DİN ADINA AŞIRILIK (İFRAT) VE GEVŞEKLİK (TEFRİT) EĞİLİMLERİ
Kur’ân ve Sünnet Işığında Dengeli Din Anlayışı
İslâm dini, insan hayatının bütün alanlarında dengeyi esas alan bir dindir. Kur’ân-ı Kerîm’de Müslümanlar, “orta ümmet” (ümmet-i vasat) olarak nitelendirilmiş ve her türlü aşırılıktan uzak durmaları emredilmiştir. “Böylece sizi vasat (orta, dengeli, adaletli) bir ümmet yaptık ki insanlara şahit olasınız…” (Bakara, 2/143). İfrat (aşırılık) ve tefrit (gevşeklik) tarih boyunca dinî hayatın en önemli problemlerinden biri olmuştur. Bir grup dini olduğundan daha zor, katı ve sert hale getirirken; diğer grup dini hafife almış, emir ve yasakları önemsememiştir. İslâm ise her iki uç anlayışı reddederek itidal (denge) yolunu göstermektedir. Tarihte her iki uç anlayışın temsilcileri olarak ifrat, aşırılık ile tefrit, gevşeklik özelliklerini yahudi ve hıristiyanlar taşımaktadır. Allah, Müslümanların ifrat ve tefrite düşmeden orta yolu izlemelerini, dengeli olmalarını istemiştir.
İfrat; bir konuda ölçüyü aşmak, sınırı geçmek, gereğinden fazla ileri gitmektir. Din alanında ifrat; Allah’ın helal kıldığını haram saymak. İnsanlara dini zorlaştırmak. Tekfircilik. Fanatizm. Şiddeti din adına meşrulaştırmak. Kendini sürekli başkalarından üstün görmek. İbadette aşırıya kaçmaktır. Kur’ân bu durumu şöyle eleştirir. “Ey Kitap ehli! Dininizde aşırı gitmeyin.” (Nisâ, 4/171). Bir başka ayette; “De ki: Ey kitap ehli! Dininizde haksız yere aşırı gitmeyin.” (Mâide, 5/77). Tefrit ise; Dinî görevleri ihmal etmek. Haramları önemsememek. Günahları sıradan görmek. Dini sadece kültürel kimlik seviyesine indirmek. Allah’ın emirlerine karşı ilgisiz kalmaktır. “Onlardan sonra namazı terk eden ve arzularına uyan bir nesil geldi.” (Meryem, 19/59). Bir diğer ayette; “Namaz kılanların vay haline! Onlar namazlarını ciddiye almazlar.” (Mâûn, 107/4-5).
Kur’ân sürekli dengeyi emreder. Harcamada denge: “Onlar harcadıkları zaman ne israf ederler ne de cimrilik yaparlar.”(Furkân, 25/67). İbadette denge: “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.” (Bakara, 2/185). Davette denge: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.” (Nahl, 16/125). Hüküm vermede denge: “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” (Mâide, 5/8). Rasûlullah (sav), ümmetini aşırılıktan defalarca sakındırmıştır. “Dinde aşırılıktan sakının. Sizden öncekileri dinde aşırılık helâk etmiştir.” ( Nesâî, Menâsik, 217; İbn Mâce, Menâsik, 63). “Aşırı gidenler helâk oldu.” (Üç defa tekrar etmiştir.) (Müslim, İlim, 7). Üç sahabi sürekli ibadet etmeye karar vermişti. Biri: Ben her gün oruç tutacağım. Diğeri: Ben hiç evlenmeyeceğim. Üçüncüsü: Ben gece boyunca sürekli namaz kılacağım. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Ben oruç da tutarım, yerim de, namaz da kılarım, uyurum ve evlenirim de. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” (Buhârî, Nikâh, 1; Müslim, Nikâh, 5).
İfratın ortaya çıkmasında birçok etken vardır. Bunlar:
Bilgisizlik, cehalet
Kur’ân ve sünneti bütüncül okuyamamak.
Parça delillerle hüküm vermek.
Fanatik, aşırı bağlılık
Grubu dini hakikatin yerine koymak.
Tekfir anlayışı. İnsanları tekfir etmek. Sayım memurluğuna soyunmak.
Farklı düşünen herkesi din dışı görmek, farklı düşüncelere tahammül etmemek.
