images
Şiir; kelimenin insanın içine girip olmadık işler görmesine verilen isim, şimdiki zaman esas alındığında o ana değin göstermediği yönleri ve bilinmedik taraflarını, başkalaşım bir vasatta gösterme sanatı, bilindik birincil anlamların üzerine katlı anlam alanları yüklemekle kendini farklılıkların kucağına bırakan bir tür hissedişler yumağı. Dünyaya bakarken başka bir bakış penceresinin olduğunu görüp onu bakanın istikametine göre ayarlama kabiliyetini kendine mal eden bir yenileniş evreni. Eşyayı yeniden ve yeniden farklı bir şekilde üreterek bilgi envanterine dahil etme işlemi. Bir objeyi farklılaşmanın doğası gereği zenginleştirirken, mahsus eksiltili bir duruma getirmek ve bunu yaparken de ona bazı vasıflar ekleme durumu. Bir yönüyle bir bakışın bir başka bakıştan alacağı olmasını apansız keşfetmesi türünden uzak bazı ilgileri piyasaya sürme hali olabilirken diğer yönüyle de ‘gibi’yi sürgit bir hakikatin yerine teklif etme becerisine ulaşmış olma durumu. Eşyanın tabiatı karşısında bir tür deneysel takılma, olayları o güne değin olduğundan farklı bir şekilde öyküleme pozisyonu. Suya taş atıp oluşan halkaları geri çağırma işlemi. Bir adamın yokuş çıkarken; çektiği ıstırabın yerine inerken duyduğu zevki alması durumu. Gelmek ile gitmeyi bir adımda eşitleme sanatı. Bir tarafıyla şuura basamak teşkil ederken diğer tarafıyla da mevcudu hiç duyulmadık bir biçimde ötekileştirme çabası. Akıllı olmakla aklı ayartmanın aynı vasata çağrılması durumu. Yani demem o ki bilindik taraflarıyla aklı aşan bir durumu, bir vaziyeti diğer yanıyla akla danışma işi. Bir çobanın kuzularla kurtları aynı potada tutup birbirlerine kurban etmeme durumundan oluşan gerilimli havayı olumlu olana tahvil etme biçimi.
İnsan, şiir için bu tür benzetişleri akşama kadar yapıp akşamleyin aldığı bir molayla sabahla farklı bir kontrat bile imzalayabilir. Elbette dönüşüm zor bir şey ve acı çekmeyi de beraberinde getiriyor. Lakin şunu hiç unutmamak gerekir ki acı da mutluluk gibi haz tabanlı bir duygu ve asıl doğasına ulaşmasında karşıt olma pozisyonlarını oyuna dahil eden bir yönelime sahip. Karşı pencerelerden birbirine bakan iki belalı sevdalı gibi, hem birbirini yıpratıyorlar ve hem de birbirlerine yaptıklarının karşılığı olarak aşkın envanterine o güne değin görülmemiş yeni notlar düşüyorlar. Anarşi kurulu düzene karşı, tashih etme duygusunu her daim ön plana çıkarmakla beraber, düzene karşı bir alternatif sunma becerisini ilk elden gösterirken, şiir de ele aldığı kelimeleri hiç alışık olmadıkları bir tertiple anlamın kıyısında dolandırarak; onları okurken eksiltili ve fakat anlarken muğlak olmanın verdiği özelliklere bağlı olarak belli bir zenginlik sığasına ulaştırma durumuna getiriyor. Bunu yaparken de anarşinin bozarak tashih etme yeteneğine yaklaşan pozisyonunu her zaman koruyor. Elbette anarşi belli bir düzene karşı çıktığı için geleceği kuşanırken belirsiz zaman parçaları ile önceden tasarlanmayan olayları bir araya getirmekle kendini diğer yapılardan ayırt edici bir zemine taşıyor ve buna istinaden şiir de orijinal olana meyletmesiyle mevcut duruma kendi diliyle bir karşılık veriyor.
Anarşi şalterlerin birdenbire inmesi, oyun bittinin bizatihi oyunun kulağına üfürülmesi gibi bir şey. Düzeni taklaya getirmekle künyelenen, tersine bir uğraşın gövdede yeniden harelenmesi. Kurşunun rızasız davet edildiği yerde yaranın fitil tutmaması ve bir süre sonrasında kanamanın yeniden yorumlanması. Sevgiyi, fazlalıktan bir iş olmasın diye hemen nefretin karşısında kurma temayülü. Göz gez arpacığın sırasını değiştirip nişan almanın yerine başkalaşım bir eylemi teklif etme biçimi. Bir kutu kibrit çöpünü kutusuyla birlikte yere atıp dağılan her parçadan (düzensizlik bağlamında) bir düzen çıkarma mahareti veya bütün bu hali düzene eşitleme yeteneği. Anarşi çalışılmamış olanı çalışılmış ve faydalı olanın yerine -ya tutarsa kabilinden- getirme manevrası. Tabiatı gereği düzeni örten bir düzensizlik ve bunun için de düzene dair farklı bir rayihaya sahip. Her şeyde olduğu gibi kendi olmaklığını bir miktar karşıtlık pozisyonuna borçlu. Eşyanın tabiatında her daim görüldüğü üzere rölatif dünyanın sınırlarını tanımakla yükümlü. Kısaca orada bir kendinin bile öteki olmanın vasatından kaçışı düşünülemez.
