goetheImmagine-ATK-F-017005-0000

Goethe açısından “Madde”ye Genel Bir Bakış

(Materie – An Overview of Goethean Materie)

Madde ve maddeler arasındaki ve madde içindeki etkileşimler, Goethe’nin bütüncül ve birbirine bağlılık ilkeleriyle şekillenen dünya görüşünde merkezi bir rol oynar. Ancak Goethe’ye göre Materie (madde), sıradan bir okuyucunun İngilizce “matter” kelimesinden anlayacağı gibi cansız, durağan kütlelerden çok uzaktır. Aksine, “Geist” (zihin/ruh) ile dolu bir şeydir: canlı, sürekli değişen ve yeryüzündeki tüm yaşamın temelinde yer alan bir varlıktır. Bu kavramın Goethe’nin düşüncesi için ne kadar önemli olduğunu anlamak için, bu kelimenin onun yazılı eserlerinde dört yüzün üzerinde kez geçtiğini belirtmek yeterlidir. Dahası, “materiell” (maddesel) ve “immateriell” (maddesel olmayan) gibi ilişkili terimler de bu düşünce evreninde önemli yer tutar. Her ne kadar bu kelime kimi zaman “konu” (subject-matter) anlamında da kullanılsa da, Goethe’nin felsefi ve doğa bilimsel, özellikle de jeolojik yazılarında bambaşka bir anlam kazanır. Goethe’ye göre bu anlam, dağlar tarafından açığa vurulur:

“Wir sagen also: es gibt ein allgemeines Gesetz, nach welchem alle materielle Massen sich gestalten, und dieses Gesetz offenbaren uns die Gebirge, und wer es kennt, dem sind sie offenbar.”
(WA 2.10: 76)
Yani: Tüm maddesel kütlelerin şekil aldığı genel bir yasa vardır ve bu yasa bize dağlar tarafından açığa vurulur; eğer onu tanıyorsan, dağlar sana açılır.

Dağlar, muazzam kütleler olarak maddenin gizemini barındıran yerdir Goethe’ye göre.

Bu “genel yasa”yı araştırırken, bu bölüm Goethe’nin maddeye dair karmaşık ve çok katmanlı anlayışını, onu etkileyen filozofları ve onun düşüncelerinden (doğrudan ya da dolaylı) ilham alanları inceler. Bu kişiler maddenin canlı, etkin ve parlak bir varlık olduğu görüşünü paylaşırlar. Goethe’nin önceki düşünürlerle bu konu üzerine yaptığı kapsamlı etkileşim ve onun doğal felsefesinde Materie ile ilişkili diğer kavramlarla olan etkileşimi göz önünde bulundurulduğunda, onun için maddenin gerçekten “önemli” olduğu açıkça görülür. Bu yönüyle onun doğal felsefesi, özellikle ekokritik alanında, çağdaş düşünürlerle ortaklıklar taşır. Ekokritik yaklaşımlar, insan ile çevre arasındaki gerilimli ilişkiye odaklanan Anthropocene (İnsan Çağı) kavramı etrafında şekillenir; bu terim, 2000’li yılların başında Hollandalı kimyager Paul Crutzen tarafından, insanların iklim ve çevre üzerindeki baskın güç haline geldiği jeolojik dönemi tanımlamak için ortaya atılmıştır.

Bu çağdaş yaklaşımlar yalnızca insan faaliyetlerine değil, bu faaliyetlerin gerçekleştiği maddesel çevreye de odaklanır. Bu yüzden, bu yaklaşımlar beşerî bilimlerde ve Goethe çalışmaları alanında da kullanılmaya başlanmıştır. Bazı akademisyenler Goethe’nin eserlerinde maddeselliğin önceliğini vurgularken, diğerleri maddesel olmayan (immateriell) özellikleri de dikkate alan bir yaklaşım çağrısında bulunmuştur.

Zihin (Geist) ve Madde (Materie): Kavramsal Bir İkilinin Tanımlanması

(Geist and Materie: Defining a Conceptual Pair)

Batı felsefe tarihine bakıldığında, Materie (madde) ile Geist (zihin/ruh) ya da alternatif olarak Materie ile Form (biçim) terimlerinin ayrılmaz bir kavramsal ikili oluşturduğu görülür. Aşağıdaki çözümleme, Goethe’nin madde anlayışını daha geniş felsefi bağlama yerleştirmek için Materie ile tarih boyunca ilişkilendirilen bu kavramsal ikililere kısa bir bakış sunacaktır.

