KADIN VE HATUN
Ben yaşlandım zannedersem. Eskiden tat aldığım şeyler şimdi tuzlu, yavan ve acı. Hayat’ın perdeleri daha bir aralanır oldu şu sıralar. Puslu camın yerini normal cam aldı dış dünyaya bakarken. İnsanları değerlendirirken, gelenekten gelmeyen bütün, ideolojik, dinsel ya da türedi; elden düşme yaklaşımların öğrettiği dışında hayattan öğrendiğim birçok şey oldu.
Önceleri kadınlara acırken şimdi erkeklere acır oldum. Her erkeği bir av, kadını da bir avcı olarak görmeye başladım. Kadının ilgilenmiyor görüntüsü altında gizli gizli avını kontrol ettiğine az şahit olmadım değil.
Aynı anda doğsalar bile kadın hep erkekten on yaş daha ileridedir.
Size her şeyi ile bağlandığını zannettiğiniz kadının bir anda “aslında ben onu ağabey gibi görüyordum” demesini nasıl anlarsınız?
“Size deli gibi aşığım” diyen kadının, bu aşkına karşılık bulması durumunda “aslında bu aşk bir saygı aşkıdır” diye kıvırtmasına ne demeli.
Ya da “benimle biri ilgileniyor ama sanırım benim evliliğim bir yıl ancak sürer” dediği halde yine de o kendisiyle ilgilendiğini söylediği erkekle evlendiğini duymuş olmanız sizi şaşırtmaz mı?
Bu durumları nasıl değerlendirmeli; nasıl anlamalıyız peki?
Hayvanlık, İnsanlık Ve Kişilik
Mutlak bir kadından sözedebilir miyiz? “Kadın olmanın temel ve sabit özellikleri var mıdır?” sorusunu sorarak başlamalıyız ilk önce.
Kant insanı ele alırken insanın yaratılış olarak temiz ve iyi olduğunu belirtir. “Bedenen belli bir sağlamlıkla dünyaya geliniyorsa ruhen kusurlu olarak dünyaya gelmenin mümkün olmaması da gerekir” diye bir çıkarımda bulunur.. Bu bağlamda insan için hayvanlık, insanlık ve kişilik diye üç kategoriden sözeder.[1]
Hayvan yanımız yeme içme, cinsellik ve toplu yaşama gibi güdülerimizin toplamıdır.
İnsan yanımız, muhakeme etme, kendimize dönük faydalı ve zararlı olanı tespit etme ile ilgili yanımızdır. Muhakememiz bizi iyi şeylere de kötü şeylere de sürükleyebilir. Yani insani yönümüz bizi kötülükler yapmaya da sevkedebilir. Hatta hayvandan daha kötü; canavarca işler yapmaya sevkedebilir. Bu alan dış dünyanın bizi etkileyebilip değiştirebileceği; gerçek ve asli doğamızdan uzaklaştıracağı bir alandır. Tür olarak insanızdır burada.
Kişilik yanımız ise artık iyiyi tercih ettiğimiz; koşulsuz olarak iyi olanı; herkes için iyi olanı tercih ettiğimiz bir üst aşamadır ki bu bizi bütün mahlûkların üstüne çıkaran bir alandır.
Tür olarak insan olmakla, kişilik olarak insan olmak çok farklıdır. O halde yaşadığımız çevre seçtiğimiz değer yargıları(değer demiyorum),malımız, makamımız, etiketimiz bizi etkisi altına alıp en insani (kişiliksel insan) şeye sırt çevirecek bir kötücül duruma sokabilir. Bunun farkına varsınlar diye Rahman bir sürü peygamber göndermedi mi; bunun farkına varsınlar diye İsrailoğullarını Tih çölünde yıllarca gezdirmedi mi? Bunun farkına varsınlar diye İbrahim putları kırmadı mı?
Kalbi ile düşünen değil kasıkları ile düşünen, mideleriyle düşünen insanlar olmayalım diye bütün bir insanlık tarihinde kahramanlık destanları yazılmadı mı?
