Dört Kavramın Işığında: Kur’an’da Gayrimüslimlerle İlişki Üzerine Kısa Bir Deneme

0
0x0-gayrimuslimler-turk-hakimiyeti-altinda-asirlarca-huzur-icinde-yasadi-1702747747337

Kur’an’ın insan ilişkilerine dair ortaya koyduğu ilkeler çoğu zaman tek bir cümle ile ifade edilemez; ama bazı kavramlar vardır ki bir toplumun bütün siyasal ve ahlâkî tutumunu özetleyecek kadar güçlüdür. Gayrimüslimlerle kurulan ilişki de böyledir. “Ahd”, “hilf”, “rükûn” ve “müdâhene” kelimeleri, sadece birer soyut kavram değil; Müslümanın nerede durup nerede durmaması gerektiğini gösteren dört ayrı istikamettir.

İnsanın insanla ilişkisi ahd ile başlar. Çünkü insanın insanla güven kurabilmesinin ilk şartı, verdiği sözü korumasıdır. Kur’an’ın ahde bu kadar vurgu yapması boşuna değildir. Bir toplumda söz değerini yitirirse, artık hiçbir hukuk ayakta kalmaz. Bu yüzden Müslümanın gayrimüslimle yaptığı anlaşma, bir çıkar hesabıyla değil, doğru bir insan olmanın gereği olarak tutulur.

İkinci kavram hilftir. Peygamberimizin Hilfü’l-Fudûl’e gösterdiği saygı, bize şunu anlatır: Zulmü engellemek için yapılan her ortaklık değerlidir. Birinin inancı, bir diğerinin kimliği, hatta bir toplumun kültürü farklı olabilir; fakat adalet, ortak bir dildir. Bu yüzden Müslüman adalet temelinde birine el verebilir, ittifak kurabilir. Bu, kimliğini zedelemez; aksine güçlendirir.

Fakat iş burada bitmez. Çünkü rükûn, yani zalime yaslanmak, en gizli ve en tehlikeli yönelişlerden biridir. Bazen bir adamın koluna girersin ama fark etmeden zulmün gölgesine girmiş olursun. Kur’an’ın “meyletmeyin” uyarısı tam da bu iç sızıntıya dikkat çeker. Meyletmek, zulmü onaylamak değildir belki; ama onun yükünü hafifletmek, onun ağırlığını normalleştirmektir. İşte Kur’an buna izin vermez.

Son kavram olan müdâhene ise daha insani bir zayıflığı işaret eder: Hakikati yumuşatmak, taviz vermek, yağcılık yapmak… Bu, maddi bir çıkar için de olabilir, korkudan da olabilir, bir güç karşısında yaltaklanmak şeklinde de belirebilir. Müdâhene, insanın kendi içindeki haysiyet direğini zayıflatan, kimliğini incelten bir sızmadır. Kur’an’ın buna karşı tavrı nettir: Tavizle kurulan ilişki, aslında ilişkiden değil zayıflıktan doğar.

Sonuçta bu dört kavram bir araya geldiğinde ortaya çok berrak bir tablo çıkar:
Müslüman, gayrimüslimle sözleşebilir, ittifak kurabilir, adalet için güç birliği yapabilir; ama yağcılık yapamaz, ilkesini bozarak yakınlaşamaz ve zalim bir yapının gölgesine sığınamaz.
Bu, sadece bir siyaset anlayışı değil; aynı zamanda bir varoluş duruşudur.

Çünkü insanın gerçekten kim olduğu, kimin yanında değil; hangi ilkenin yanında durduğuyla belli olur.

Bir yanıt yazın