  1. Geist ve Materie:
    Grimm Kardeşler’in Deutsches Wörterbuch (Almanca Sözlük) adlı eseri, bu iki terimi detaylıca ele alırken Goethe’nin kullanımından büyük ölçüde yararlanır. Materie maddesi altında dört tanım verilir:a-“Bir şeyin yapılmış olduğu madde”          a- “Bir sanat eserinin maddesi”                                                                                                                                                      b- “Felsefi dilde, bir doğa cisminde bulunan maddesel ve dolayısıyla onun nedeni olan şey”                                                      c- “Son olarak, bir bedende içkin olan ve onun doğasını belirleyen sıvı veya nem”

Bu tanımlar birbirini tamamlar niteliktedir. Ancak Goethe’nin madde anlayışını kavramak açısından en anlamlı olan üçüncü tanımdır: “Bir doğa varlığının içinde bulunan ve dolayısıyla onun nedeni olan şey.” Bu tanım, bir doğa cismiyle doğrudan ilişkili olduğu için ve belirsizlik taşıyan ifadesiyle (“irgend eines” – herhangi birinin) maddenin Goethe’nin doğa betimlemelerinde olduğu gibi gizemli ve sır dolu bir nitelik taşıdığını gösterir.

Geist maddesi ise sözlükte çok daha kapsamlı bir biçimde yer alır. Grimm Kardeşler bu terime otuzdan fazla ayrı tanım verir. Özellikle dikkat çeken tanım 20 numaralı olanıdır:

“Ama ruhun ne olduğu, karşıtları sayesinde en güvenli şekilde anlaşılır gibi görünüyor; yani ruh ve beden, ruh ve madde, ruh ve doğa gibi.”

Bu noktada Materie açıkça Geist’in karşıtı olarak tanımlanmıştır—hatta Natur’un (doğa) da. Bu, söz konusu kavramlar arasındaki sıkı bağı vurgular. Ayrıca, Geist’in bu bölümde doğrudan bir tanımının verilmemesi ve onun ancak karşıtları yoluyla anlaşılabileceğinin söylenmesi, bu bağı daha da pekiştirir.

  1. Form ve Materie:
    Fiziksel nesnelerin, bir yandan madde, diğer yandan ona biçim veren bir güçle oluştuğu inancı Aristoteles’e kadar uzanır. Aristoteles, Physics (Fizik) adlı eserinde bu yaklaşımı şöyle açıklar:

“Doğal olan şeylerin, bir özne ve bir formdan meydana gelmeleri—bu onların varlık nedenidir; ve böylece her şey kendi özüne göre ortaya çıkar.”

Burada “form” yalnızca nesnenin aldığı dış şekli değil, aynı zamanda onun özünü, bu şekli almasını sağlayan niteliği de ifade eder. Aristoteles daha sonra bu “neden”i “hareket ettirici neden” ya da “etkin neden” olarak adlandırır; bu, maddenin bir formdan diğerine geçişini tetikleyen etkidir. Son olarak, her şeyin ulaşmak istediği “amaç nedeni” gelir.

Goethe de Aristoteles gibi, maddi varlıkların yalnızca maddeden oluşmadığını kabul eden bir yaklaşımı benimser. Dolayısıyla, Aristoteles’in yaklaşımının genel yapısı ile Goethe’nin bakış açısı arasında bir paralellik vardır. Özellikle ikisinin de ne maddeyi ne de biçimi birbirine üstün görmemesi, bu ikisinin dengeli bir birliktelik içinde anlaşılmasına olanak tanır.

  1. Materie, Zaman ve Maddesizlik:
    Pek çok modern eleştirmen de Materie kavramını, Geist ve Form gibi “maddesel olmayan” (immaterial) kavramlarla kurduğu yakın bağ üzerinden anlamaya çalışır. Bu yaklaşım, Helmut Koopmann’ın Goethe-Handbuch’daki açıklamasında da görülür. Koopmann, Geist’i şöyle tanımlar:

“Zamanın hükmüne tabi olmayan maddesel olmayan şey.”

Bu tanım, tıpkı Grimm Kardeşlerinki gibi, Geist’i maddeselliğin karşıtı olarak tanımlar; ancak ayrıca Geist’in zamanın dışında olduğunu da belirtir. Bu görüş, Goethe’nin eserlerinin Hamburg baskısına eklenen bir yazısında Carl Friedrich von Weizsäcker’in önerdiği anlayışla çelişir. Weizsäcker şunu sorar:

“Geist ve Materie iki ayrı gerçeklik midir, yoksa bir mi?”

Ayrıca, Polarität und Steigerung (Karşıtlık ve Yükseliş) başlıklı başka bir yazıda şöyle der:

“Madde sonsuz bir döngüde kendi içine dönerken, Geist bir yönelime sahiptir. O gerçek zamanı bilir; gelecekle geçmiş arasındaki farkı tanır.”

Burada Geist, zamanın içinde yaşayan, yönelen ve geçmişle gelecek arasında ayrım yapabilen bir varlık olarak tanımlanır; bu, Koopmann’ın zamansız Geist’iyle taban tabana zıttır. İki düşünür farklı şeyler söylüyor gibi görünse de aslında ikisi de ne tamamen haklıdır ne tamamen haksız. Eğer Materie ve Geist ayrılmaz bir biçimde bağlıysa, her ikisinin de zamanla ilişkili olduğu açıktır.

