’ler Neden Cahildir?
Giriş Notu
Celal Şengör’ü kişisel olarak severim. Çok sevimli, çok tatlı, hoş sohbet ve beyefendi bir insandır. Allah ömrüne bereket versin.. Başlığında “cehalet” kelimesi olan bir kitap yazmasaydı bu yazıyı da yazmayacaktım doğrusu…
Mütefekkirler, Akademisyenler, İşportacılar
Düşünce dünyasında bize göre daima üç tip insan bulunmaktadır. Bunlar mütefekkirler, akademisyenler ve işportacılardır. Bir iki tür insanı da ekleyebiliriz bu sınıflandırmaya ama şimdilik bunu geçiyoruz.
Mütefekkir fikir üreten insanlara belli bir bakış açısı veren insanlara yeni ufuklar ve düşünsel anlamda yeni açılımlar kazandıran insandır. Akademisyen ise daha çok toparlayan, tasnif eden, biriktiren, özetleyen kimsedir. Her mütefekkir bu anlamda bir akademisyendir ancak her akademisyenin mütefekkir olduğunu iddia etmek güçtür. Mütefekkir doktorsa akademisyen eczacıdır bize göre.

Bir de işportacılar vardır düşünce dünyasında. Bunlar ne ecza yapmaya, ne de doktor olmaya niyetlidirler. Bunlar hastalıklar arttıkça doktorlara olan yönelimden azami derecede istifade etmeye çalışmakta, kendileri gibi olmayan herkesi hasta ilan ederek “sağlık dağıtıcı” makamına oturmaktadırlar.
Cehalet Bilgisizlik Değildir
Cehalet sadece bir şeyleri bilmemek değil, hayata belli kalıplar ekseninde bakma ile ilgilidir. İşte bu kalıpların birçoğuna biz paradigma diyoruz. Paradigmalar koşullara bağlı geçici ve uçucu zihin konforunu sağlayan her şeyi açıkladığı kabul edilen paket düşüncelerdir.. Kimi kere asırlar boyu insanlar bu paradigmalar çerçevesinde yetiştirilirler. Bunlar belli bir kesim tarafından benimsendiğinde dogma halini alırlar. Skolastik paradigma böyle bir paradigma’dır.
Ayrıca bilimsel ve ideolojik paradigmalar da vardır. Dogmatiklik sadece dinsel diye bilinen alanda değil, bilimsel ve ideolojik alanda da kendini dayatabilir. Bilim de, insani her türlü düşünsel etkinlik de bu bağlamda hegemonya üretir. Çünkü Paradigmalar insana, evrene, maddeye anlam verdiğini iddia eden mega anlatıların da zeminini oluşturur.. Buyurgan, ben merkezci ve bütün hakikatin ifadesi olduğu iddiasının kalıplaşmış halidir..Paradigmalarla mücadele bu yüzden çok zor ve yorucudur..Akademik hayatta piyasada öne çıkarılan isimlerin birçoğu paradigmal hegemonyanın bir gereği olarak destek bulmakta ve hakikatin temsilcisi olarak sunulmaktadır.Hayatı tek boyuta indirerek açıklamak bilimsel anlamda sosyal ve siyasal anlamda büyük bir kaosu beraberinde getirmektedir.
Gerek sosyal bilimler alanında gerek fen bilimleri alanında özellikle 19. yüzyıl pozitivizmi ekseninde bilimsel paradigma belli bir kesim tarafından ısrarla sahiplenilmektedir.
Paradigma kabul gören ya da kabullenilmiş model ve kalıp düşüncelerdir. Kalkınma, ilerleme, deney ve gözlem dışında hakikatin olmayışı gibi kimi kalıplar paradigma olarak öne çıkarlar.
