640px-Ibnhanbal

A- Genel Olarak:

Neden­se Kur’an konusunda in­sanlar hep hadi­se­lere müracaat eder­ler de hadi­seler konu­sun­da Kur’an’a müracaat etmeyi düşünmezler. Gerçi, son zaman­larda bazı siv­ri akıllılar çıktı ve bu ko­nuda Kur’an’a müracaat ettiler; ama, bun­ları­nın biraz “biri­kil­di” ve bu da yan­lış anlaşıldı ka­bi­lin­den oldu.

İla­hi bir Kitap olması sebebiyle hemen her devirde insan­la­rı aciz bırakan Kur’an’ı Kerim’in icaz­larından bi­ri­si de “hadis” konu­sudur. Bu ko­nuda­ki prob­lemlere çözüm getiren çok önem­li gerçek­lere işa­ret et­mek­tedir.

Günümüz­de “hadis” denince, Hazreti Peygam­ber’in (s.a.v.) söz­leri akla gelmektedir. Sünni bu an­lam, kelimenin ıstı­lahi yani dini lite­ra­türdeki özel kar­şılığı ve yanlışı da de­ğildir. Ancak bu söz­cük, esasen sı­radan insan­ların **”söz”**lerini de kap­sa­yı­cı ni­te­liktedir. Kur’an’ı Kerim’de bu­nun ör­nek­leri mevcuttur.

B- İnsanların Sözleri olarak Hadis:

Aşa­ğıdaki ayetlerde, deği­şik türdeki in­san­la­ra ait söz­lerin “hadis” lafzıyla an­la­tıl­dığı­nı görüyoruz:

“Onlar başka bir hadise dalıncaya kadar onlarla be­raber otur­ma.” (Nisa-140)

“Onlar baş­ka bir hadise dalıncaya kadar onlardan yüz çevir ve ayrıl.” (En’am-68)

“(Peygam­berin evinde) Ye­meği bitir­dikten sonra dağılın; herhan­gi bir hadi­se dalarak (soh­beti koyu­laştırıp git­meyin)” (Ahzab-53)

İlk iki ayette, cahiliyye döne­minde müş­riklere karşı birey­sel bir tavır koyuşun şe­k­li vurgulanırken, müş­riklerin rahat­sızlık verici ve alay edici sözlerinin “hadis” lafzıyla tanım­landığını gör­mek­teyiz. Son ayete ise, Hazreti Peygam­ber’in (s.a.v.) evinde yemek yiyen ki­şilerin sohbete dalmaları, yani rahatsız edecek dereceye varan bir “sohbet’e dalıp gitme” denmektedir. Doyasıyla, evin­de yemek yiyen herhangi bir konu üze­rinde Hazreti Peygam­ber’in (s.a.v.) rahat­sız edecek dereceye varan bir “sohbet’e dalıp gitme” denmektedir.

C- Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) Sözü Olarak Hadis:

Sıradan in­sanların söz­lerine “hadis” diyen Kur’an, seçilmiş bir in­san olan Hazreti Peygam­ber’in söz­lerine de “hadis” demek­tedir. Aşağıdaki ayet, buna ör­nektir:

“Peygam­ber, eşle­rinden bi­ri­ne sır mahiyetinde bir hadis söylemişti. Fa­kat eşi, o sözü baş­kala­rına ve­rip, Allah da bunu Peygambere açıklayın­ca, Peygam­ber bir kıs­mını bil­dir­miş, bir kıs­mından da vaz­geç­mişti. Peygam­ber bunu ve­rin­ce eşi ‘bunu sana kim söy­ledi’ de­di. Peygam­ber ‘bana her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah söy­le­di’ de­di.” (Tahrim-3)

Genel manada hadis, hem kelime kökü ve hem de fiiliy­at itiba­riyle bir hadise ile bağ­lantılıdır. Or­tada bir hadise yani olay (vakıa) varsa, bu hadisenin şöy­le ya da böy­le ama mut­laka bir şe­kil­de bir­le­rinin an­la­tı­mına konu olması kaçınılmazdır. An­la­tı­ma konu ol­duğu ve söz olarak birinin ağ­zından çıktı­ğı an­dan itiba­ren de “hadi­se”, **”ha­dis”**e dö­nü­şür.

