YOKSULLUK VE GELİR DAĞILIMINDAKİ ADALETSİZLİK
Yoksulluk ve gelir dağılımındaki adaletsizlik, insanlığın karşı karşıya bulunduğu en önemli sosyal ve ekonomik problemlerden biridir. Bir tarafta temel ihtiyaçlarını karşılayamayan milyonlarca insan bulunurken, diğer tarafta büyük servetlerin belirli ellerde toplanması dikkat çekmektedir. Kimileri açlıkla mücadele ederken kimileri zevk sefa içerisinde sınırsızca saçıp savurmaktadır. İslam, bütün insanların onurlu bir hayat sürmesini hedefleyen bir din olarak yoksullukla mücadeleyi ve servetin toplum içinde adil şekilde dolaşımını, tek elde toplanmamasını teşvik etmektedir. Kur’ân ve sünnet, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde ekonomik adaletin sağlanmasına yönelik önemli ilkeler ortaya koymuştur. Yoksulluk; bireyin veya toplumun temel ihtiyaçlarını karşılayacak imkânlardan mahrum olmasıdır. Bu ihtiyaçlar yalnızca yiyecek ve barınma ile sınırlı değildir; eğitim, sağlık, güvenlik ve insan onuruna yakışır bir yaşam da bu kapsamda değerlendirilir.
Kur’ân’da yoksullar için çeşitli kavramlar kullanılmıştır:
Fakir: Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan kimse.
Miskin: Fakirlik ve ihtiyaç içinde olup geçimini sağlamakta daha da zorlanan kimse.
Muhtaç: Herhangi bir ihtiyacını kendi imkânlarıyla karşılayamayan, başkasının yardımına ihtiyaç duyan kimse. İslam, yoksulluğu ideal bir durum olarak görmemiş, onu övmemiş; aksine onun ortadan kaldırılması için çeşitli tedbirler koymuştur. Hz. Peygamber’e nispet edilen ve hadis kaynaklarında zayıf senetlerle rivayet edilen bir sözde, ‘Fakirlik neredeyse küfür olacaktı’ denilmektedir.” Bu söz, “Fakir olan kişi küfre girer” anlamına gelmez. Fakirliğin insanı Allah’a isyan, şükürsüzlük, harama yönelme, hırsızlık, başkasının hakkına tecavüz veya Allah’ın takdirine karşı isyana sürükleyebilecek ağır bir imtihan olabileceğine dikkat çeken bir ifade olarak değerlendirilebilir.
Gelir dağılımındaki adaletsizlik, toplumda üretilen zenginliğin belirli kesimlerde yoğunlaşması ve geniş halk kitlelerinin bundan yeterince pay alamamasıdır. Kur’ân bu tehlikeye şöyle dikkat çeker. “Ta ki o mallar içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet hâline gelmesin.” (Haşr, 59/7). Bu ayet, servetin belli ellerde toplanmasının toplumsal dengeyi bozacağını ve ekonomik adaletsizlik doğuracağını göstermektedir.
Yoksulluğun Sebepleri
1). Adaletsiz Ekonomik Sistemler: Bir çok ekonomik sistem, zenginlerin daha da zenginleşmesine imkân sağlarken fakirlerin durumunu iyileştirmekte yetersiz kalmaktadır. Adaletin hâkim olmadığı, uygulanmadığı toplumlarda bunun olması mukadderdir. Allah Teâlâ şöyle buyurur. “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ, 4/58). Ekonomik adalet de bu ilahî emrin kapsamındadır. “…Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır.” (Bakara 2/275). Faizin yasaklanması emeksiz, çabasız kazanç elde edilmesini yasaklamış, kişinin alın teriyle kazanmasını teşvik etmiştir. Faiz de emek ve risk yoktur. Hâlbuki alışverişte hem emek ve çaba hem de risk bulunmaktadır.
2). İsraf ve Tüketim Çılgınlığı: Toplumlarda kaynakların önemli bir kısmı israf edilmekte, gereksiz ve aşırı tüketilmekte, buna karşılık birçok insan temel ihtiyaçlarından mahrum kalmaktadır. “Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf, 7/31). Her konuda ölçülü ve dengeli olmak gerekir. Aşırılık problemlere neden olmaktadır. Evrendeki hiç bir şey sınırsız değildir. Ayrıca herkesin evrende varolan şeyleri kullanma hakkı vardır. Ancak, herkes ihtiyacı kadar harcama hakkına sahiptir. İsraf, boş yere saçıp savurmak, başkalarının hakkına tecavüzdür.
3). İşsizlik ve Eğitim Eksikliği: Meslek edinme imkânlarının yetersizliği ve eğitim eksikliği yoksulluğun en önemli sebeplerindendir. Eğitim seviyesi ve mesleki beceriler düşük olduğunda düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışma riski artar. Bu durum gelir yetersizliğine, borçlanmaya ve yoksulluğun kalıcı hâle gelmesine yol açabilir.