Modern Hurafeleri Bilim Dünyası Terkedeli Çok Oldu
Skolastik paradigma ile mücadele yüzyıllar sürmüştür. Skolastik paradigmayı aşmak adına ortaya çıkan Aydınlanma, vahyin yerine aklı, tanrısal açıklama yerine bilimsel açıklamayı, insanın yaratılışı yerine tesadüflerin belirlediği ilerleme anlayışını ortaya koymuştur. Akıl, bilim, ilerleme ekseninde gelişen modern pozitivist paradigma yer yer ideolojik, yer yer bilimsel desteklerle kendini kabul ettirme yolunu seçmiştir. Paradigmalar dogmatik bir tutuma dönüşerek asli açıklamalr olarak kabul ettirilmeye çalışılmıştır.Böylelikle Kilisenin skolastik anlayışı bilim içinmde yeniden üretilmişitr.
Özellikle akıl, bilim ve ilerleme kavramları kullanılarak asli olandan kopuş bir dönem popüler olmuş ve eğitim sisteminin başat paradigması haline gelmiştir. Bu paradigma, kutsal ile profan, akıl ile vahiy, din ile bilimin birbirinden koparıldığı bir süreci başlatmıştır.
Akıl bilim ve ilerleme fikrini aşamamış 19 yüzyıl Egemen paradigması ile hayata bakan hiçbir bilim adamının benim nazarımda ne ciddiyeti, ne de ağırlığı vardır.
Dünyadaki bilimsel gelişmeler 19. yüzyılda üretilen bu paradigmanın iflasını getirmiştir; ama maalesef iflas etmiş bu paradigmalar hala alkışlanabilmektedir.
Bilimsel alanda mitos’tan logosa, logos’tan telosa gibi ilerleme fikrine dayalı felsefi anlayış etkisini ve anlamını çoktan kaybetmekle birlikte hala üniversitelerde okutulabilmektedir.
Bilimsel alanda devrim yapabilmek bilimsel alanda gelişmek bir toplum için hayati öneme haizdir Bu yüzden dünyadaki bilimsel gelişmeleri kendi sosyal koşullarımızı da göz önüne alarak ciddiyetle takip etmek ve takip ederken de tarafgirliği aşarak bir futbol taraftarı veya amigoluk dışında bir tutum takınmak gerekir.
Çünkü bütün paradigmalar belli dönemde işe yarasa da bir müddet sonra hayata açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Bu durumda ya paradigmalar aşılacak, ya da bu paradigmalara birer inanç gibi -ki aslında o inanç değil bir dogmadır- sarılınacak; bu paradigmalarla hayatın her alanını izah etme iddiası sürdürülecektir.
Buna inanmayanlar ise her alanda lanetli olarak kabul edilecektir. Paradigmanın hegemonik boyutu budur.
Mütefekkir olmak, Aydın olmak, peygamberlik, filozofluk bunların hepsi aslında var olan paradigmaları aşma hamlesidir..
Skolastik paradigma karşısına bilimsellik ve aydınlanma adına ortaya konan yeni paradigma da tepkisellik temelinde geliştiğinden hakikati temsil noktasında ciddi sıkıntılar doğurmuştur. Bu yüzden hakikat ile temas noktasında Batı dünyasındaki düşünsel çabalar son dörtyüz yıl yöntem sorunu ekseninde gelişmiştir.
F. Bacon Skolastiği kabızlığa, Aydınlanma sonrası gelişen yaklaşımları da kabızlıktan kurtulmak için müshil almaya benzetmiştir. Sonuçta kabızlık yerini ishale bırakmış, her iki yönelim de insana zarar verdmiştir.
Modem paradigmayı aşan için çok ciddi mütefekkirler yetişmiştir. Akıl tutulması, Akla veda, Bilim kilisesi gibi kavramlar geliştirilmiştir. Bütün postyapısalcı düşünürler paradigma parçalayıcı olarak öne çıkmışlardır.
Hatta çok önceleri Vico “Yeni Bilim”de paradigma’yı aşabilmek ve sağlam bir bilimsel algıya ulaşabilmek için bir yöntem önermiştir.

