Pozitivizmin Ahlaki İkilemi
Özet (Abstract):
Pozitivist düşüncede bir ilerleme olduğunu düşünüyorum ve bu ilerleme, bir pozitivist olan MacCormick’in, pozitivizmin yalnızca hukuki sistemler hakkında görünürde bilimsel ve nesnel bir olgu olarak değil, ahlaki olarak da gerekçelendirilmesi gerektiğini kabul etmesinde yatmaktadır. Ancak bu gerekçelendirme, “vicdan egemenliğini” bir ahlaki ilke olarak etiketlemekle ya da pozitivizmin asgari düzeyde ve bu nedenle zorunlu olarak vicdan egemenliğini teşvik ettiğini iddia ederek kafa karışıklığını artırmakla sınırlı olamaz. Pozitivistlerden daha mantıklı ve tutarlı bir argümana ihtiyacımız var. Bu tür bir argüman ortaya çıkana kadar, hukukun ahlakla ayrı olması gerektiğinde ısrar ederek yola çıkan pozitivistlerin, ahlaki sorularla başa çıkmakta doğaları gereği zorlandıklarına inanmaya devam ediyorum.
I. Bölüm: Giriş ve Pozitivizmin İçsel Çelişkisi
Pozitivistler yalnızca hukuku ahlaktan ayırmakta ısrar etmekle kalmazlar, aynı zamanda bu iki unsur ayrıldığında hukukun ortaya çıkardığı ahlaki sorularla başa çıkmakta da yetersiz görünürler. Bu yetersizlik, bence, hem hukukun ahlaktan ayrı olduğunu iddia edip hem de bunu kanıtlamaya çalıştıklarında ortaya çıkan kısır döngüden kaynaklanır. Neil MacCormick’in “Ahlakçı Bir Gerekçeyle Ahlakdışı Bir Hukuk?” başlıklı konferansları, bu sorunu örneklemektedir.

MacCormick’in hakkını teslim etmek gerekir; o, diğer pozitivistlerin kaçındığı ya da—H.L.A. Hart’ın yaptığı gibi—biri pozitivizme, diğeri ahlaka yönelik iki kitap arasında üstü örtük biçimde bıraktığı bir konuyu açıkça ortaya koymuş ve amoralist pozitivist hukuk anlayışını benimsemek için ahlaki bir temel sunmaya çalışmıştır. MacCormick’in zarif üslubu ve mizah anlayışı, argümanının üzerine inşa edildiği tutarsızlığı maskelemeye eğilimlidir ama aynı zamanda okuyucular, buna ben de dahil, bu argümanı dikkatle incelemekten keyif alır.
Profesör MacCormick’in argümanını kurduğu tutarsızlık, onun doğal hukuk yaklaşımına yönelik eleştirisinde yatmaktadır. Ona göre, bir kuralın “hukuk” olarak kabul edilip edilmeyeceğini belirlemek için iki aşamalı bir prosedür gerekmektedir. Bu iki testi kolayca başvurulabilir hale getirmek ve argümanı mümkün olduğunca genelleştirmek adına, bunları “soy kütüğü (pedigree) testi” ve “içerik testi” olarak adlandırıyorum ve Profesör MacCormick’in bu etiketlere itiraz etmeyeceğini düşünüyorum. Testler şunlardır:
-
Soy Kütüğü (Pedigree) Testi:
Profesör MacCormick’in “kurumsal olgu” analizi olarak adlandırdığı bu test, belirli bir kuralın söz konusu hukuk sisteminin anayasal süreçleri tarafından üretilip üretilmediğini inceler. -
İçerik Testi:
MacCormick’in “ahlaki gerekçelendirilebilirlik” testi olarak adlandırdığı bu test, kuralın içeriğini inceler ve onun ahlakla uyumlu olup olmadığını değerlendirir.
(MacCormick’in de ihmal ettiği gibi, burada söz konusu edilen ahlakın genel bir ahlak mı yoksa testi yapan kişinin ahlaki görüşleri mi olduğu sorusunu şimdilik bir kenara bırakıyorum.)



