KUR’AN’DA “HADİS”
A- Genel Olarak:
Nedense Kur’an konusunda insanlar hep hadiselere müracaat ederler de hadiseler konusunda Kur’an’a müracaat etmeyi düşünmezler. Gerçi, son zamanlarda bazı sivri akıllılar çıktı ve bu konuda Kur’an’a müracaat ettiler; ama, bunlarının biraz “birikildi” ve bu da yanlış anlaşıldı kabilinden oldu.
İlahi bir Kitap olması sebebiyle hemen her devirde insanları aciz bırakan Kur’an’ı Kerim’in icazlarından birisi de “hadis” konusudur. Bu konudaki problemlere çözüm getiren çok önemli gerçeklere işaret etmektedir.
Günümüzde “hadis” denince, Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) sözleri akla gelmektedir. Sünni bu anlam, kelimenin ıstılahi yani dini literatürdeki özel karşılığı ve yanlışı da değildir. Ancak bu sözcük, esasen sıradan insanların **”söz”**lerini de kapsayıcı niteliktedir. Kur’an’ı Kerim’de bunun örnekleri mevcuttur.
B- İnsanların Sözleri olarak Hadis:
Aşağıdaki ayetlerde, değişik türdeki insanlara ait sözlerin “hadis” lafzıyla anlatıldığını görüyoruz:
“Onlar başka bir hadise dalıncaya kadar onlarla beraber oturma.” (Nisa-140)
“Onlar başka bir hadise dalıncaya kadar onlardan yüz çevir ve ayrıl.” (En’am-68)
“(Peygamberin evinde) Yemeği bitirdikten sonra dağılın; herhangi bir hadise dalarak (sohbeti koyulaştırıp gitmeyin)” (Ahzab-53)
İlk iki ayette, cahiliyye döneminde müşriklere karşı bireysel bir tavır koyuşun şekli vurgulanırken, müşriklerin rahatsızlık verici ve alay edici sözlerinin “hadis” lafzıyla tanımlandığını görmekteyiz. Son ayete ise, Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) evinde yemek yiyen kişilerin sohbete dalmaları, yani rahatsız edecek dereceye varan bir “sohbet’e dalıp gitme” denmektedir. Doyasıyla, evinde yemek yiyen herhangi bir konu üzerinde Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) rahatsız edecek dereceye varan bir “sohbet’e dalıp gitme” denmektedir.
C- Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) Sözü Olarak Hadis:
Sıradan insanların sözlerine “hadis” diyen Kur’an, seçilmiş bir insan olan Hazreti Peygamber’in sözlerine de “hadis” demektedir. Aşağıdaki ayet, buna örnektir:
“Peygamber, eşlerinden birine sır mahiyetinde bir hadis söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına verip, Allah da bunu Peygambere açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu verince eşi ‘bunu sana kim söyledi’ dedi. Peygamber ‘bana her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah söyledi’ dedi.” (Tahrim-3)
Genel manada hadis, hem kelime kökü ve hem de fiiliyat itibariyle bir hadise ile bağlantılıdır. Ortada bir hadise yani olay (vakıa) varsa, bu hadisenin şöyle ya da böyle ama mutlaka bir şekilde birlerinin anlatımına konu olması kaçınılmazdır. Anlatıma konu olduğu ve söz olarak birinin ağzından çıktığı andan itibaren de “hadise”, **”hadis”**e dönüşür.
Yukarıdaki ayetin yer aldığı Tahrim Suresi de esasen, Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) şahsi ve ailevi bir hadisesini anlatmaktadır. Tahrim, haram kılmak, yasaklamak, men etmek değil olup, burada Allah’ın (cc) herhangi bir yasaklaması olmayan meşru ve mübah bir şeyi, sırf eşlerinin gönülleri mutmain olsun diye Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) kendi kendisini bir niyetten mahrum etmesi, biraz da eleştiri mahiyetinde sözkonusu edilmektedir. Devam eden ayetlerde, Peygamber eşlerine (r. anhumne) yapılan kınama ve ihtarlara bakılırsa, aslında bu işte Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) pek bir kabahatinin olmadığı ve tamamen eşlerinin baskısıyla bu işi yaptığı anlaşılmaktadır. Her neyse, şimdilik konumuuz bunlar değil. Dikkat edilirse ayette, Hazreti Peygamber’in ağzından çıkan söze hadis denmektedir.
