“Transandantal Dönüşün, Husserl’in Erken Metafizik Anlayışına ve Tanrı’nın Varlığına Yönelik Sıradışı Argümanına Etkisi”
Giriş
1906 civarında Husserl, deneyim ve biliş teorisine daha güvenli epistemik ve teorik temeller sağlamak amacıyla fenomenolojik indirgeme kavramını detaylandırmaya başladı. Fenomenolojik indirgeme ve onunla birlikte transandantal fenomenoloji teorisi, Husserl’in felsefesinin ufkunu önemli ölçüde genişletmesini ve daha önce onun için oldukça marjinal olan cisimsellik veya bedenlenme, tarih ve öznelerarasılık gibi konuları daha sistematik ve daha uzun bir şekilde dahil etmesini sağladı. Ayrıca tam da bu dönemde – ve fenomenolojik indirgemenin bu “keşfi” ile güçlü bir bağlantı içinde – fenomenolojik metafizik teorisini detaylandırmaya başladı; bu onun için yalnızca “gerçekliğin nihai bilimi” (metaphysica generalis) anlamına gelmiyordu, aynı zamanda temel amacı Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu, ruhun ölümsüzlüğü ya da ölümlülüğü ve nihai değerler gibi “en yüksek ve nihai sorulara” (metaphysics specialis) cevap aramak olan bir disiplindi.
Aslında, her iki metafizik anlayışı da (metaphysica generalis, metaphysica specialis) daha önceki çalışmalarında zaten mevcuttu. Hem gerçekliğin nihai bilimi olarak tasarlanan metafizik hem de Tanrı’nın varlığı veya etik değerler gibi belirli metafizik sorulara ilişkin araştırmalar, 1890’lardaki ders metinlerinde bulunabilir. Örneğin, birinci anlamda metafiziğe ilk atıf 1893 tarihli Raumbuch adlı taslakta ve 1896 tarihli Mantık Dersi’nde bulunur. İkincisine gelince, 1892/93 ve 1895/96 derslerinde din felsefesiyle uğraşıyordu. Ancak 1906 civarında ortaya çıkan transandantal dönüş, onun meşru fenomenolojik araştırmanın ufuklarını kendisi için bile şaşırtıcı olacak derecede genişletmesini sağladı. Fenomenolojik indirgeme sayesinde, hem gerçekliğin nihai bilimi hem de “en yüksek ve nihai soruların” alanı olarak metafizik için daha radikal bir temel ifade etmeyi başardı.
Bu fenomenolojik metafiziğin önemli bir özelliği ve sonucu, Husserl’in “transandantal idealizm” olarak adlandırdığı, bir yandan tüm varlığın temsilinde bilincin aktif rolünü vurgulayan, diğer yandan da birincisiyle temel bir bağlantı içinde, bilinç ve varlık arasında zorunlu bir korelasyon olduğunu varsayan ve ikincisini (varlık) belli bir dereceye kadar birincisine (bilinç) bağımlı kılan şeydi.1 Bu metafizik proje çerçevesinde Husserl, hayatının sonuna kadar sonraki çalışmalarında da – yayınlar, taslaklar, ders notları, araştırma el yazmaları – kendisi için sürekli bir yönelim noktası olarak kalan böyle bir Tanrı anlayışının ana hatlarını ifade etmeyi de başarmıştır. Aslında bu yazılarda “salt” sistematik bir Tanrı anlayışından çok daha fazlası vardır. Şöyle ki, bu dönemde, özellikle 1906 ile 1914 yılları arasında, Husserl’in yazılarında Tanrı’nın varlığına dair bir argümanın taslakları ortaya çıktı. Bu argümanın, bildiğim kadarıyla, henüz tam anlamıyla yeniden yapılandırılmadığı, ancak ilginç olabileceği düşünülüyor.
1 Bu konuda bkz: A.D. Smith: Husserl and the Cartesian Meditations. Londra ve New York: Routledge, 2003.
2 Husserl: Transzendentaler Idealismus. Texte aus dem Nachlass (1908-1921). Robin D. Rollinger tarafından Rochus Sowa ile işbirliği içinde yayına hazırlanmıştır. Dordrecht, Hollanda: Kluwer Academic Publishers, 2003, s. 77.
3 Husserl 2003, s. 73.
4 Husserl: Zur Phänomenologie der Intersubjektivität. Texte aus dem Nachlass. Erster Teil. 1905-1920. Iso Kern tarafından düzenlenmiştir. Lahey, Hollanda: Martinus Nijhoff, 1973, s. 14-17, 215-217.
5 Strasser, Stephan (1979): “History, teleology, and God in the philosophy of Husserl”. Annalecta Husserliana IX. içinde, Dordrecht: Kluwer Academic 324-350. Özellikle: s. 330.
6 Husserl: Renzprobleme der Phänomenologie. Analysen des Unbewusstseins und der Instinkte. Metafizik. Späte Ethik (Texte aus dem Nachlass 1908 – 1937) Rochus Sowa & Thomas Vongehr tarafından düzenlenmiştir. New York: Springer, 2014, s. 168.
__________________________________________________________________________________
*Bence Peter MAROSAN
Université Paris 1 Panthéon-Sorbonne.
“Phenomenology and Transcendental Idealism”