Madde bir yandan zamanın akışına tabidir, ama diğer yandan onun dışında da var olur. Aynı durum Geist için de geçerlidir. Koopmann’ın belirttiği gibi, her ikisi de “zamanın hükmüne tabi değildir” çünkü başlangıçtan bu yana var olmuşlardır ve sonsuza dek var olacaklardır. Ancak Weizsäcker’in dediği gibi, “gerçek zamanı tanırlar.” Bu nedenle, madde ve ruh, hem zamansal hem zamansızdır. İnsanlık olarak, Anthropocene çağında maddeyle kurduğumuz ilişki, bizi hem şimdiki ana hem de kadim geçmişe bağlayan bir deneyim sunar.

Goetheci Madde Kuramı: Doğa ve Gelişim

(The Theory of Goethean Materie: Nature and Development)

Materie (madde) ve Geist (zihin/ruh) ikilisi, Goethe’nin maddeye dair en derin ifadelerinden birinde, “Die Natur” (Doğa) başlıklı aforistik makalesine yazdığı açıklamada en açık haliyle ifade edilir. Bu metin, Goethe tarafından 24 Mayıs 1828’de Weimar’da kaleme alınmıştır; ölümünden dört yıl önce. Goethe burada 1780’li yıllara tarihlendirdiği “Die Natur” başlıklı yazısı üzerine düşünürken şunları söyler:

“Die Erfüllung aber, die ihm fehlt, ist die Anschauung der zwei großen Triebräder aller Natur: der Begriff von Polarität und von Steigerung, jene der Materie, insofern wir sie materiell, diese ihr dagegen, insofern wir sie geistig denken, angehörig; jene ist in immerwährendem Anziehen und Abstoßen, diese in immerstrebendem Aufsteigen. Weil aber die Materie nie ohne Geist, der Geist nie ohne Materie existirt und wirksam sein kann, so vermag auch die Materie sich zu steigern, so wie sich’s der Geist nicht nehmen läßt, anzuziehen und abzustoßen; wie derjenige nur allein zu denken vermag, der genugsam getrennt hat um zu verbinden, genugsam verbunden hat um wieder trennen zu mögen.”
(WA 2.11: 11)

“Eksik olan ise, doğanın tamamına dair iki büyük itici gücün (dişlinin) göz önüne alınmamasıdır: Polarität (karşıtlık) ve Steigerung (yükseliş, yoğunlaşma) kavramları. İlki maddeye, onu maddesel düşündüğümüzde; ikincisi ise ruha, onu düşünsel olarak düşündüğümüzde aittir. İlki sürekli bir çekim ve itim hâlindedir; ikincisi ise durmaksızın yukarıya yönelir. Ancak, madde asla ruhsuz var olamayacağı gibi, ruh da maddesiz ne var olabilir ne de etkide bulunabilir. Bu nedenle, madde de yükselme yeteneğine sahiptir; tıpkı ruhun da çekim ve itimi deneyimlemesinden kaçamayacağı gibi. Bunları ancak yeterince ayırmış olan biri birleştirmeyi, yeterince birleştirmiş olan biri de tekrar ayırmayı düşünebilir.”

Goethe burada, Materie ile Geist üzerine düşünmenin, başka bir kavramsal ikiliyi de dikkate almayı gerektirdiğini açıkça belirtir: Steigerung (yoğunlaşma, yükselme) ve Polarität (karşıtlık). Hiçbir kavram tek başına var olamaz; Materie’yi yalnızca “madde” olarak çevirmek Goethe’nin kastettiğini tam olarak yansıtmaz.

Eleştirmenler de Goethe’nin Materie kavramını bu kavramsal ikiliyle ilişkilendirerek ele almışlardır. Örneğin Rudolf Steiner, Goethes Weltanschauung (Goethe’nin Dünya Görüşü, 1921) adlı eserinde Goethe’nin düşüncesinin farklı yönlerini incelerken Materie, Steigerung ve Polarität arasındaki bağlantıya odaklanır. Steiner şöyle yazar:

“İçeriği yaratan doğa aracılığıyla, maddeden ruhsal olanın ortaya çıkarılması süreci, Goethe’nin Steigerung olarak adlandırdığı şeydir.”

Bu yorum, Materie ile Steigerung arasındaki etkileşime vurgu yapar ve bu kavramların süreç odaklı doğasını öne çıkarır. Steigerung, ruhsal ve maddi alemler arasında karşılıklı bir iç içe geçişe olanak tanıyan sonsuz bir “ayrıştırma ve çıkarma” sürecidir. Steiner’in açıkça ifade ettiği gibi:

“Goethe ruhsuz, ölü bir madde tanımaz.”

Ancak Steiner, Steigerung’u maddeden ruhsallığın çıkarılması süreci olarak tanımlarken, metnin yazarı bunun böyle bir “hiyerarşik çıkarım” olarak değil, bu iki kutup (Materie ve Geist) arasında karşılıklı ve yatay bir ilişki olarak görülmesi gerektiğini savunur. Bu bakış açısıyla Steigerung ve Polarität, Materie kavramını anlamak açısından temel yapısal bileşenler haline gelir.

