İnsanın Karanlığı ve Teşhirin Gürültüsü

0
29bffc4575a0d36358a02e3cc1465ab6

İnsanı yalnızca aydınlık yanlarından ibaret sanmak, en eski yanılgılarımızdan biridir. Her insanın, kendine bile itiraf etmekte zorlandığı bir karanlığı vardır. Bu karanlık, bazen arzuda, bazen zaaflarda, bazen de insanı hiç yakışmadığı yerlere sürükleyen meyillerde görünür. Mesele, bu karanlığın var olup olmaması değil; onunla nasıl yaşandığı, nasıl yönetildiği ve en önemlisi nasıl teşhir edildiğidir.

Bugün bir gazetecinin özel hayatına dair iddialar etrafında dönen tartışma, aslında bireysel bir vakadan çok daha fazlasını gösteriyor. Toplum olarak biz, insanın zaafını anlamaya değil; onu seyretmeye, hatta teşhir etmeye meylediyoruz. Sanki karanlık açığa çıktıkça aydınlanacağımızı sanıyoruz. Oysa her açılan kapı aydınlığa çıkmaz; bazı kapılar yalnızca başka karanlıkları çoğaltır.

İnsanın düşebilme ihtimali, onun insan oluşunun parçasıdır. Fuhuş, uyuşturucu, şiddet ya da başka başlıklar… Bunlar yalnızca “ötekilerin” meselesi değildir. Güç, görünürlük ve iktidar arttıkça bu alanlara temas ihtimali de artar. Bu gerçeği inkâr etmek, insanı melekleştirmek kadar yanıltıcıdır. Ancak burada durup sormamız gereken asıl soru şudur: Her gerçeğin bağırılarak söylenmesi, hakikate mi hizmet eder; yoksa yalnızca arzularımızı mı tatmin eder?

Teşhirin bir ahlâkı yoktur. O, çoğu zaman uyarmaz; alıştırır. İbret üretmez; merak üretir. Özellikle ölçüsüz bir görünürlük, bazı zihinlerde sınırları siler, normalleştirir, hatta çağırır. Bu yüzden “her şeyi bilmek” talebi masum değildir. Çünkü bilginin de bir edebi, mahremiyetin de kamusal bir değeri vardır.

Toplumun sağaltılması, insanların karanlığını vitrine koymakla olmaz. Aksine, bu karanlıkla yüzleşmenin dili ne kadar sükûnetliyse, etkisi o kadar derin olur. Aksi hâlde hakikat, bir denetim aracına; ahlâk ise bir linç aparatına dönüşür.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, başkalarının karanlığını seyretmek değil; insanın kırılganlığını hatırlamak. Çünkü karanlık, yalnızca başkalarına ait değildir. Ve onu teşhir ederek değil, ölçüyle konuşarak aşabiliriz.

Bir yanıt yazın