İNSAN HAYSİYETİ VE EMİN BELDE
“Thomas Jefferson’a 1776 yılında arkadaşları Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin taslağını hazırlanmasını rica ettikleri zaman, O bu taslağa şu ünlü sözcüklerle başladı : İnsanların eşit yaratılmış ve onlara Yaratıcıları tarafından belli bazı dokunulmaz haklar bağışlanmış olduğunu görüyoruz; ki yaşama, özgürlük ve mutluluğu izleme haklarının da bu haklar arasında bulunduğunu; ve bu hakları güvence altına almak için, insanlar arasında gücünü yönetilenlerin onayından alan hükümetler kurduğunu kabul ediyoruz.” (E. Cassirer The Myth of the State)
Ontolojik İnsan ve İnsan onuru
Tarih boyunca insanın, insana ilişkin değeri iki boyutta anladığı görülmektedir. Bunlar bizzat insanoluşla ilgili olarak öne çıkan,
1-İnsanoluştan kaynaklanan değer ve diğeri de
2-İnsanın dünya ve öteki ile kurduğu ilişki ile elde ettiği değer) (zenginlik, egemenlik, kutsallık vs.) Aristoteles bu bağlamda iyiyi, dış iyiler, bedene ait iyiler ve ruha ait iyiler olarak üç boyutta ele almaktadır. Dış iyiler, mal mülk zenginlik gibi unsurlar, bedene ait iyiler güzellik güçlülük ve sağlık gibi unsurlar, ruha ait iyiler ise erdeme ilişkin unsurlardır. Ki Ona göre insanı insan yapan erdemli olmaktır. Erdem ise kazanılan, doğuştan gelmeyen ruha ait bir özelliktir. Bu yüzden köleleri hayvan ile özdeş görmekten çekinmemektedir. Çünkü köle erdemli olamaz; Onun eylemleri hazza dayalı ve hayvancadır. Köle başkasına bağlı olduğu için insan olma vasfına da asla sahip olamayacaktır.
Dikkat ederseniz burada, erdemli olan ve olmayan diye daha ikincil bir değer durumundan sözetmektedir. Oysa insanoluş bunların da üstündedir. Her ne kadar insan olmanın göstergesi hayvansal olandan ayrı, ahlaki boyutu olsa da bu, ahlaksal anlayış ile ahlak arasında kesin bir çizgi koymanın zorluğu sebebiyle problemlidir. Çünkü değer yargısı ile değerin birbirine karıştırılması her zaman mümkündür.
Atina toplumunun ahlak yargıları ile ahlaksal ilke aynı şey değildir. Bu yüzden insanın bizatihi insanoluştan kaynaklı değerini dikkate almadığımızda erdem dediğimiz anlayış sadece varolan sosyal dokunun meşruiyetine hizmet eden bir anlayış olacaktır. Zaten kölelik kurumu da aynı yaklaşımın uzantısı olarak insanlık tarihinde yerini almıştır. İnsanoluştan kaynaklı değerin kabulü daha baştan köleliğin önünü kapamaktadır. İnsanları köle ettikten sonra onları erdem anlayışı ekseninde değer biçmek bu yüzden kendi içinde paradoksal ve tutarsızdır. Hz. Ömer bu bağlamda “Analarından hür doğanları nasıl köleleştirisiniz” derken bu yanlışa dikkat çekmekte; insanoluştan kaynaklı değerden sözetmektedir.
Kuranda eylemler ile insan oluştan çıkmaktan söz etmektedir, ancak bu daima insanoluş değerinin kabulü ekseninde ortaya konmaktadır. Zaten insanoluşu bir değer olarak ortaya koymadığınızda ahlaki olanı da ortaya koymak mümkün olmayacaktır. Hukuk ahlaktan ayrı olarak bu zemine yaslanmaktadır.
Ontolojik bir insan kavramınız yoksa haysiyet kavramınız da olmayacak demektir. Bunun yerine ya birey kavramını kullanacaksınız, ya üstün insan, ya Tanrıya yakın insan, ya da erdemli insan diyeceksiniz.
Onur, insan oluştan kaynaklı saygınlık demektir. Eğer sosyal ve siyasal alandan sözediyorsak öncelikle insanoluştan kaynaklanan bir değer anlayışına sahip olmak gerekmektedir. Çünkü insanın değeri varolmanın değerine bağlıdır. Bu bağlamda varolan her unsur bir diğeri ile bir biçimde ilişkide ve birbirlerine bağlıdır.