Goethe’nin çokça bilinen Steigerung kavramı gibi, onun dinamik madde anlayışı da doğadaki nesnelerin (organik ya da inorganik) gelişimini sağlayan bir tür kuvvet, istek ya da itki barındırır. Bu düşünce Astrida Tantillo’nun The Will to Create (Yaratma İradesi) adlı kitabında kapsamlı biçimde ele alınmıştır. Tantillo, Goethe’nin doğa felsefesinde “doğanın yaratma, evrim geçirme, mücadele etme, dönüşme ve başkalaşma iradesi”nden söz eder. Ona göre bu irade, doğada mevcut olan “içsel bir dürtü”dür.

Tantillo, doğanın bu “iradesi”nin belirli bir yönelimi olduğunu savunur: genel olandan özel olana, yani eksiklikten mükemmelliğe doğru bir hareket. Bu süreç, Goethe’nin doğada gördüğü Steigerung’la örtüşür; doğadaki bu içsel dürtüler, maddeyi bu gelişim yolunda ilerlemeye sevk eder. Jeolojik bağlamda bu süreç genellikle taştan değerli taşa dönüşümü temsil eder—tıpkı Tantillo’nun belirttiği gibi, genelden özele doğru bir ilerleyiş söz konusudur.

Jeolojik Madde: Taşlar ve Bitkiler Üzerine

(Geological Materie: On Stones and Plants)

Her Goethe yorumcusu, Steigerung, Polarität, Materie ve Geist arasında Rudolf Steiner’in öne sürdüğü gibi sıkı bağlar kurmaz. Bu eleştirmenlerden biri olan Margrit Wyder, Goethe’nin jeolojik kütlelerin Steigerung geçirmeye uygun olmadığını düşündüğünü iddia eder; bu da, ona göre, Goethe’nin jeoloji ile morfoloji arasında bağ kuramamasına yol açar:

“Organik alanlarda merkezi olan Steigerung eksikti; çünkü granit, en eski taş olduğundan, Goethe’ye göre aynı zamanda en mükemmel olandı.”

Wyder’a göre, granitin bu kadar eski olması, onu Steigerung’un içerdiği yenilik ve gelişme potansiyelinden yoksun kılar. Bu da granitin, Steigerung’un temel olduğu Goethe’nin morfolojik sistemiyle uyumlu olmamasına yol açar.

Ancak yazar bunun tersini iddia eder: Goethe’ye göre granit yalnızca Steigerung geçirme kapasitesine sahip değildir, aynı zamanda bu immateryal güce o denli açıktır ki, çevresindeki insanlara ve canlılara kadar yayılabilir. Bu sav, Goethe’nin Granit II ya da diğer adıyla Über den Granit (1784; “Granit Üzerine”) adlı metnine dayandırılır. Wyder’ın iddiasının aksine, bu metin kavramlar ile jeolojik kütleler arasında sıkı bağlar kurar.

Bu deneme, Goethe’nin jeoloji üzerine yazdığı en bilinen metinlerden biridir. 1784 yılının Ocak ayında yazıldığı düşünülmektedir; bu sırada Goethe, Thüringen bölgesindeki Ilmenau kasabasında madencilik çalışmalarına yoğunlaşmış ve Harz Dağları’nda üçüncü seyahatini gerçekleştirmiştir. Metin, granit taşına duyulan hayranlığı konu alan kısa bir tarihçe ile başlar. Başlangıçta nesnel ve mesafeli olan anlatım, zamanla öznel bir hale gelir ve dağın zirvesine tırmanma düşüncesiyle birlikte anlatıcının içsel bir tefekküre geçmesini sağlar. Yazının geri kalanı, anlatıcının bu tefekkür sürecinde granit dağının oluşumu, çevresi ve genel doğa içindeki yeri üzerine düşüncelerini aktarır.

Bu yazının başlığı, Goethe’nin diğer jeoloji yazılarından farklı olarak, doğrudan granit taşının fiziksel özelliklerinden çok, dağın deneyimlenen (ya da hayal edilen) ortamına odaklandığını gösterir.

Aslında, metnin temelindeki fikir—bir dağa tırmanmak ve oradan inmek—doğası gereği yukarı ve aşağı hareketleri içerir. Dağın zirvesi kavramsal olarak yükselişe (yükseklik) işaret eder, fakat her tırmanış bir inişi de zorunlu kılar. Tıpkı Steigerung ve Polarität’te olduğu gibi, burada da hem yukarı hem aşağı yönlü bir hareket vardır; bu hareket dağ ortamının maddeselliği tarafından tetiklenir.

