61Q6dBrFNaS._UF1000,1000_QL80_

Ortaçağ çalışmaları alanında araştırma yapan bir akademisyen olarak, sık sık “eskiden” insanların mahremiyete ihtiyaç duymadığı ya da istemediği, hatta mahremiyetin ne olduğuna dair hiçbir fikirlerinin olmadığı yönündeki gevşek argümanla karşılaştım. Herkesin aynı yatakta uyuduğu, aynı banyoda tuvaletini yaptığı ve aynı masada yemek yediği, üstelik asla başka bir alternatif düşünmediği söylenir, ortaçağcıların hikâyesi budur. On yedinci yüzyıl civarına kadar mahremiyetin gerçekten de bir şey olmadığı varsayılır. Chaucer’ın komedileri üzerine çalışırken, bu varsayımın ne kadar yanlış göründüğüne her zaman dikkat kesildim. Chaucer’ın hikâyeleri gizli eylemler, kapalı pencereler ve kocaların, memurların ve ahlak bekçilerinin dikkatli gözlerinden kaçma girişimleriyle doludur. David Vincent’ın kitabı bu varsayımı düzeltiyor, on dördüncü yüzyıldan Edward Snowden olayına kadar mahremiyetin kısa bir tarihini veriyor ve her yüzyılda mahremiyet kavramlarının ne kadar karmaşık olduğunu gösteriyor.

Açık Üniversite’de Sosyal Tarih Emeritus Profesörü ve Keele Üniversitesi’nde Misafir Profesördür. Britanya ve Avrupa sosyal tarihi üzerine on altı kitabın yazarı veya editörüdür. Yayınları arasında Ekmek, Bilgi ve Özgürlük . On Dokuzuncu Yüzyıl İşçi Sınıfı Otobiyografisi Üzerine Bir Çalışma (Methuen, 1982); Okuryazarlık ve Popüler Kültür . İngiltere 1750‑1914 (Cambridge University Press, 1989); Gizlilik Kültürü: Britanya 1832‑1998 (Oxford University Press, 1998), Kitle Okuryazarlığının Yükselişi. Modern Avrupa’da Okuma ve Yazma (Polity Press, 2000); Umarım Müdahale Etmem. On Dokuzuncu Yüzyıl Britanya’sında Gizlilik ve İkilemleri (Oxford University Press, 2015) bulunmaktadır. Bir sonraki kitabı Gizlilik. Kısa Bir Tarih’tir (Polity, Ocak 2016).

Vincent’ın kitabı bir tarihçinin birincil kaynakları ustaca kullanışını gösteriyor ve bunlar büyüleyici ayrıntılarla dolu. Ortaçağ insanlarının pencerelerinden bakan meraklılardan şikâyet ettikleri anlatılardan, on altıncı yüzyıl salonlarında özel alanlar yaratmak için tasarlanmış bina planlarına kadar, Vincent doğrusal olmayan bir mahremiyet tarihi sunuyor ve tarihte mahremiyet kavramlarının ne kadar radikal biçimde farklı olduğuna işaret ediyor. Bazı dönemlerde mahremiyetle ilgili fikirler yavaşça gelişirken, başka zamanlarda radikal kopuşlar toplumsal kamusal/özel alan kavrayışlarımızı dönüştürmüştür.

Mahremiyetin erken tarihi, çoğu zaman mahremiyet hakkında yapılan tarihsel varsayımları ters yüz eden en ilginç malzemeleri içerir. On yedinci yüzyıla kadar odaların geçici kullanımı ve tek odaların birden çok işlev görmesi olağan bir durum olsa da, özel ve kişisel alana yönelik bir ihtiyaç da gelişmekteydi; özel yatak odalarına vurgu artıyor, yataklara özel mekân olarak daha fazla harcama yapılıyordu. Bu eğilim on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllar boyunca gelişmeye devam etti ve yirminci yüzyıl mahremiyet anlayışına doğru evrildi. Her yüzyılda ve her yüzyıl içinde “mahremiyet” kelimesinin anlamları ve çağrışımları değişime uğradı.

