GIYBET, DEDİKODU
İslam dini insan haklarının en önemlilerinden olan ve çoğunlukla “ırz” kavramıyla ifade edilen kişiliğin dokunulmazlığı ilkesine, kişilik haklarına büyük değer vermiş, bir kimsenin gıyabında gerek onun şahsıyla ilgili maddî, bedenî, dünyevî veya mânevî, ruhî, ahlâkî ve dinî kusurlarından söz edilmesi, gerekse çocukları, ebeveyni ve diğer yakınlarının kusurlarının anlatılmasını gıybet saymıştır. Gıybet sözle olduğu gibi yazı, ima, işaretle ve taklit gibi davranışlarla olabileceği de bilinen bir gerçektir. İslâm âlimleri insan onurunu zedeleyen, toplumda dargınlık ve düşmanlıklara yol açan bir davranış olmasını dikkate alarak gıybetin haram olduğunda ittifak (söz birliği) etmişlerdir. Çoğunluk gıybetin büyük günahlardan olduğunu kabul etmiştir. Bir söz veya hareketin gıybet sayılıp sayılmaması konuşanın niyetiyle yakından ilgilidir. Bir kimse bir başkasının yanlış görüşüne sırf onu küçük düşürmek amacıyla yer vermesi gıybettir. Ama aynı görüşü bir yanlışı düzeltmek maksadıyla veya iyi niyete dayalı başka bir sebeple aktarması gıybet olarak kabul edilemez. Hatta bu bazan bir görev bile olabilir. Müslüman alenen yapılan yanlışa ve haksızlığa karşı sessiz duramaz, ona karşı çıkmak ve onu düzeltmek zorundadır. (Müslim, Îmân 78, Tirmizî, Fiten 11).
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?...”(Hucurât, 49/12). Bir kimsenin gıyabında hoşuna gitmeyeceği bilinen bir şeyi konuşmak, başkalarına aktarmak gıybettir ve câiz değildir. Peygamber efendimize, “Birisinin arkasından söylediklerimiz doğru ise, onda bu kötü nitelik varsa yine de yasak olan gıybet gerçekleşir mi?” diye soranlara şu cevabı vermiştir: “Eğer söylediğiniz onda varsa gıybet, yoksa yaptığınız iftira olur” (Müslim, “Birr”, 70). Ayrıca şu hadis kötü huylar ve alışkanlıklarla ilgilidir: “Zanna kapılmaktan sakınınız, zan en fazla asılsız olabilen haber ve bilgi türüdür. Kulak kabartmayınız, gizlilikleri araştırmayınız, başkalarını kıskanmayınız, öfkenize kapılmayınız, birbirinize sırtınızı dönmeyiniz. Ey Allah’ın kulları! Kardeşler olunuz” (Müslim, Birr, 28).
Gıybet belli bir kişi veya zümrenin şeref ve haysiyetini rencide etmesi, dolayısıyla müminler arasındaki sevgi, saygı ve barışa zarar vermesi sebebiyle yasaklandığından böyle bir kişiyi kastetmeden genel olarak insanların kötülüğünden söz etmek gıybet sayılmaz. Bir kişiyi dinî kusurlarından dolayı gıyabında eleştirmenin gıybet sayılmayacağı ileri sürülmüşse de Gazzâlî insan onurunu öne çıkaran mükemmel tahlillerinde bu iddiayı reddetmiş ve iyi niyete dayanmayan her türlü gıyabî eleştirinin haram olduğunu belirtmiştir (İḥyâʾ, III, 144).
“Gıybet, kardeşini hoşuna gitmeyecek şekilde anmandır.” (Tirmizî, Birr 23). “Bir kimse yanında hakarete maruz kalan bir mümine gücü yettiği halde yardım etmezse, Allah o kimseyi kıyâmet gününde insanların önünde rezil eder.” (Camiu’s-Sağîr, 8489). Gıybet kul hakkına girdiği için, gıybetini yaptığımız kişiyle helalleşmeliyiz. Eğer bir müslüman gıybet ettiyse veya isteyerek gıybeti dinlediyse tevbe etmelidir. Ayrıca gıybetini yaptığı kişiden helallik almalıdır. Gıybetin Sebeplerini şu şekilde sıralamak mümkündür: İntikam duygusunu tatmin etmek. Arkadaşlarına uymak. Gösteriş, kibirlenmek. Kıskançlık. Hoşça vakit geçirmek, güldürmek için başkalarının ayıp ve kusurlarını ortaya sermek. Küçük düşürmek ve alay etmek. (Gazzâlî, İhyâ, VI, 522 vd).
Gıybetten korunmak için kişinin öncelikle kendi kusurlarıyla uğraşması, kendisiyle ilgilenmesi gerekir. İslam alimleri gıybet ve ifşanın hangi durumlarda caiz veya gerekli olduğunu şöyle sıralamışlardır: 1. Haksızlığa uğrayan, hakkını alabileceğini umduğu şahıslara durumu anlatabilir. 2. Dine ve ahlaka aykırı bir davranışı gördüğü zaman, düzeltmesi muhtemel olan kimselere, yetkililere aktarabilirler. 3. Dince yanlış davranan bir kimsenin davranışını, dini bilen bir kimseye anlatarak, doğru bilgi alma teşebbüsünde bulunabilir. 4. Halkı korumak, onlar için hayırlı olacağı kanaatiyle ilgililere bildirmek için ayıplar ve günahlar açıklanabilir; bazı durumlarda bu caiz değil, zorunlu (farz) olur. 5. Bir kimse ile evlenmek, ortak veya komşu olmak, ona bir şeyi emanet etmek, onunla bir iş yapmak, ondan din ilmi öğrenmek isteyen taraf, karşı tarafı tanıyan birisine “onun nasıl biri olduğunu” sorarsa, bildiği kusurlarını açıklaması gerekir. 6. Kamu görevini yapan kimse buna ehil değilse veya görevini kötüye kullanmaktan çekinmeyen bir günahı ve ahlaki kusuru varsa, bunları bilen kimse, o şahsın amirine -kamuyu korumak maksadıyla- durumu bildirmekle yükümlüdür. 7. Günahını ve kusurunu gizlemeyen, açıkça yapan ve gösteren kimsenin bu davranışlarını konuşmak, haram olan gıybete girmez. 8. Bir kimsenin “topal, kel, kör, köse” gibi bir lakabı varsa ve o kimseyi anlatmak için bunları zikretmek gerekiyorsa bu haram olan gıybete girmez.