Granit II’deki anlatıcı dağın zirvesine ulaştığında bir tür zihinsel açıklık yaşar ve bunu şu şekilde tanımlar:

“İçimde, yerin çekici ve hareket ettirici güçleri bana doğrudan etki ederken, gökyüzünün etkileri de yakınımda dolaşıyor gibi. Bu anda doğaya dair daha yüksek düşüncelere yöneltilirim; ve nasıl ki insan ruhu her şeye can veriyorsa, aynı şekilde içimde bir benzetim canlanır ki, onun yüceliğine karşı koyamam. Böylece yalnız başıma, bu çıplak zirveden aşağıya bakarken, uzakta ayaklarımın dibinde zar zor büyüyen bir yosun görürken, şöyle derim: İnsan, yalnızca hakikatin en eski, en köklü, en derin duygularına ruhunu açmak istediğinde böyle bir yalnızlık duygusuna kapılır.”
(WA 2.9:174)

Bu sözler, anlatıcının jeolojik ortamda yaşadığı Steigerung ve Polarität deneyimini gözler önüne serer. Steigerung “doğaya dair daha yüksek düşüncelere yöneltilmek” (zu höheren Betrachtungen der Natur hinauf gestimmt) ifadesinde görünür; düşünceler durmaksızın yükselir. Bu, Goethe’nin “Die Natur” yazısındaki tanımıyla da örtüşür: “immerstrebendes Aufsteigen” (sürekli yukarı yönelme).

Polarität ise şu ifadede kendini gösterir:

“İçimde yerin çekici ve hareket ettirici güçleri bana doğrudan etki ederken, gökyüzünün etkileri de yakınımda dolaşıyor gibi.”

Burada “yerin güçleri” anlatıcıyı aşağıya, merkeze çekerken, “gökyüzünün etkileri” yukarıya doğru çekmektedir; anlatıcı bu iki zıt kuvvet arasında askıda kalır.

Goethe yalnız değildi; başka doğa filozofları da jeolojik maddenin gelişim ve dönüşüm geçirebilen, etkin bir varlık olduğunu savundu. Bu düşünce zamanla farklı şekillerde ortaya çıkmıştır: Kopernik’in yerin hareketini öngören güneş merkezli modeli; Buffon’un yerin sıcaklığını zamanla kaybettiğini savunan kuramı; ya da 16. yüzyıldaki “lapidifying juice” (taşlaştırıcı özsu) teorisi gibi. Bu teoriye göre yeryüzünün kabuğunda dolaşan özsular, farklı maddeleri taşa dönüştürebiliyordu. Bu görüş Goethe döneminde bilimsel geçerliliğini yitirmiş olsa da, taşların “etkinliği” düşüncesi farklı biçimlerde yaşamaya devam etti.

Böyle bir örnek, Novalis’in yarım kalmış romanı Heinrich von Ofterdingen’de görülür. Orada yaşlı bir adam taşların artık oluşmadığından yakınır:

“Doğa artık o kadar verimli değil galiba; bugünlerde yeni madenler, taşlar, dağlar oluşmuyor… çünkü üretici gücünü yitirdi.”

Burada doğa sabit değil, canlı varlıklar gibi bir doğum ve ölüm döngüsüne tabidir. Bu “üretici güç”, taşları sanki bir bitki ya da ağaç gibi organik yollarla yaratır.

Goethe’nin bitkiler üzerine yaptığı çalışmalar da maddenin gelişimsel doğasına dair daha fazla bilgi sunar. Metamorphose der Pflanzen (1790; “Bitkilerin Başkalaşımı”) adlı çalışmasında, gelişim sorusu odaktadır. Goethe, burada üretken olan “düzenli başkalaşımı” şöyle tanımlar:

“Bir biçimin diğerine dönüşümüyle, sanki ruhsal bir merdivende, doğanın zirvesine—iki cinsiyet yoluyla çoğalmaya—doğru yükselir.”
(WA 2.6:26–27)

Bu dönüşüm, çimlenmiş yapraklardan meyveye kadar olan süreci kapsar. Buradaki yükselme, “Granit II”deki maddesel zirveye değil, bitkilerin soy devamına yöneliktir. Bu süreçte kullanılan “geistige Leiter” (ruhsal merdiven) ifadesi oldukça anlamlıdır; çünkü Goethe daha önce Geist’i Materie’nin karşıtı olarak tanımlamıştır. Burada ise bu Geist kavramı doğrudan maddeye de atıfta bulunur. Yani, bitkilerin yukarı doğru büyümesi, Steigerung’un yönelimiyle örtüşür. Goethe’ye göre bitkisel madde, jeolojik maddeyle aynı şekilde yapılandırılmıştır—her ikisi de Materie ile Geist’in çift kutuplu birlikteliğiyle biçimlenir.