4). Rüşvet, Torpil ve Yolsuzluk: Toplumdaki kaynakların adil dağıtılmasını engelleyen en büyük faktörlerden biri de yolsuzluktur. Hak etmeyenlerin imkânlara ulaşması, ihtiyaç sahiplerinin ise dışlanması sosyal adaleti zedeler. Zulmün hâkim olduğu toplumlarda insanların hak ettiklerine ulaşması mümkün olmamaktadır. Çalışmasının karşılığını meşru yoldan elde edemeyen kimseler zamanla farklı yöntemlere başvurabilmektedir. Bu ise zulmün yerleşmesine ve kalıcı olmasını sağlamaktadır.
Kur’ân’ın Yoksullukla Mücadele Yöntemleri:
1). Zekât Müessesesi: İslam’ın beş temel esasından biri olan zekât, servetin toplum içinde dolaşmasını sağlar. Allah şöyle buyurur. “Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için belirli bir hak vardır.” (Zâriyât, 51/19). Mal sâdece mal sahibine ait değildir. Zekât, yalnızca bir yardım değil, fakirin mal üzerindeki hakkıdır. Dolayısıyla zenginlerin fakirlere yardım etmesi bir zorunluluktur.
2). Sadaka ve İnfak: Kur’ân müminleri sürekli infaka teşvik eder. “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz.” (Âl-i İmrân, 3/92). Sadaka, toplumdaki ekonomik uçurumları azaltan önemli bir ibadettir. Zekât, belli miktarda mala ve paraya sahip kimseler için bir sorumluluk iken, sadaka herkesin gücü ve imkânına göre yapabileceği her türlü iyiliktir.
3). Faizin Yasaklanması: Faiz sistemi çoğu zaman sermayenin belirli kesimlerde yoğunlaşmasına yol açmaktadır. Emeksiz kazanç insanı emeksiz para kazanmaya sevkettiği gibi toplumda huzursuzluk ve kıskançlığa da neden olmaktadır. “Allah faizi mahveder, sadakaları ise bereketlendirir.”(Bakara, 2/276). Emeksiz, çabasız kazanç yenilirken, gayret ve çaba gerektiren alışveriş helâl kılınmış ve teşvik edilmiştir.
4). Yetim ve Muhtaçların Korunması: Kur’ân birçok ayette yetimlerin ve yoksulların gözetilmesini emretmiştir. “Onlar, Allah sevgisiyle yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.” (İnsan, 76/8). Yetimler korunmaya muhtaç oldukları için korunması toplumsal bir sorumluluktur. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gidermek insani bir görevdir.
Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur. “Müminlerin birbirlerine sevgi, merhamet ve şefkatteki durumu bir beden gibidir”. (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66). Bir başka hadiste ise; “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” (Mu’cemü’l-Kebîr, Taberânî, XX, 94). Bu hadisler, Müslümanların ekonomik sorunlar karşısında duyarsız kalamayacağını göstermektedir. Ömer bin Hattâb döneminde devlet görevlileri sürekli denetlenmiş, ihtiyaç sahipleri için beytülmal etkin şekilde kullanılmıştır. Rivayetlere göre Hz. Ömer geceleyin halkın durumunu kontrol eder, aç ve muhtaç ailelerle bizzat ilgilenir ve tespit ettiği kimselere yardım ederdi. Ömer bin Abdülaziz döneminde zekât ve sosyal yardımlar o kadar yaygınlaşmıştır ki bazı bölgelerde zekât alacak fakir bulunamadığı bile rivayet edilmiştir.
Yoksullukla mücadele için bireysel ve toplumsal olarak yapılması gereken faaliyetler bulunmaktadır. Bunlar yapıldığı zaman yoksulluk ve gelir dağılımındaki dengesizlik azalacak, yoksul kimseler ortalama gelir düzeyine ulaşacaktır.
Bireysel Düzeyde: Zekât ve sadakalar bilinçli şekilde verilmelidir. İsraftan kaçınılmalıdır. İhtiyaç sahipleri gözetilmedir. Vakıf ve yardım kuruluşları desteklenmelidir. Meslek ve eğitim projelerine katkı sağlanmalıdır.
Toplumsal Düzeyde: Adil vergi sistemleri kurulmalıdır. Eğitim ve öğretim fırsatları artırılmalıdır. Yolsuzluk, kayırmacılık ve rüşvetle mücadele edilmelidir. Sosyal güvenlik ağları güçlendirilmelidir. İstihdamı artıracak yatırımlar teşvik edilmelidir.
Yoksulluk yalnızca ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda ahlâkî, sosyal ve vicdanî bir problemdir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik toplumda huzursuzluk, suç oranlarının artması, sosyal çatışmalar ve güvensizlik gibi sonuçlar doğurur. İslam ise servetin belirli ellerde toplanmasını değil, toplumun bütün kesimlerine fayda sağlayacak şekilde dolaşmasını hedefler. Zekât, sadaka, infak, faiz yasağı ve sosyal dayanışma ilkeleri bu hedefin gerçekleşmesi için konulmuştur. Müslümanlar, Kur’ân ve sünnetin ortaya koyduğu ekonomik adalet anlayışını hayata geçirdikleri ölçüde yoksulluğun azaltılmasına ve daha adil bir toplumun kurulmasına katkı sağlayabilirler.