David Vincent, Privacy: A Short History (Polity, 2016)

Mahremiyet tarihindeki daha belirgin kırılmalardan biri, 1960’ların ortalarından itibaren mahremiyetin sona erdiği fikridir. Nitekim Vincent’in gösterdiği gibi, 1969 gibi erken bir tarihte bile insanlar mahremiyet çağının sona erdiğini ilan ediyorlardı; çünkü artan gözetim teknolojisi modern şehir hayatını karakterize etmeye başlamıştı. Vincent, modern örnekleri kullanarak kimliğin artık özel ve kişisel olmadığı, açık ve erişilebilir olduğu fikrini araştırıyor. Ancak burada bile, açık gözetim toplumunda çelişkiler ve karmaşıklıklar mevcuttur. Örneğin Vincent, katılımcılara “Eğer size en yakın beş evde ya da dairede düzenli olarak aile içi şiddet yaşanıyor olsaydı, bunu bilme ihtimaliniz konusunda ne kadar eminsiniz?” diye sorulan bir anketi tartışıyor. Yalnızca %6 “evet” cevabını vermiştir; bu da gözetimin güvenlik anlamına gelmediğini ve bazı açılardan hâlâ nüfuz edilemeyen özel alanların varlığını işaret eder.

Snowden, Facebook ve günümüz dijital ilişkileri üzerine güçlü bir tartışmayla bitiren Vincent, internetin düzenli ve merkezî olduğu inancından mustarip olduğumuz konusunda ikna edici bir argüman ortaya koyuyor; “gözetim ağının merkezinde her şeyi kavrayan tek bir zihin bulunduğu” düşüncesi. Burada davranışımızı yönelttiğimiz ve her şeyi gördüğünü hayal ettiğimiz Slavoj Žižek’in “Büyük Öteki” fikrini düşünebiliriz. Snowden NSA’yı (National Security Agency/Central Security Service) Foucaultcu bir “panoptikon” olarak tanımladığında, bu tam da bu varsayımı gösteriyordu: yani her an hayatımızın her yönüne nüfuz eden, her şeyi gören bir bilgi-toplama gözü. Oysa Vincent’in kitabı herhangi bir şey gösteriyorsa, bu işlerin bundan çok daha karmaşık olduğunu ve muhtemelen her zaman da öyle olduğunu gösteriyor. Vincent, on beşinci yüzyıldan bu yana iletişimde var olan “epistolary anxiety”den, yani mektupların ve özel sözlerin yanlış ellere düşmesi korkusundan söz ediyor. Her hâlükârda, iletişim her zaman bizim kontrolümüz dışında olagelmiştir.

Vincent’in argümanı beklenmedik bir dönüşe sahiptir ve şu öneriyle son bulur: Mahremiyet ölmüş değil, bozulmuştur. Çoklu iletişim çağında, mesajların ve bilgilerin çoğaldığı, arkadaşlar, yoldaşlar ve meslektaşlar arasında çok katmanlı dijital iletişimin yeni biçimlerinin ortaya çıktığı bir zamanda, devletin panoptikonuna, NSA’ya ve diğerlerinin gözlerine görünmez kalmaya direnen özel temas biçimleri hâlâ vardır. Bu iletişim biçimleri, yeni bir şekilde de olsa, her zamanki kadar mahrem kalmaya devam etmektedir.

Alfie Bown

Dr. Alfie Bown, Dijital Beşeri Bilimler Bölümü’nde Dijital Medya Kültürü ve Teknolojisi Kıdemli Öğretim Görevlisi’dir. Araştırmaları psikanaliz, dijital medya ve popüler kültür üzerine yoğunlaşmaktadır. Kitapları arasında , flört uygulamaları, seks robotları ve sanal ilişkiler üzerine bir inceleme olan Dream Lovers (Pluto, 2022), Post-Komedi (Polity, 2024), Post-Memler (Punctum, 2019) ve İspanyolca, Portekizce, Sırpça, Slovakça ve diğer birçok dilde mevcut olan, video oyunları üzerine psikanalitik bir çalışma olan Playstation Dreamworld (Polity, 2017) bulunmaktadır. Şu anda psikanaliz ve sibernetik arasındaki ilişki üzerine çalışmaktadır.
Ayrıca Everyday Analysis adlı bir broşür yayınevi ve aylık sohbet dizisinin editörüdür ve The Magician’s Niece adlı derginin yazarı/yapımcısıdır .

Bir yanıt yazın