HİZAYA GETİRME KÜLTÜRÜ
İnsanı kendine özgü ve diğer varlıklardan farklı kılan irade sahibi olmasıdır. Başını belaya sokan da onu üstün kılan da irade sahibi olma vasfıdır.
Gel gör ki insanın insan ile olan çatışmasının temelinde, bu vasfı kullanma istenci yatar. Seçici olmak, tercihte bulunmak bazen diğer bir insanın varlık alanına müdahale etme, hak ihlali olabilir. Sosyal bir varlık olan insanın hukuk olmadan yaşaması imkansızdır. Hukuk normlarının belirleyicisi insan olunca sorun çözülür mü? Adına velev ki ‘Evrensel hukuk ilkeleri, insanlığın ortak malı, evrensel değerler’ de denilse. İnsan irade sahibi bir varlık olduğu gibi zaaf sahibi olan bir varlıktır aynı zamanda.
04.02.2021 Perşembe günü köşesinde Rasim Özdenören , kendisini ismen eleştiren Ergun Yıldırım’a sekiz maddede cevap veriyor. Sekizinci maddedeki ifadeler meramımızı anlatmada bize yardımcı olacak. ‘‘8. Şimdi asıl tefrik edici noktaya geliyorum, ki bu husus üzgünüm ki en çok gözden kaçırılan temel ilke: halk idaresi (demos/kratos) olarak tanımlanan demokraside halkın iradesi nasıl teşekkül ediyor sorusu… Hakimiyet hakkının en yüksek tecelli noktası yasa yapmada ortaya çıkar. Demokrasilerde bu irade halkın çıkarı doğrultusunda kullanılır. Örneğin iktisadi rejim faizli işlemleri öngörüyor ve onda menfaat buluyorsa yasasını buna göre vaz eder. Oysa İslâm yönetiminde (burada yönetimin mahiyeti demokrasi veya otokrasi vb. fark etmez) halk iradesinin üstünde ve ona da egemen olan üst ilkeler söz konusudur. Demokrasilerde o üst ilkeler de insan marifetiyle yürürlüğe konulduğundan değiştirilmesi de insanın elindedir.’’ İlk bakışta insan iradesinin üstünde ve iradesine egemen ilkeler kabul etmek insanın irade sahibi olması ile çelişir gibi görünebilir. Burada belirleyici olan egemenliği kabul edilen ilkelerin mahiyetidir. Müslüman birey için, İslam’ın vazettiği bir ilkenin mahiyetini hikmetine binaen anlama gayretine girer, kabul veya ret için değil. İslam’ın ilkelerinin muhatabı akıl sahipleri olduğu için, sadece Müslümanlar değil insanların tümüdür.
Dizayn etme ya da hizaya getirme nesneler için belki de insanın insana reva görmesi, uygun bir eylem olmasa gerek. Ancak, tarihe ve günümüzde yaşanan hayat bakıldığında insanın çabasının bu yönde olduğu görülür. Ülkelerin yönetimine kaynaklık eden toplumsal sözleşme mesabesinde olan Anayasalarına -yazılı olsun, olmasın-bakıldığında coğrafya ile sınırlı ülke insanın öncelikleri ve üstünlükleri vardır. Bu önceliklerin ve üstünlüklerin evrensel hukuk veya evrensel değerler ile ilişkilendirilmesinin uygulamalarda yeterli olmadığı görülmektedir. Anayasaların zimnen nelere ve kimlere üstünlük verdiği aldıkları isimlerden bellidir, kendi ülkelerinin ismi ile anılırlar.
Söz konusu İslam olunca coğrafyanın, milliyetin, zenginliğin- fakirliğin, sınıfın bir değer olarak varlığı kabul edilir, ancak öncelik ve üstünlük sebebi olamaz. Yukarıdaki alıntıda söz konusu edilen faiz, kapitalist ekonomiler içinde belli bir kesim için faydalı ve çıkar sağlıyor değer. İslam’da faizin adı haksız kazançtır. İslam’da faiz ve benzeri gibi vaz edilen kavramların mahiyeti üzerinde tasarruf kullanılamaz.
İnsan iradesine İslam’ın yaklaşımı kişi için inanç temeline oturmasıdır. Öyle ki kişinin aklı ile anlayıp içselleştirdiği ve kalbi ile kabul edip mutmain hale gelmesidir. Müslümanın iradesi ile tercih edip fiile dönüştürdüğü davranışın karşılığı ceza veya mükafat anlamında dünya ile sınırlı değildir. Hayatını şekillendiren müeyyideler uzanınca elinin değebileceği kabilinden şeyler değildir. Yani, Müslüman bireyin iradesi ve tercihleri üzerinde baskıcı kanunlar yoktur. En iyi kontrol otokontroldür ilkesinden hareket ile insana (Müslümana) tanınmış geniş hareket alanı sağlamıştır. Hareketin yönü de kemale ulaşmaya doğrudur.