Maddenin Biçimlenmesi: Madde, Kuvvet, Eğilim

(Shaping Matter: Materie, Force, Tendency)

Goethe’nin Granit II adlı eserinde geçen “yerin içsel çekici ve hareket ettirici güçleri”nden (die innern anziehenden und bewegenden Kräfte der Erde), Novalis’in Heinrich von Ofterdingen’indeki “üretici güç”e (erzeugende Kraft) kadar, jeolojik alan çeşitli türden güçlerin yuvası olarak tasvir edilir. Bu kavramlar yalnızca örtük biçimde geçmez; Goethe “Granit II”de ve başka yerlerde, dünyanın maddesinin uyguladığı kuvvetleri tanımlarken anziehen (çekmek) fiilini ve Kraft (kuvvet) ismini doğrudan kullanır.

Goethe’nin Campagne in Frankreich (1820–22; “Fransa Seferi”) başlıklı otobiyografik yazısında şöyle der:

“Kant’ın doğa bilimi üzerine yazılarından, çekim ve itim kuvvetinin maddenin özüne ait olduğunu ve bu iki kuvvetin maddenin tanımında birbirinden ayrılamayacağını öğrendim; buradan da tüm varlıkların ‘ilk kutuplaşması’nın çıktığı sonucuna vardım; bu kutuplaşma, görüngülerin sonsuz çeşitliliğini kuşatır ve onlara hayat verir.”
(WA 1.33:196)

Burada geçen “Anziehungs- und Zurückstoßungskraft” (çekim ve itim kuvveti), Goethe’nin düşüncesinin geç döneminde Polarität (kutuplaşma) kavramının açık bir tanımıdır. Aynı “Kräfte” (kuvvetler), Über den Granit’teki Materie’nin içinde yer alır ve aynı terimlerle anlatılır. Bu durum, “Über den Granit” adlı metnin, daha sonra Goethe’nin bütüncül dünya görüşünün temel taşlarından biri hâline gelecek olan bu kavramsal çerçevenin erken bir prototipi olduğunu gösterir.

Hatta bazı eleştirmenler Anziehungskraft (çekim gücü) kavramını, Goethe’nin dağlara duyduğu ilginin kaynağını açıklamak için kullanmıştır. Örneğin Sigrid ve Hamster Damm, “Geheimnißvoll Offenbar”: Goethe im Berg adlı kitaplarında şöyle sorar:

“Derinliklerin mitik gücü mü acaba, böyle karşı konulmaz bir çekim gücü uyandıran?”

Granit II’de anlatıcının hissettiği “yerin içsel çekici ve hareket ettirici güçleri” yalnızca kurgusal değildir; Goethe’nin kendisi de bu maddesel ortamda kök salan gayrımaddî kuvvetleri yaşamış olabilir.

Yukarıdaki Campagne in Frankreich alıntısında Goethe, özellikle maddenin içinde çekim ve itim kuvvetlerinin bulunduğunu savunan Kantçı madde teorileriyle ilgilendiğini belirtir. Kant, bu görüşlerini Allgemeine Naturgeschichte und Theorie des Himmels (1755; “Evrenin Genel Doğal Tarihi ve Kuramı”) adlı eserinde dile getirir. Kant şöyle yazar:

“Çekim, doğanın parçalarını bir araya getiren genel ilişkidir.”

Kant’a göre madde, yalnızca bu çekim kuvveti sayesinde var olabilir; çünkü bu kuvvet maddenin parçalarını bir arada tutar. Bu kuvvet maddenin “en iç kısmında” bulunur ve maddenin oluşmasını sağlar: onun yokluğunda madde var olamaz; öte yandan, madde olmadan da çekim etkisiz kalır.

Goethe’nin Materie anlayışında da bu tür kuvvetlerle maddenin birlikteliği vardır. Bu anlayış yalnızca Kant’tan değil, daha önce Aristoteles’in madde ve form ilişkisine dair düşüncelerinden de etkilenmiştir.

Goethe, “Bildungstrieb” (1818; “Biçimlenme İtisi”) adlı kısa notunda, organik maddeyi açıklamak için Stoff (madde) ve Form (form) kavramlarını bir şema içinde zıt uçlara yerleştirir. Bu da onun Aristotelesçi yaklaşımdan bir ölçüde etkilendiğini gösterir. Ancak Stoff ile Form arasında Goethe şu kavramları da sıralar:

  • Vermögen (yetkinlik),
  • Kraft (kuvvet),
  • Gewalt (güç/zorlama),
  • Streben (çaba),
  • Trieb (itki/dürtü).

Bu liste, Goethe’ye göre madde ile form arasındaki geçişi mümkün kılan enerjik ve etkin süreçleri gösterir. Bu, Aristoteles’in yaklaşımından farklıdır: Aristoteles nihai forma ulaşmayı vurgularken, Goethe bu sürecin yavaş ve sürekli bir dönüşüm olduğunu savunur. Bu yaklaşım, Leibniz’in lex continui (süreklilik yasası) ile de benzerlik taşır.