D- İstılah Olarak Hadisler:
Bu genel ve özel manalı kullanımlarının yanısıra Kur’an-ı Kerim, hadis ıstılahı olarak üç gruba ayırmaktadır:
1- EN GÜZEL HADİS (AHSEN HADİS):
Ayette şöyle söylenmektedir:
“Allah en güzel hadisi benzetimli ve mecazlı bir Kitap olarak indirdi.” (Zümer-23)
Burada en güzel hadis olarak nitelenen şeyin, Kur’an-ı Kerim’in ayetleri olduğu ayan beyan ortadadır. Dolayısıyla, hadis kategorilerinin zirvesinde Allah’ın (cc) sözleri yer almaktadır ki, bundan doğal bir şey olamaz.
Basit bir dilbilgisi kitabında da görülebileceği üzere, nitelemede kullanılan “sıfatlar”, kendi aralarında da üstünlük kategorileriyle ayırılırlar. Ortada güzeller varsa, bunların daha güzeli ve en güzeli de olacaktır. Bunun Arapça’daki karşılığı şöyle gelir: Hasen, Ahsen, el-Ahsen. Ancak, cümle içerisinde kullanımına ve deyim yapısına göre ahsen kelimesi **”en üstün”**lüğü anlatır ve el ahsen’in anlamını ifade eder.
Bu açıdan bakıldığında bu gün kitaplarda kayıtlı tüm hadisler içerisinden herhangi bir hadisi, mana ve lafız olarak Kur’an’ı Kerim ayetiyle tıpatıp aynı ve eş değer kabul etmek mümkün değildir. Çünkü bu takdirde onun da Kur’an ayeti olması ve Kur’an’ın içerisinde yer alması gerekirdi ki, bu mümkün değildir. Yani literatürdeki hiç bir hadis ahsen=en güzel değildir. Nitekim, selefen hiç kimse böyle bir iddiada bulunmamış, hadisleri ahsen’in altındaki “hasen” gibi kategorilere kaydırmışlardır.
Hadis ıstılahında, ahsen olan Kur’an’ı Kerim’in dışında ve altında kalan hadisler, kuvvetliden zayıfa doğru “hasen” (sahih de aynı anlama gelmektedir), “merfu’, ‘garib’, ‘zayıf’, ‘münker” ve “mevzu” gibi adlarla anılmaktadır. Kur’an’ı Kerim’i bu kategoriler içerisine sokmak mümkün değildir. Zira Kur’an’ın her ayeti, kelimesi kelimesine ve harfi harfine tıpkı Peygamberimizin (s.a.v.) mübarek ağzından çıktığı gibidir. Bizzat Allah’ın (cc) taahhüt ettiği korunması sayesinde kıyamete kadar da böyle devam edecektir. Bunun içindir ki, “ahsen” olmuştur. Diğer hadisler ise manaen Hazreti Peygamber’e (s.a.v.) ait olmakla birlikte, lafzen (metin olarak) yüzdeyüz O’na ait değildir. (Bu sebeple, özellikle Cuma hutbelerinde hadis nakleden hocalarımız, hadisi okuyup bildirdikten sonra “sadaga rasulullah ve ma kaal” cümlesini kullanırlar. “ev kema kaal” cümlesi, nakledilen hadisin lafzen değil, manaen Hazreti Peygamber’e (s.a.v.) ait olduğunu vurgulamak içindir.)
2- UYDURUK (İFTİRA) HADİS:
Yusuf Suresinin 111. ayetinde şöyle söylenmektedir:
“Andolsun geçmiş (peygamber ve ümmetlerin bu Kur’an’da anlatılan) hikayelerinde akıl ve gönül sahipleri için pek çok ibret alınacak dersler vardır. Bu (Kur’an) uydurulan bir hadis değil, (bilakis) kendisinden öncekilerin doğrulanması, her şeyin açıklanması, iman eden bir toplum için bir rahmet ve hidayettir.”
Hadis genel anlamda bir insan sözü olduğuna göre, elbette bu insanların içerisinde herhangi bir sebeble yalan söyleyen ve iftira edenler de bulunacaktır. O nedenle her hadise inanmamak, doğruluğunu araştırmak gerekmektedir.
Yukarıdaki ayet, Kur’an’ın uydurma hadislerle uzaktan yakından ilgisi bulunmadığını, eğer aranacaksa, uydurukların Kur’an dışında başka bir yerde aranansı gerektiği anlatılmaktadır. Ancak buradan, Kur’an dışındaki her hadisin uyduruk olduğu gibi bir anlam çıkarmak da mümkün değildir; çünkü, böyle bir şey mantıksızlığı ta kendisi olur.