Kibir. Kendini muhataplarından üstün görmek. Başkalarını küçümsemek.
Kendisini tek doğru kabul etmek.
Öfke ve intikam duygusu ile hareket etmek.
Dini, öfkenin aracı hâline getirmektir.
Tefritin Sebepleri
Dünya sevgisi
Günahların normalleşmesi
İbadet alışkanlığının kaybolması
Nefse uymak. Arzu ve isteklerin peşinden koşmak.
Modern hayatın aşırı dünyevileşmesi. Hayatı dünyadan ibaret görmek, âhireti unutmak.
Dini bilgi eksikliği. Buna rağmen her konuda görüş belirtmek ve hüküm vermek.
Ahiret bilincinin zayıflaması. Âhireti hiç önemsememek. Sadece inandığını iddia etmek.
Kur’ân bu konuda şöyle buyurur: “Onlar dünya hayatını ahirete tercih ettiler.” (İbrahim, 14/3)
İfratın Toplumsal Zararları
Şiddetin yaygınlaşması
Tekfir kültürü
Mezhep çatışmaları
Terör
İslamofobinin artması
Müslümanlar arasında ayrılık
Dinin korku dini gibi gösterilmesi
“Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın; ayrılığa düşmeyin.” (Âl-i İmrân, 3/103).
Tefritin Toplumsal Sonuçları
Ahlâkî çöküş
Aile kurumunun zayıflaması
Kul hakkının yaygınlaşması, kul hakkının gözetilmemesi.
Yolsuzluk, haksız kazanç.
Rüşvet, irtikap.
Adaletsizlik, haksızlık.
İbadet hayatının zayıflaması ve zamanla kaybolması.
İtidal: Dengedir. Hikmettir. Adalettir. Merhamettir. Kolaylıktır. Ölçülü olmaktır. “Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder.” (Nahl, 16/90)
Sahabenin Denge Anlayışı: Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin ortak özelliği; dini ne zorlaştırmaları ne de hafife almalarıdır. Onlar Kur’an ve sünneti merkeze almış, aşırılığa karşı durmuş ve kolaylaştırmayı esas almışlardır. Hz. Ömer’e isnat edilen şu söz bu anlayışı özetler: “İşlerin en hayırlısı orta olanıdır.” Bu söz, İslâm düşüncesinde itidal anlayışını ifade eden hikmetli bir prensip olarak aktarılmıştır.
Günümüzde İfrat ve Tefrit Örnekleri
İfrat örnekleri: Dini siyasal veya ideolojik fanatizme dönüştürmek. Farklı düşünen Müslümanları kolayca tekfir etmek. İslam’ın rahmet yönünü ihmal edip yalnızca ceza ve korku dilini öne çıkarmak. Kültürel uygulamaları dinin değişmez hükümleri gibi sunmak. İbadetlerde kişinin kendisini ve ailesini zorlayacak ölçüde aşırılığa gitmek.
Tefrit örnekleri: Namaz, oruç ve zekât gibi farz ibadetleri ihmal etmek. Faiz, rüşvet, gıybet ve kul hakkını önemsememek. Dini yalnızca özel hayata indirgemek, ahlâkî sorumlulukları göz ardı etmek. Helal-haram duyarlılığını kaybetmek. Günahları sıradanlaştıran bir yaşam tarzını benimsemek.
Şunu unutmayalım ki; dinde ifrat ve tefrit, artırma ve eksiltme anarşiye, sapmaya neden olacaktır. Zira, insanın neye güç yetireceğıni en iyi bilen onun yaratıcısı olan Allah’tir. İslâm’ın hedefi ne aşırılık ne de gevşekliktir. Kur’ân ve Sünnet, Müslümanı ifrat ile tefrit arasında itidal üzere yaşamaya çağırır. Dinin emirlerini ihmal etmek kadar, Allah’ın kolaylık dini olarak gönderdiği İslâm’ı gereksiz yere zorlaştırmak da doğru değildir. Mümin; ilim, hikmet, adalet, merhamet ve güzel ahlâkla hareket ederek Kur’ân’ın “vasat ümmet” idealini gerçekleştirmeye çalışmalıdır. Böyle bir denge anlayışı, hem bireysel kulluğun kemale ermesine hem de toplumda birlik, huzur ve güven ortamının güçlenmesine katkı sağlayacaktır.