Paradigma Ve Akademia
Hegemonya sadece kaba kuvvet ve silahla oluşmaz. Hegemonya çoğu kere bir paradigmadan da güç alabilir. Sanat, siyaset, eğitim alanında kendini hissettiren her paradigma aynı zamanda bir anlama ve yaşama biçimi de dayatır. Paradigma kabul gören genelgeçer anlayış olduğu için paradigmal düşüncenin dışındaki her yaklaşım biçimi mahkum edilip ötekileştirilir. Dünyanın dönmediği ve düz olduğu şeklindeki bilimsel paradigmayı kabul etmeyenlerin uğradığı muameleler herkesin malumudur.Dünyanın düz olduğu şeklindeki anlayışın egemen olduğu ortamda “Dünya dönüyor” diyenler yargılanır hatta diri diri yakılır. Her dönemin Engizisyonu egemen paradigmaya karşı duranları yargılar. Bu engizisyon kimi kere dinsel kimi kere bilimsel sıfatlar takınır. Feyerabend boşuna “Bilim Kilisesi” tabirini kullanmamıştır.
Paradigmalar daima bir şeye karşı olma ekseninde kendini ortaya koyarken hakikat kendini tarih boyunca insanlığın kabullendiği ortak değerlerden alır. O tarihsel bir kesit değil, insan doğasının en temel hamlesidir. Pradigmalar da aslında varlığını bu hamleye borçludur. Hakikatin paradigmaya kurban edilmesinin en önemli sebepleri entelektüel yetersizlik, kişisel fayda ya da tepkisellik olarak tespit edilebilir.
İdeolojik dünya görüşü ekseninde gelişen ilgiler saf insani doğayı, insanın bilimsel gelişmesini, insanın ruhsal gelişmesini engelleyen en önemli çıkmazlardandır.
Bir düşünürün, mütefekkirin şairin değerini dönemin paradigmasını aşıp aşamadığı belirler. Her dönemde egemen anlayışın rahipleri, filozofları ve şairleri bulunmuştur..Ve her dönemde Musalar, Sokratesler, Konfiçyüsler, Muhammedler de bulunmuştur..
Hangi Anlayış Bize Paradigmayı Aşma Gücü Verir

*Psişik unsurları aşabilmek; Öncelikle hakikat karşısında samimi bir duruş gereklidir. Ahlaki duruş olmadan hakikat kendini bize sunmayacaktır.
*Karşıt ve taraftar olmanın ötesinde bir tutum takınmak
*Evrene bütünlük açısından bakmak
*İnsanlık tarafından ortaya konan değerlere yaslanmak
***
“hakikat bir süslü saraydır,
hevâ ve heves tozu dumana katmış
görmüyor musun.
tozun kalktığı her yerde,
insan ne kadar gören ise de
göremez gözü,
sen ağzına kadar hırsla doluysan
gaybî olan gönüldeki sır duyulmaz”(Mevlana)
Bunu aşmanın yolu bütün bu unsurların üstüne çıkabilme anlayışına ulaşmaktır. Bilimin yapmak istediği de budur.
Peki, insan böyle bir üste çıkışı başarabilir mi? İnsanda böyle bir yeti bulunmakta mıdır?
İnsan bir çok yanlış bakışı içine doğduğu dünyadan almaktadır. İçine doğulan dünyaya egemen paradigma insanı mutlaka etkilemektedir. Bu paradigma yine insani bir zeminden beslenmektedir. Kimi kere haz, kimi kere faydaya ilişkin insani yönelimden beslenmektedir. Çünkü insanın çevresel yapıdan etkilenmesinde bünyesinde bulunan menfaat, yükselme arzusu, korku vbg temel duygular etkili olmaktadır. Ancak bu yapıyı aşacak; bunun üstüne çıkabilecek potansiyel de kendinde bulunmaktadır [1]
_____________________________________________
1-Platon Protagorasın görüşlerini üç noktada eleştirmektedir: a-İnsan başkalarına danışır. İnsan kendi anlayışının yanlış olduğunu gösteren başkalarının kanılarına hakikat atfetmekle yanlışa düşer. b-Uzmanlar güvenilir yargılarda bulunurlar. c-Bazı yargılar iyi bilindiği halde kötü sonuçlar doğurabilir. (bkz. Paul Feyerabend, Akla Veda, çev. İst. 1995, s. 60 -69-70)
(Yazının daha geniş bölümü ileride inşallah)