Uyduruk hadislerin, hadis ıstılahındaki adı mevzu hadis’tir. Kur’an bunu daha net ve anlamlı bir deyimle ifade etmektedir: İftira hadis! Allah ve Peygamberine hangi sebeble olursa olsun uyduruk hadisler isnat edenler, her halde en rezil duruma düşmüşlerdir.
3- DEĞERSİZ, ASILSIZ, BOŞ VE EĞLENCELİK (LEHV) HADİS:
Hadis kategorilerinin en zirvesi ile en dibini belirten yukarıdaki iki hadis türüne ilave olarak Kur’an’ı Kerim’de bir de lehv hadis deyimi vardır. Lehv kelimesini Türkçe’de tek bir karşılıkla ifade etmek mümkün olmadığı için değersiz, asılsız, boş ve eğlencelik gibi dört kelimeyle ifade etmeye çalıştık.
Lokman Suresinin 6. ayeti şöyledir:
“İnsanlardan öyleleri var ki, ‘herhangi bir ilmi delile dayanmaksızın’, Allah’ın yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için lehv hadisi satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.”
Buna göre lehv hadisinin üç önemli özelliği vardır:
- Herhangi bir ilmi değeri yoktur.
- Allah’ın yolundan saptırmayı ve Allah’ın yoluyla alay etmeyi amaçlar.
- Ticari değeri vardır.
- Bu kapsama giren çağdaş bir örnek vermek gerekirse ‘mel’un Salman Rüşdi’ ve onun lehv hadisi olan ‘Şeytan Ayetleri’ kitabında söyledikleri göz önüne getirilebilir.
Aslında lehv hadis, uyduruk hadislerin özel bir kategorisidir. Çünkü, uyduruk hadisler de aynı amaçları güderler. Ancak, üç önemli özellikten üçüncüsü, diğer uyduruk hadislerde bulunmayabilir ve/veya niteliği değişebilir. Mesela, diğer uyduruk hadislerde siyasi ve kültürel amaçlar bulunabilir ve onu uyduranlara ticari niteliği olmayan kazançlar kazandırabilir. Oysa lehv hadis, siyasi ve kültürel olanların ötesinde, uydurucu ve saptırıcıya ticari kazançlar da sağlar. Bu sebeple, uyduruk hadislerin en tehlikelisidir.
Dikkat edilirse, ayette lehv hadis ile lehv olmayan hadisler arasındaki farkı ortaya çıkaran kıstas olarak “ilmi değer” belirtilmektedir. Buradaki ilmi tek bir bilim olarak anlamak ve onun dışındakileri ilim saymamak gibi bir anlayışa kapılmamak gerekir. Çünkü ayette belli bir bilim dalı yerine genel olarak “herhangi bir ilim” denilmektedir. O nedenle, sadece dini konularda değil, her konuda birisi bir söz ettiği zaman, o sözün ilmi değerine bakmak gerekir.
E- Sonuç:
Sonuç olarak, son zamanlarda ortaya çıkan ve bir çoğumuzun en azından belli bir süre etkisi altında olan “Kur’an’ı Kerim dışındaki tüm hadislerin uydurma ve asılsız olduğu” şeklindeki türedi anlayış ve yakışımların, belirtilen Kur’an ayetleri ışığında, ilmi değerden yoksun, asılsız ve uydurma olduğu ortaya çıkmaktadır. Zira, ilmi değeri tartışmasız en güzel ile ilmi değeri sıfır uyduruk hadislere kadar, arada başka güzellerin de bulunduğunu görmemek için ancak kör olmak gerekir.
Bu bilgiler ışığında ıstılahi anlamdaki hadislerle ilgili olarak aşağıdaki özel tabloyu oluşturabiliriz:
| Sıra | Hadis Türü | Açıklama |
| 1- | En Güzel (Ahsen) Hadis: | Kur’an-ı Kerim. |
| 2- | Daha Güzel (Ashah) Hadis: | Mütevatir Hadisi Şerifler. |
| 3- | Güzel (Hasen ve Sahih) Hadis: | Mana ve/veya senet olarak sağlam, ahad yolla (tek kanaldan) gelen Hadisler. |
| 4- | Az Güzel (Merfu, Garib, Zayıf v.b.) Hadis: | Mana ve/veya senet olarak zayıf Hadisler. |
___________________________________________________________________
Tahsin Varol
Bağımsız Araştırmacı