Yukarıdaki ayetin yer aldı­ğı Tahrim Sure­si de esa­sen, Hazreti Peygam­ber’in (s.a.v.) şah­si ve aile­vi bir hadi­sesini an­lat­mak­ta­dır. Tahrim, haram kıl­mak, ya­sak­la­mak, men et­mek de­ğil olup, burada Allah’ın (cc) herhan­gi bir ya­sak­laması ol­ma­yan meşru ve mübah bir şeyi, sırf eş­le­ri­nin gönül­leri mut­main olsun diye Hazreti Peygam­ber’in (s.a.v.) ken­di ken­disini bir niyetten mahrum etme­si, biraz da eleş­tiri mahiye­tinde sözko­nusu edil­mek­tedir. De­vam eden ayet­lerde, Peygam­ber eş­le­ri­ne (r. an­humne) yapı­lan kı­nama ve ihtar­lara bakılırsa, aslın­da bu işte Hazreti Peygam­ber’in (s.a.v.) pek bir kaba­ha­ti­nin ol­ma­dığı ve ta­ma­men eş­le­ri­nin bas­kı­sıy­la bu işi yap­tı­ğı anla­şıl­makta­dır. Her neyse, şim­di­lik konu­mu­uz bun­lar de­ğil. Dikkat edilirse ayet­te, Hazreti Peygam­ber’in ağzından çıkan söze hadis den­mek­tedir.

D- İstılah Olarak Hadisler:

Bu genel ve özel ma­nalı kullanı­mları­nın yanı­sıra Kur’an-ı Ke­rim, hadis ıstılahı olarak üç gru­ba ayır­mak­ta­dır:

1- EN GÜZEL HADİS (AHSEN HADİS):

Ayet­te şöy­le söy­len­mekte­dir:

“Allah en gü­zel hadisi ben­zetimli ve me­cazlı bir Kitap ola­rak in­dir­di.” (Zümer-23)

Bura­da en gü­zel hadis ola­rak ni­te­le­nen şeyin, Kur’an-ı Ke­rim’in ayet­leri ol­duğu ayan be­yan or­tada­dır. Do­layı­sıyla, hadis kate­go­ri­le­ri­nin zirve­sinde Allah’ın (cc) söz­le­ri yer al­mak­tadır ki, bun­dan doğal bir şey ola­maz.

Ba­sit bir dil­bilgisi ki­tabın­da da gö­rüle­bi­lece­ği üzere, ni­te­le­mede kul­la­nı­lan “sıfatlar”, ken­di ara­ların­da da üstün­lük kate­go­ri­le­riy­le ayı­rılır­lar. Or­ta­da gü­zel­ler var­sa, bun­ların da­ha gü­ze­li ve en gü­ze­li de ola­cak­tır. Bu­nun Arapça’daki kar­şı­lı­ğı şöy­le ge­lir: Hasen, Ah­sen, el-Ah­sen. An­cak, cüm­le içeri­sin­de kul­la­nı­mına ve de­yim yapı­sına gö­re ah­sen ke­li­me­si **”en üstün”**lü­ğü an­la­tır ve el ah­sen’in an­la­mını ifade eder.

Bu açı­dan ba­kıl­dığın­da bu gün ki­tap­lar­da ka­yıtlı tüm ha­dis­ler içeri­sinden her­han­gi bir hadisi, ma­na ve la­fız ola­rak Kur’an’ı Ke­rim aye­tiy­le tıpa­tı­p aynı ve eş de­ğer ka­bul et­mek müm­kün de­ğil­dir. Çün­kü bu tak­dir­de onun da Kur’an aye­ti ol­ması ve Kur’an’ın içeri­sin­de yer al­ması ge­re­kir­di ki, bu müm­kün de­ğil­dir. Yani lite­ra­tür­de­ki hiç bir ha­dis ah­sen=en gü­zel de­ğil­dir. Ni­te­kim, se­le­fen hiç kim­se böy­le bir id­diada bu­lun­ma­mış, ha­dis­le­ri ah­sen’in al­tın­da­ki “ha­sen” gibi kate­go­ri­le­re kay­dır­mış­lar­dır.

Ha­dis ıs­tı­la­hın­da, ah­sen olan Kur’an’ı Ke­rim’in dı­şın­da ve al­tın­da ka­lan ha­dis­ler, kuv­vet­li­den za­yı­fa doğ­ru “ha­sen” (sa­hih de aynı an­la­ma gel­mek­te­dir), “mer­fu’, ‘ga­rib’, ‘za­yıf’, ‘mün­ker” ve “mev­zu” gibi ad­lar­la anıl­mak­ta­dır. Kur’an’ı Ke­rim’i bu ka­te­go­ri­ler içeri­si­ne sok­mak müm­kün de­ğil­dir. Zi­ra Kur’an’ın her aye­ti, ke­li­me­si ke­li­me­si­ne ve har­fi har­fi­ne tıpkı Pey­gam­be­ri­mi­zin (s.a.v.) müba­rek ağ­zın­dan çıktı­ğı gi­bi­dir. Biz­zat Allah’ın (cc) taah­hüt et­ti­ği ko­run­ma­sı sa­ye­sin­de kıya­me­te ka­dar da böy­le de­vam ede­cek­tir. Bu­nun için­dir ki, “ahsen” ol­muş­tur. Di­ğer ha­dis­ler ise ma­naen Haz­re­ti Pey­gam­ber’e (s.a.v.) ait ol­mak­la bir­lik­te, laf­zen (metin ola­rak) yüz­deyüz O’na ait de­ğil­dir. (Bu se­bep­le, özel­lik­le Cu­ma hut­be­le­rin­de ha­dis nak­le­den ho­ca­la­rı­mız, ha­disi oku­yup bil­dir­dik­ten son­ra “sa­da­ga ra­su­lullah ve ma kaal” cüm­le­si­ni kul­la­nır­lar. “ev ke­ma kaal” cüm­le­si, nak­le­di­len ha­di­sin laf­zen de­ğil, ma­naen Haz­re­ti Pey­gam­ber’e (s.a.v.) ait ol­du­ğu­nu vur­gu­la­mak için­dir.)