Sahâbeden biri; “Ey Allah’ın Elçisi! Bana sımsıkı sarılacağım bir amel söyle” dedim. Peygamber Efendimiz “Rabbim Allah’tır de, sonra dosdoğru ol” buyurdu. Kendisine, “Ey Allah’ın Elçisi! Hakkımda korkacağın şeyin en tehlikelisi nedir?” dedim. “Mübarek dilini (eliyle) tuttu sonra “İşte budur” buyurdu. (Tirimizî, Zühd, 60, IV, 607). Gıybet; kişi, aile, toplum hatta bir milletin bütün mensuplarını rencide edebilir. Bu; kişiler, aileler ve toplumlar arasında huzursuzluk, kırgınlık hatta kavgaya bile sebebiyet verebilir. Gıybet, müminin fâsık ve âsî olmasına sebep olur. Gıybeti yapılan kimse hakkını helal etmedikçe kişi gıybetin günahından kurtulamaz. Çünkü gıybet etmek kul hakkıdır. “Mücâhir“; kötülüğünü açığa vuran, Allah’ın örttüğü günahı açan kimsedir. (Buhârî, Edeb., 60, VII, 79). Günahı aleni, açıkça işlemek, yanlışı açık bir şekilde yapmak doğru değildir. Zîra açık yapmada Allah, Peygamber ve sâlih müminlerin haklarını hafife alma vardır. Ancak kötülükleri ile topluma zarar veren kişilerin durumunu açıklarken bir fitneye sebep verilmemesine özen gösterilmelidir. Gayri meşru sözleri hiç çekinmeksizin yapıp duran fâsık kimselerin bu çirkin hallerinden korunma konusunda tedbirli olunmalıdır. Bu tedbir ve çalışmada şahsi bir kin ve garez öne çıkmamalıdır.
Gıybet etmenin âyet ve hadislerde dünyada uygulanacak bir müeyyidesi, cezası bildirilmemiştir. Ancak tevbe edilmediği veya affedilmediği takdirde âhirette cezası vardır. Onun için mümin gıybet etmemelidir. Âhirette “müflis” durumuna düşecek sevaplarından gıybet ettiği kimseye vermek durumunda kalacaktır. Gıybet, kolaylıkla gerçekleşebilen, zamanla sıradanlaşarak kişiyi rahatsız etmeyen ve insanlar arasında hızla yayılabilen bir hastalıktır. Önlem alınmadığında hem fert hem de toplum için çok daha ciddi sorunlara kaynaklık edebilmektedir. Gıybetle başlayan afetler zinciri insanlar arasında kin, nefret, düşmanlık, bozgunculuk meydana getirebilecek fiilleri tetikler. Bunlar arasında, gıybetin ilerlemiş ve gelişmiş hâli olarak karşımıza dedikodu ve koğuculuk/nemîme çıkmaktadır. İnsanlar arasında bozgunculuk çıkarmak maksadıyla söz taşıma, gıybet etme, dedikodu yapma anlamına gelen koğuculuk, birey ve toplum ahlâkı açısından çok tehlikeli bir davranıştır. Kişinin aleyhinde söylenmiş sözleri ona ulaştırır, haset ve nifak üzerine kurduğu planlarıyla insanları birbirine düşürür. Koğuculuk ve dedikodu yapan kimseler, insanların birine bir türlü diğerine başka türlü davranan, ikiyüzlü, şerrinden emin olunmayan, güvenilmez insanlardır. Allah Resûlü, “İnsanların en kötüsü, kötülüğünden dolayı insanların kendisinden sakındığı kimsedir.” (Muvatta’, Hüsnü’l-hulk, 1) buyurarak bunların kötülüklerine karşı insanları uyarmıştır.
Gıybet yapmaktan kurtulmanın yollarını şu şekilde sıralamak mümkündür. Az, öz ve lüzumlu konuşmak, zamanı hayırlı işlerde sarf etmek, arkadaş seçimine dikkat etmek, iki kişinin sohbetinde üçüncü bir kişiden söz etmemek, merhamet, sevgi duygularımızı öne çıkarmak, kişiler arasında söz getirip götürenlere itibar etmemek, maddi rekabetten uzak durmak, kimsenin malına ve makamına göz dikmemek, başkalarının kusurlarını araştırmamak, bizi gıybete sürükleyen davranışlardan ve ortamlardan uzak durmak, maddi imkânları oluşturup, insanlara muhtaç olmamak, su-i zandan, kötü duygu ve düşüncelerden uzak durmak, hayâlı ve edepli hareket etmek. “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ, 17/36). Müslüman bu âyette vurgulanan uyarıya dikkat ederek hareket etmelidir.