Goethe’nin bu kuvvetler ile maddenin ilişkisini en detaylı biçimde açıkladığı yerlerden biri, “Entstehung unorganischer Formen” (Anorganik Biçimlerin Oluşumu) adlı notlar dizisidir. Burada şöyle yazar:

“Tüm maddesel olan, eğer dikkat etmezsek biçimsiz görünür. Oysa biçimlenmeye karşı durdurulamaz bir eğilimi vardır. Maddesel, fiziksel olan, biçimlenmeden önce üç durumda düşünülebilir: serbest, sıkışık, yığılmış. […] Bu üç durumdan, madde biçime yönelir.”
(WA 2.10:75)

Goethe’ye göre dikkatli bir gözlem olmazsa madde biçimsiz görünür. Ancak daha derin bir farkındalıkla onun “Neigung”unu (eğilimini), yani biçimlenme yönündeki içsel itkisinin hissedilebileceğini söyler. Bu Neigung terimi, onun başka metinlerinde de geçer. Örneğin, Über Bildung von Edelsteinen (Değerli Taşların Oluşumu Üzerine) adlı yazısında şöyle der:

“Tüm dağ kütleleri kozmik biçimde ayrışır ve oluşur; ama kütle içinde, kendini özgün şekilde biçimlendirme eğilimi ortaya çıkar.”
(WA 2.10:85)

Buradaki Neigung yalnızca dağlara özgü değildir; maddenin yapısına içkin bir özelliktir. Ancak jeolojik varlıklar, bu eğilimin nasıl biçimlenmeye yol açtığını gözlemlemek açısından eşsiz örnekler sunar.

Goethe, bu fikri bir kez daha şu sözlerle dile getirir:

“Şöyle diyoruz: tüm maddesel kütlelerin biçim aldığı genel bir yasa vardır, ve bu yasa bize dağlar tarafından açıklanır. Kim onu tanırsa, dağlar ona açılır.”
(WA 2.10:76)

Goethe, maddenin biçim kazanmasına yönelik bu “genel yasa”nın en iyi dağlar yoluyla anlaşılabileceğine inanır. Materie maddesel bir şeydir, ancak ona biçim kazandıran Neigung maddesel değildir; bu içsel yönelim, maddenin kendisine içkin olmakla birlikte, onun kendisi değildir.

Sonuç: Bir ve İki

(Conclusion: One and Two)

Yukarıdaki bölümlerde, Materie (madde) ve Geist (zihin/ruh) kavramlarının tek başına ele alınarak anlaşılmasının Goethe’nin bu kavramlara yaklaşımını kavramakta yetersiz kaldığını savundum. Çünkü Goethe’ye göre bu iki kavram birbirine bağımlıdır. O, açıkça şunu belirtir:

“Madde, ruh olmadan var olamaz ve etkide bulunamaz; ruh da madde olmadan var olamaz ve etkide bulunamaz.”
(die Materie nie ohne Geist, der Geist nie ohne Materie existirt und wirksam sein kann)

Yani her ne kadar bu iki kavram ayrı gibi görünse de, aslında içkin olarak birbirlerine bağlıdırlar. Dolayısıyla, bu terimleri tek başına, izole bir şekilde tanımlamaya çalışmak, Goethe’nin doğa felsefesinde bu kavramlara yüklediği anlamı yansıtmaz. Materie ile Geist arasındaki etkileşim, Goethe’nin doğa anlayışının daha geniş yapısı içerisinde yapısal olarak değerlendirilmelidir.

Goethe’nin Materie ve Geist arasındaki ilişkisi, “birlikte iki” diyebileceğimiz bir tür monist ikilik (monistic duality) olarak görülebilir: bu iki farklı bileşen, aslında tek bir birimi oluşturur. Bu karmaşık ve paradoksal yapı, Goethe’nin 1815 tarihli şiiri Gingo Biloba’da, botanik bir metafor aracılığıyla işlenir. Goethe bu kısa şiiri Marianne von Willemer’e, bir ginkgo yaprağı eşliğinde göndermiştir. Bitkinin yapısından etkilenen şair-anlatıcı şunları sorar:

“Ist es Ein lebendig Wesen,
Das sich in sich selbst getrennt?
Sind es zwei, die sich erlesen,
Daß man sie als Eines kennt?”
(WA 2.6:152)

“Canlı bir varlık mı bu,
Kendi içinde ayrılmış?
Yoksa iki ayrı varlık mı
Seçilmiş, bir olarak tanınmak için?”

Şiirin sonunda bu soruların cevabı verilmez. Cevap, hem “evet” hem “hayır”dır. Şair, son dizelerde şöyle der:

“Fühlst du nicht an meinen Liedern,
Daß ich eins und doppelt bin?”

“Şiirlerimden hissetmiyor musun,
Hem bir hem iki olduğumu?”

Tıpkı bu şiirdeki anlatıcının—ve ginkgo yaprağının—eins und doppelt (hem bir hem iki) olması gibi, Materie ve Geist ilişkisi de birbirinden bağımsız olduğu kadar iç içedir. Jane Bennett’in ifadesiyle:

“İnsan, hayvan, bitki, canlılık, çıkar ya da mineral arasında kesin sınırlar olmayan ontolojik bir alan hayal edin.”