2- UYDURUK (İFTİRA) HADİS:

Yusuf Su­re­si­nin 111. aye­tin­de şöy­le söy­len­mek­te­dir:

“An­dol­sun geç­miş (pey­gam­ber ve üm­met­le­rin bu Kur’an’da an­la­tı­lan) hi­ka­ye­le­rin­de akıl ve gö­nül sa­hip­le­ri için pek çok ib­ret alı­na­cak ders­ler var­dır. Bu (Kur’an) uydurulan bir hadis de­ğil, (bi­la­kis) ken­di­sin­den ön­ce­ki­le­rin doğ­ru­lan­ma­sı, her şe­yin açık­lan­ma­sı, iman eden bir top­lum için bir rah­met ve hi­da­yet­tir.”

Hadis ge­nel an­lam­da bir in­san sö­zü ol­du­ğu­na gö­re, el­bet­te bu in­san­la­rın içeri­sin­de her­han­gi bir se­beb­le ya­lan söy­le­yen ve if­ti­ra eden­ler de bu­lu­na­cak­tır. O ne­den­le her ha­di­se inan­ma­mak, doğ­ru­lu­ğu­nu araş­tır­mak ge­rek­mek­te­dir.

Yu­ka­rı­da­ki ayet, Kur’an’ın uydurma ha­dis­ler­le uzaktan ya­kın­dan il­gi­si bu­lun­ma­dı­ğı­nı, eğer ara­na­cak­sa, uy­duruk­la­rın Kur’an dı­şın­da baş­ka bir yer­de ara­nan­sı ge­rek­ti­ği an­la­tıl­mak­ta­dır. An­cak buradan, Kur’an dı­şın­da­ki her ha­di­sin uy­duruk ol­du­ğu gi­bi bir an­lam çıkar­mak da müm­kün de­ğil­dir; çün­kü, böy­le bir şey man­tıksız­lığı ta ken­di­si olur.

Uydu­ruk ha­dis­le­rin, ha­dis ıs­tı­la­hın­da­ki adı mev­zu ha­dis’tir. Kur’an bu­nu da­ha net ve an­lam­lı bir de­yim­le ifade et­mek­te­dir: İf­ti­ra ha­dis! Al­lah ve Pey­gam­be­ri­ne han­gi se­beb­le olur­sa ol­sun uy­duruk ha­dis­ler is­nat eden­ler, her hal­de en re­zil du­ru­ma düş­müş­ler­dir.

3- DEĞERSİZ, ASILSIZ, BOŞ VE EĞLENCELİK (LEHV) HADİS:

Ha­dis ka­te­go­ri­le­ri­nin en zir­ve­si ile en di­bini be­lir­ten yu­ka­rı­da­ki iki ha­dis tü­rü­ne ilave ola­rak Kur’an’ı Ke­rim’de bir de lehv ha­dis de­yi­mi var­dır. Lehv ke­li­me­si­ni Türk­çe’de tek bir kar­şı­lık­la ifade et­mek müm­kün ol­ma­dı­ğı için de­ğer­siz, asıl­sız, boş ve eğ­len­ce­lik gi­bi dört ke­li­mey­le ifade et­me­ye ça­lış­tık.

Lokman Su­re­si­nin 6. aye­ti şöy­le­dir:

“İn­san­lar­dan öy­le­le­ri var ki, ‘her­han­gi bir il­mi de­li­le da­yan­mak­sı­zın’, Al­lah’ın yo­lun­dan sap­tır­mak ve son­ra da onun­la alay et­mek için le­hv ha­di­si sa­tın alır. İşte on­la­ra rüs­vay edi­ci bir azap var­dır.”