O halde tür olarak insan olmakla kişilik olarak insan olmak çok farklıdır.
Kadın Ve Hatun
Herodot yalan söylemiyorsa bilinen insanlık tarihinde insanların ilk kavgası kadın yüzünden çıkmış. Kadının erkek tarafından bu kadar önemseniyor oluşunun kadın kişiliğinin gelişimine engel olduğu söylenebilir mi? Tür olan erkeğin tür olan kadına biçtiği haz ve fayda temelli bakışın kadının bağımsız kişiliğinin gelişimini engellemiş olduğu söylenebilir mi?
Bu yüzden mi kadınlar erkeklerin kendileri için savaşması ile zafer elde etmeyi düşünmektedirler? Bu yüzden mi erkeklerin onlar için tokuşmasını kendilerinin bir değer oluşuna hamletmeyi seçerler?
Tür olarak kadın çoğu kere bir centilmen değil, kendileri için tokuşacak, ya da birileriyle tokuşturacakları, ya da kendilerine her zaman efendi olduğunu hissettirecek erkekler ararlar.
Kendine biçilen bakışaçısını kabullenen kadın ezilmişlik duygusu içinde kendisine hep bir efendi arar durur. O boyun eğmeyi peşinen kabullenmiştir. Kendisine en iyi sahip olana kölelik yapmak onun en önemli görevidir. Bu yüzden bu kadınlar asla efendi gibi davranmaya gelemezler. Birçok erkeğin yaşadığı hayalkırıklığı burada başlar.
Çünkü rahmet peygamberini bile çileden çıkaracak kadar kendilerine verilen değere isyan eden bir varlıktır kadın. Değere isyan etmesi onun kendisini gördüğü konumun dışında kabul edilmesini hazmedemeyişinden kaynaklanır belki. O asla efendi olmayı istemez. Kendisine efendilik yapılmasını ister.
Aslında iyi bir insandan beklentilerimizle iyi bir kadından veya erkekten beklediklerimiz aynıdır. O halde insan olarak kadın ile insan arasında fark yoktur bizim beklentilerimiz ve bakışımız açısından.
Ancak sorun tür olarak kadında değildir. Kadın tür olarak algılandıkça ve kadının tür olarak algılanışı kadın tarafından onaylandıkça kişilik olarak kadının gelişimi elbette mümkün olamayacaktır. O halde sorun tür olarak kadında değil, kadına tür olarak bakmakta ve kadının bu bakışı kabullenip ona göre tavır almasında.
Ben Kadın derken bir türden, Hatun derken ise kişilik sahibi birinden sözediyorum bu yüzden.
Şiir, Değer Ve Kadın
“Sevdiğim kıza bir sürü şiir yazdım” diyor..“Onun kalbine bir yol açmaya çabaladım şiirle”…ama ben çabaladıkça O kaçtı, ben çabaladıkça O kaçtı.. Şiirlerim sadece onun benden kaçmasını sağladı.”.
Dinliyorum. Şiirle kadın arasında bağ kurmayı deniyorum. Benim de kafam oldukça karışık bu konuda. Aklıma kendisine şiirler yazdığım birkaç kadın geliyor..Ve onlardan ne kadar uzak olduğum..Acaba uzak olduğumuz için mi şiir yazarız bir kadına? Yoksa asla ulaşamayacağımızı hissetmemizden midir bu? Yoksa ulaşmak istemiyor oluşumuz mudur? Ulaşacağımız biri olsaydı şiirimize konu olabilir miydi acaba?
Düz bir akıl yürütmeyle benim için şiir yazan bir bayan olsaydı ne yapacağımı düşünüyorum..Herhalde bir ömür kapısında yatar bu lütfun minnetinin ezikliği altında; kendisiyle ödeşmek için emre amade beklerdim. Böyle yapardım sanırım.