(“picture an ontological field without any unequivocal demarcations between human, animal, vegetable, vitality and self-interest or mineral”)

Bu tür bir yaklaşım, Goethe’nin düşüncesine ve özellikle Materie–Geist ilişkisine yakından uyar.

Kaynakça ve İleri Okuma

Adams, Frank Dawson. The Birth and Development of the Geological Sciences. Londra: Bailliere, Tindall and Cox, 1938.

Bennett, Jane. Vibrant Matter: A Political Ecology of Things. Durham, NC: Duke University Press, 2010.

Caygill, Howard. “Life and Energy.” Theory, Culture & Society 24, no. 6 (2007): 19–27.

Crutzen, Paul J. “The ‘Anthropocene.’” Earth System Science in the Anthropocene, der. Eckart Ehlers ve Thomas Krafft, 13–18. Berlin: Springer, 2006.

Damm, Sigrid ve Hamster Damm. “Geheimnißvoll Offenbar”: Goethe im Berg. Frankfurt am Main: Insel, 2009.

von Engelhardt, Wolf. “Morphologie im Reich der Steine?” In der Mitte zwischen Natur und Subjekt, der. Gunter Mann, Dieter Mollenhauer ve diğerleri, 33–51. Frankfurt am Main: Waldemar Kramer, 1992.

Groves, Jason. “Goethe’s Petrofiction: Reading the Wanderjahre in the Anthropocene.” Goethe Yearbook 22 (2015): 95–113.

Günzler, Claus. “Die Bedeutung des aristotelischen Hylemorphismus für die Naturbetrachtung Goethes.” Zeitschrift für philosophische Forschung 21, no. 2 (1967): 208–241.

John, David G. “The Duality of Goethe’s Materialism.” Lumen: Selected Proceedings from the Canadian Society for Eighteenth-Century Studies 32 (2013): 57–71.

Kant, Immanuel. Allgemeine Naturgeschichte und Theorie des Himmels Teil II. Project Gutenberg, 1755, https://www.projekt-gutenberg.org/kant/naturg/chap04.html

Koopmann, Helmut. “Geist.” Goethe-Handbuch: Personen, Sachen, Begriffe A–K, cilt 4.1, der. Hans-Dietrich Dahnke ve Regine Otto, 346–348. Stuttgart: J.B. Metzler, 1998.

Lange, Friedrich Albert. Geschichte des Materialismus und Kritik seiner Bedeutung in der Gegenwart. Frankfurt am Main: Holzinger, 1974.

Marder, Michael. “Vegetal Anti-Metaphysics: Learning from Plants.” Continental Philosophy Review 44, no. 4 (2011): 469–489.

Nisbet, Hugh Barr. Goethe and the Scientific Tradition. Londra: Institute of Germanic Studies, 1972.

Novalis. Novalis Werke. Der. Gerhard Schulz. Münih: Beck, 1981.

Rudwick, Martin. Earth’s Deep History: How It Was Discovered and Why It Matters. Chicago, IL: University of Chicago Press, 2014.

Steiner, Rudolf. Goethes Weltanschauung. Berlin: Philosophisch-Anthroposophischer Verlag, 1921.

Sullivan, Heather I. “Faust’s Mountains: An Ecocritical Reading of Goethe’s Tragedy and Science.” Heights of Reflection: Mountains in the German Imagination from the Middle Ages to the Twenty-First Century, der. Sean Ireton ve Caroline Schaumann, 116–133. Rochester, NY: Camden House, 2012.

Tantillo, Astrida. The Will to Create. Pittsburgh, PA: University of Pittsburgh Press, 2002.

von Weizsäcker, Carl Friedrich. “Einige Begriffe aus Goethes Naturwissenschaft.” Goethes Werke: Hamburger Ausgabe in 14 Bänden, cilt 13, der. Erich Trunz, 539–555. Münih: C.H. Beck, 2005.

Wootton, David. The Invention of Science. Londra: Penguin, 2015.

Wyder, Margrit. “Von der Stufenleiter der Wesen zur Metamorphosenlehre: Goethes Morphologie und ihre Gesetze.” Von der Pansophie zur Weltweisheit, der. Hans-Jürgen Schrader ve Katharine Weder, 31–50. Berlin, New York: De Gruyter, 2004.

Jennifer Caisley

Araştırmaları Goethezeit’ın (diğer adıyla “uzun On Sekizinci Yüzyıl”) yazıları ve dönemin edebiyatı ile bilimi arasındaki etkileşim üzerine odaklanıyor. Şu anda, uzun On Sekizinci Yüzyıl’daki çağdaş bilimsel söylem ile Goethe’nin başyapıtı Faust arasındaki etkileşimi araştırıyor. Bu, özellikle dişi tasviri açısından eseri yorumlamak için büyüleyici yeni materyal sağlıyor.

Bir yanıt yazın