Bu yüzden varlık dünyasında önemli önemsiz ayrımı sözkonusu değildir. Bu ayrım insanın yüklediği anlamla ilgilidir. Varolan değerini Varedene borçlu ise bunun anlamı “varolan değerini Varedenden almıştır” kabulü olacaktır.
Ben, Bana Ait Olan, Bana Ait Olana Ait Olan
Platon ile yola çıkarsak eğer; kişiyi ortaya koyan üç tane unsur vardır: Ben, bana ait olan ve bana ait olana ait olan.[1] Bana ait olanlar ve bana ait olanlara ait olanlar Benin özellikleridir ama Ben bunların üstündedir. Ayakkabım bana ait olana aittir, ayağım bana aittir ama bu ikisi de Ben olarak nitelendirilemez. Benim bunların ötesinde anlamım bulunmaktadır. Ayakkabım Benden önemliyse ya da ayaklarım Benden önemliyse orada Ben önemini yitirmiş demektir. Çünkü ayakkabım olmasa da, ayağım olmasa da Ben bir cevher olarak değerliyimdir. Bizi oluşturan Benin üstün olması ise ancak Benin üstün sayılması;üstün kabul edilmesi ile mümkün olacaktır.
Ben cevherdir, Beni oluşturan şeyler arazdır. Sarı olmak, siyah olmak, ya da çekik gözlü olmak, şu dili ya da bu dili konuşmak arızi unsurlar olarak benin özellikleridir. Ki dil konusunu örnek alırsak Modern antropolojik verilere bakıldığında Dilden önce de insanların konuştukları kabul edilmektedir.
Biz olmak, cevheri değerli bulmak; onu üstün tutmak demektir. Cevher tek, araz çeşitlidir. Arazı üstün tutanlar bu yüzden asla biz olamazlar. Biz olamayanlar ise asla birlikte yaşayamazlar. Dünyevi menfaatleri Ben’den üstün tutan insanların birlikte yaşayabilmeleri mümkün müdür? Başkasının hakkına saygı duymanın anlamı onun Ben olarak değerli olduğunu anlamaktır.
“Kant’a göre rütbe veya sosyal sınıftan bağımsız olarak tüm insanlar eşit bir içsel değere veya onura sahiptir. İnsan onuru, kazanmadığımız ve kaybedemeyeceğimiz doğuştan gelen bir değer veya statüdür. Aksine, bireysel seçimlerimizi, bizi hayvanların ve basit şeylerin üzerine yükselten bu ahlaki konuma layık hale getirmeye çalışmalıyız. Akıl ve ahlakın temel bir ilkesi olan Kategorik Emir, bize her insandaki insanlığı yalnızca bir araç olarak değil, her zaman kendi içinde bir amaç olarak ele almamızı söyler. Üyelerinin, kendi içlerinde amaç olarak, salt faydalı olmaktan ziyade itibara da sahip olduğu ideal bir ahlaki devlette hem kanun yapıcılar hem de öznelermişiz gibi davranmalıyız.. Kişisel bağlılıklarımıza bağlı olan piyasa değeri ve diğer değerlerin aksine Kant, haysiyeti ‘eşdeğeri olmayan’ ‘koşulsuz ve kıyaslanamaz bir değer’ olarak adlandırır. İnsan onuru, aklın koşulsuz buyruğu olan ‘ahlak yasasının’ herkesin saygı duyması gereken mutlak bir onura ve otoriteye sahip olduğu kadim teze dayanır. Bu ahlaki yasa, insan onuruna saygı gösterilmesini gerektirir, çünkü iyi ya da kötü tüm insan kişilerinin, uygulama açısından, rasyonel özerklik kapasitelerine ve eğilimlerine sahip oldukları varsayılmalıdır. İnsanlığı kendi içinde bir amaç olarak ele alarak ve ideal bir ahlaki devletin ahlaki ilkelerini izleyerek, her bir kişinin özerkliğini uygun şekilde kabul edecek ve rasyonel olarak herkesin izlemesine izin verebileceğimiz genel politikalarla yaşamlarımızı şekillendirmeliyiz. İnsan onurunu onaylayan temel ahlaki yasanın hem hukuk hem de bireysel etik seçimler için pratik sonuçları vardır. Hukuki kurumlar, herkesin doğuştan gelen özgürlük hakkını yorumlamalı, uygulamalı ve zorla uygulatmalıdır. Ayrıca bireyler kendilerine ve başkalarına ahlâk kanunu karşısında eşit konumda olan kişiler olarak saygı göstermelidir.”(Thomas E. Hill, Jr., Kantian Perspectives on the Rational Basis of Human Dignity October 2021)