Seviliyor olmak değer veriliyor olmak en temel meselesi değil mi insanın. Herkes için geçerli değil mi bu? İnsan hoşlanmıyor olsa bile bir insanın kendine değer veriyor oluşundan hiç etkilenmeyebilir mi? Kendisine değer verenden hoşlanmasa bile bu değer veriş karşısında kayıtsız kalabilir mi insan; bunu becerebilir mi?
Kendine değer verene değer verme bir temel yönelimdir. Bu yönelimden uzaklaşmak kişilik olarak insan olmaktan uzaklaşmak olarak değerlendirilmeli değil midir?
Bir film izliyorum. Bir kovboy filmi bu. Bir kaç kovboy oturmuş ekseninde kadın olan konuşmalar geçiyor aralarında..kah aşktan kah sexten sözaçılıyor..En saf olan romantik kovboy “ben bir kadını sevdim diyordu. Ona aşkımı dile getirmek için hep şiirler yazdım.” Ötekiler “E ne oldu sonunda “ diyorlar. “Benden hep kaçtı” diyor üzgün üzgün. Kadın konusunda tecrübeli olan öteki kovboy “kimdi bu kadın; biraz anlatsana” diyor. Beriki sıkılıyor, süzülüyor: ”filan kasabada barda çalışırdı” diye mırın kırın bir laf ediyor. “ama sadece benimle mutluydu” diye heyecanla ve alelacele ekliyor. Kadın konusunda tecrübeli kovboy hemen cevabı yapıştırıyor. “Anlamıştım dostum!”diyor “sadece fahişeler şiirden etkilenmez”
Fahişelik Bedensel Midir?
Suç ve Cezada iki kadın tipi anlatılır. Birisi Sonya yoksulluk içinde bedenini satmaktan başka çare bulamayan bir kadındır. Ruhen alabildiğine namuslu olan bu kadın bedeninin satmaktadır. Öte yandan başka bir tip vardır ki hiçbir erkekle bedenen bir ilişkiye girmemiştir ama hep erkekleri ayartmaya, baştan çıkarmaya ve kendine hayran etmeye uğraşmaktadır. Ruhu fahişedir onun.
Bedeni fahişe ama ruhu namuslu olan ile ruhu fahişe ama bedeni namuslu olan kadın arasındaki farkı çoğu kez fark edemez insan.
Biri kadın, öteki hatundur çünkü. Meseleyi bir dil oyununa indirgemek değil maksadım. Ama meramımı ifade edebilmek için böyle bir ayrıma gitmek zorundayım.
Hatun sadece cazibesini değil, insanlığını da ortaya koyan biridir. O, kadının öteki yüzüdür. Geleneksel namus kavramlarından yararlanarak kendini pazarlama gibi bir tavrın içerisinde değildir.
Hatun görüntü ile türü ile değil, kişiliği ile değerli olduğunu bilen biridir.
Hatun insan olarak beklentilerimize uygun kadın ..Kadın ise erkeklerin bakışaçısına göre kendini konumlayan, haz ve fayda yönelimlerine tutsak bir varlıktır. Kadın kendi kadınlığını ve erkeğin bakışaçısını aşamamış bir yaratıktır. Bu yüzden o kendini dünyevi olanla sınırlamış av ya da avcı olmak gibi bir konumdan kurtulamamıştır. Onun dişiliği ve kendine yönelik bakışaçılarının belirleyiciliğinde oluşturduğu bakışaçısı vardır. Hatunun ise ilkeleri vardır; çünkü kişilik sahibidir.
Hatuna sahip olmak bir hazineye sahip olmaktır. Hatun hazinedir kadın felaket.
Aşk Bir Kaçıştır
Aşk bir kaçıştır bir arayıştır aslında. Âşık olurken gerçeklerden kaçarız. Görüntülerden görüntülenemeyene, ortada olandan ortada olmayana, gerçek olandan değerli olana kaçarız. O halde aşkımıza karşılık olacak varlık hatun olacaktır kadın değil..
[1]– Kant, Religion Within The Limits Of Reason Alone, Concerning the Original Predisposition to Good in Human Nature.