Bu­na gö­re lehv ha­di­sinin üç önem­li özel­li­ği var­dır:

  1. Her­han­gi bir ilmi de­ğe­ri yok­tur.
  2. Allah’ın yo­lun­dan sap­tır­mayı ve Al­lah’ın yo­luy­la alay et­me­yi amaç­lar.
  3. Ti­ca­ri de­ğe­ri var­dır.
  4. Bu kap­sa­ma gi­ren çağ­daş bir ör­nek ver­mek ge­re­kir­se ‘mel’un Sal­man Rüş­di’ ve onun lehv ha­disi olan ‘Şey­tan Aye­tle­ri’ ki­ta­bın­da söy­le­dik­le­ri göz ö­nü­ne ge­ti­ri­le­bi­lir.

As­lın­da le­hv ha­dis, uy­du­ruk ha­dis­le­rin özel bir ka­te­go­ri­si­dir. Çün­kü, uy­du­ruk ha­dis­ler de aynı amaç­la­rı gü­der­ler. An­cak, üç önem­li özel­lik­ten ü­çün­cü­sü, di­ğer uy­du­ruk ha­dis­ler­de bu­lun­ma­ya­bi­lir ve/ve­ya ni­te­li­ği de­ği­şe­bi­lir. Me­se­la, di­ğer uy­du­ruk ha­dis­ler­de si­ya­si ve kül­tü­rel amaç­lar bu­lu­na­bi­lir ve onu uy­du­ran­la­ra ti­ca­ri ni­te­li­ği ol­ma­yan ka­zan­çlar ka­zan­dı­ra­bi­lir. Oy­sa lehv ha­dis, si­ya­si ve kül­tü­rel olan­la­rın öte­sin­de, uy­du­ru­cu ve sap­tı­rı­cı­ya ti­ca­ri ka­zan­çlar da sağ­lar. Bu se­bep­le, uy­du­ruk ha­dis­le­rin en teh­li­ke­li­si­dir.

Dik­kat edi­lir­se, ayet­te le­hv ha­dis ile le­hv ol­ma­yan ha­dis­ler ara­sın­da­ki far­kı or­ta­ya çı­ka­ran kıs­tas ola­rak “il­mi de­ğer” be­lir­til­mek­te­dir. Bu­ra­da­ki ilmi tek bir bi­lim ola­rak an­la­mak ve onun dı­şın­da­ki­le­ri ilim say­ma­mak gi­bi bir an­la­yı­şa ka­pıl­ma­mak ge­re­kir. Çün­kü ayet­te bel­li bir bi­lim dalı ye­ri­ne ge­nel ola­rak “her­han­gi bir ilim” de­nil­mek­te­dir. O ne­den­le, sa­de­ce di­ni ko­nu­lar­da de­ğil, her ko­nu­da bi­ri­si bir söz et­ti­ği za­man, o sö­zün il­mi de­ğe­ri­ne bak­mak ge­re­kir.

E- Sonuç:

Sonuç ola­rak, son za­man­lar­da or­ta­ya çı­kan ve bir ço­ğu­mu­zun en azın­dan bel­li bir sü­re et­ki­si al­tın­da olan “Kur’an’ı Ke­rim dı­şın­da­ki tüm ha­dis­le­rin uy­dur­ma ve asıl­sız ol­du­ğu” şe­k­lin­de­ki tü­re­di an­la­yış ve ya­kı­şımla­rın, be­lir­ti­len Kur’an ayet­le­ri ışı­ğın­da, il­mi de­ğer­den yok­sun, asıl­sız ve uy­dur­ma ol­du­ğu or­ta­ya çık­mak­ta­dır. Zi­ra, il­mi de­ğe­ri tar­tış­ma­sız en gü­zel ile il­mi de­ğe­ri sı­fır uy­du­ruk ha­dis­le­re ka­dar, ara­da baş­ka gü­zel­le­rin de bu­lun­du­ğu­nu gör­me­mek için an­cak kör ol­mak ge­re­kir.

Bu bil­gi­ler ışı­ğın­da ıs­tı­la­hi an­lam­da­ki ha­dis­le­rle il­gi­li ola­rak aşa­ğı­da­ki özel tab­lo­yu oluş­tu­ra­bi­li­riz:

Sıra Hadis Türü Açıklama
1- En Güzel (Ahsen) Hadis: Kur’an-ı Kerim.
2- Daha Güzel (Ashah) Hadis: Mütevatir Hadisi Şerifler.
3- Güzel (Hasen ve Sahih) Hadis: Mana ve/veya senet olarak sağlam, ahad yolla (tek kanaldan) gelen Hadisler.
4- Az Güzel (Merfu, Garib, Zayıf v.b.) Hadis: Mana ve/veya senet olarak zayıf Hadisler.

___________________________________________________________________

Tahsin Varol

Bağımsız Araştırmacı

Bir yanıt yazın