DAVA, DOSTLUK VE YALAKALIK ÜZERİNE

0
csm_Schirn_Presse_Affichisten_Jacques_Villegle_1961_4e672c8a13-600x600
Aristoteles “saygı sevgisi” yüzünden birçok insanın dalkavuk sever olduğunu söyler.Çünkü insan saygı duyulmayı ve sevilmeyi ister. Bu varoluşsal olarak benin kendini bir değer olarak gördüğünün belirtisidir. Ancak sorun “ben”in değeri nereden aldığına ilişkin anlayışlarda ortaya çıkar.. Beni değerli kılan nedir? Bunun cevabı da aslında kişinin kendi yönelimlerinde bulunmaktadır.. Kişi neyi üstte tutuyorsa varoluşsal değer odur..Bizler yemek yemeyi, uyumayı cinsel ilişkiyi üstte tutmayız; yalanı hileyi ve zulmü de. Kendimiz yalancı olsak bile yalancıları değerli görmeyiz. İnsanlık tarihi de bizim bu içsel duruşumuzu onaylar.. Yalancılar, sahtekarlar ve korkakların alkışlandığı ne bir toplum vardır ne de bir tarihsel kesit.. 
Kimileri gerçek saygınlığın paraya, makama, şöhrete sahip olmakla elde edeceğini düşünür. Oysa bunların hayatın temel dinamikleri olmadığını hem kendi içsel duruşumuzdan hem de insanlık tarihinin ortaya koyduklarından öğrenebiliriz. Zamana mekana ve kişilere göre değişen şeyler ilke olamazlar. Bu yüzden insanın kendisi olması; benin değer olması, kendisi ve insanlık ile uyumlu ilişkisi ile mümkündür.
Saygınlık ilkeli olmak, insanların üzerinde ittifak ettiği; insanlık tarihinin itiraf ettiği değerleri öne çıkarmakla mümkündür. 
Asli olan ile geçici olanın yerini değiştirmek kişinin hem kendisi ile hem de insanlık ile ters düşmesini getireceğinden (dalalet) ruhsal bunalımlara da kapı açacaktır . Burada benin parçalanması sözkonusudur.  Bu durum sosyal ve siyasal bunalımlara da kaynaklık edecektir. 
Dava, Bedel ve Makam
İnsanlar bir makamda oturduğu için suçlanamazlar. Bizler çoğu kez kazanımları ve zenginlikleri konuşmaya alışmışızdır. O kazanımlar veya zenginlikleri elde etmek için ne tür bedeller ödendiğini çoğu kez düşünmeyiz.
Hayatında hiçbir davası olmayan, dava ile ilgisi sadece ganimet söz konusu olduğunda ortaya çıkan yaratıkların belli makamları işgal etmesinden rahatsız olmalıyız oysa.
Bedel ödediğinde görmezden geldiğimiz insanların belli makamlar elde etmek için her kalıba giren insanlar tarafından harcanmasına ancak bu şekilde engel olabiliriz.
Bu söylediklerim kendimle ilgili değil. Onbeş yaşından beri belli bir davanın içerisinde yetiştim. Bunun bedelini hayatımın her safhasında ödedim. Hayatımdan nelerin çalındığını burada anlatmayı bile çiğlik sayarım.
Ancak bütün bir hayatını bedeller ödeyerek harcamış kimi değerli insanların omurgasızlar tarafından makam ve mansıp peşinde koşma ile suçlanması beni yaralar.
Daha taharet almayı bilmeyen adamların din adına fetva vermeye kalkması 28 şubatlarda zalimlere yakın olmak için her boyaya boyayanların bayrak cami kutsal ekseninde her türlü nimete gark olması beni yaralar. Yine 28 Şubat sürecinde üniversitelerde “dincileri derse sokmayın” diye kapı kapı gezen adamların, fişleme, kumpas, tezvirat ile kendine rakip gördükleri Müslümanları devre dışı bırakma çabalarını da unutmak mümkün değil. Devir değiştiğinde pozisyon değiştiren omurgasızların çok önemli makamları işgal ettiğini görmek de beni yaralar.
Dostluk ve Yalakalık
Bu iki kavramı aynı kefeye koyanlar ne dost, ne de ilke sahibidirler.
Her sevgi, her destek yalakalık değildir. İlkesiz, samimiyetsiz salt menfaate dayalı destek yalakalıktır.
Yalakanın kendine ait bir kişiliği yoktur sadece süfli emellerinin peşindedir ve süfli emellerini gerçekleştirmek için güçlü olana yakın durmayı ve ne yaparsa yapsın O’na itaat etmeyi iş edinmiştir. Dolayısıyla kendi benini bir başka ben içinde eritmiştir.
Oysa dost bir menfaat temelinde seven kişi değildir. Dost sevdiğini bir kalemde çizmeyen, doğru yaptığında destekleyen yanlış yaptığında uyaran kişidir.
Her sevgiyi yalakalık zanneden kişi ne sevmeyi bilmektedir, ne dostluğu.
Hepimiz sayılmayı ve sevilmeyi isteriz ama ilkeleri bir kenara bıraktığımızda bu isteklerimiz bizi dalkavuksever haline getirebilir.
İlkeler nedir peki? İnsanların üzerinde buluştuğu ortak değerlerdir. Örneğin adalet en temel ilkedir. Adaleti sevdiğimiz için dostlarımız ve düşmanlarımız vardır.
İlkesi olmayanın dostu da yoktur.. Çünkü dost kavramının anlamında bile bir ilke bulunmaktadır. Dost demek benim için iyiyi isteyen demektir. Benim için iyiyi isteyen doğru ve haklı şeylerde (ortak ilkeler) beni destekleyen yanlış ve olumsuz durumlarda beni uyarmaktan da çekinmeyen kişidir.. Burada dost olmak için ortak ilkeye sahip olmak gerekmektedir. Çıkarlar ne ortak ilkedir, ne de ortak zemindir. 
Dost dostunu sever yalaka ise menfaatlerini sever.
Yalakanın dostu yoktur.
İktidarda olsun, muhalefette olsun; yere düşsün, tepelere çıksın, biz dostlarımızı her zaman severiz..

Bir yanıt yazın