Bizler dünyanın her bir şeyi, diğer her şeye bulaştırmakta oldukça mahir olduğunu biliyoruz. Dememiz o ki, bir şeyin tanımını yapmak için ötekinden başlamak kadar anlamlı bir şey yok dünyamızda. Nasıl olsa sonlu evren tasarrufumuzda bir şeyin diğerleriyle en azından mekânsal bir hesaplamaya girişmeden yer sahibi olamayacağını herkes bilmektedir. En doğal haliyle anarşizm de bundan nasibini almakta, yönetimsizliğin de hakim olması için kendini bir yere ikame etmesi gerekliliğinden doğan az bir miktar da olsa güç (buradaki haliyle sanırım otorite) kullanması gerekli. Sizin ben artık otoriteden bıktım yöneticisiz bir toplum istiyorum demeniz bile söylem bazında bir ötekini bastırma anlamına geleceği için bir otorite kullanmak durumunu da peşinen gerektiren bir tutuma sahip. Kısacası anarşizm bile en başlangıçta, işi kavramların veya kelimelerin birbirini ötelemesiyle başladığı yerde dil üzerinden de olsa bir tür otoriteye başvurmakla kayıtlı. Termodinamiğin ikinci kuralını her zaman hatırlatan bir şekilde yüzde yüz fayda yoktur düsturu gereği yönetimsizlik de bir miktar yönetim içeriyor efendim. Bizim zihnimiz küçüğü büyük üzerinden, doğruyu yanlış üzerinden, çirkini güzel üzerinden tanımaya yazgılı. Mutlak iyinin, mutlak doğrunun ve mutlak büyüğün bizim zihinsel dünyamızla eşleşen bir biçimde gerçek dünyada bir karşılığı yok.
Bu durumda, şiir anarşinin içine ne kadar girebilir veya anarşi şiirin sınırlarını nereye dek zorlar sorusuyla farklı bir ilişki düzlemi oluşturabiliriz. Şiirle anarşi eminim ki birbirlerini bir yerlerde görüp tanımışlar ve en azından birbirlerine karşı iyiden kötüye, güzelden çirkine, doğrudan yanlışa değin bir şeyler hissedip hiç değilse birbirlerine karşı uzak da olsa bir ilgi duymuşlardır. Şiir sözün eyleme girdiği yerde efendileşen bir yapı hainde kendini varlık alemine atmaktan asla çekinmez. Buna mukabil anarşi daha bir tedirgindir, karşı tarafa giderken hangi tür bir mukavemetle karşılaşacağını tahmin etmekte zorlanır. Lakin işin başında göstermiş olduğu bu tedirginlik onu asla atak olmaktan alıkoyamayacaktır. Anarşi en asgari düzeyde yeni bir kod düzenleyici olarak şiire girme teşebbüsüne bulunur ve şiir de bundan bir tür haz duyar desek hiç mi hiç yanılmış olmayız. Anarşi yapıp ettikleriyle bir şiiri hemen şimdi ayartabilir ve hatta bir bakışıyla onun baştan çıkmasına sebep olabilir.
Yine de belirtmek gerekir ki anarşi de olsa, şiir de olsa her yapı kendini yasal bir alana çekmek için tanıdık olanla bir tür ilişkiye girmek zorundadır. Aslında yeniye bütün bir meşruiyetini veren onun kadim olanla kurduğu ilişki biçimidir. İnsanoğlunun yeniyi tanıyabilmesi için onu öncesinde bildiği bir şeye nispet etmesi gerekmektedir. İmge de öyledir, anarşi tarafından teklif edilen düzensizlik de yani hangi enstrüman olursa olsun tanınma ve tanımlanma vasatını kışkırtmadan asla ve kata bir yararlık gösteremeyeceklerdir. Bu iki yapının birbirlerine karşı söyleyecekleri söz, giriştikleri eylem, şiir ve anarşi aksında karşı tarafın kendi diliyle de olsa cevap vermeye yetenekli olduğu alanları seçmeli veya onlara hiç tanış olmadıkları bir biçimde bu yetenek kazandırılmalıdır.
Şiir ve anarşi; biri eylem diğeri kelime, biri görülen diğeri ise hissedilen, biri gözlerine bakıyor hayatın diğeri yüreğine, biri anlamlaşırken diğeri cisimleşiyor. Hülasa yukarıda bahsedildiği üzere yekun olarak birbirine yaklaşan bu iki yapı bazı detaylarda biri diğerinden ayrışarak kendileşiyor. Şiir olgunlaşırken başını alışılmadık bir alana sokuyor anarşi ise bir tür organizasyonsuzluğu mutlaklaştırarak kendine varlık aleminde bir yer bulmaya çalışıyor. Şiir mülkiyeti, alışverişte bulunduğu dışarı dünyanın yapısından koparıp, kendi öznel duruşuna benzetmek suretiyle bünyesine dahil ettiği kelime ve kavramlarla zenginleşmek olarak algılarken, anarşi mülkiyeti daha soyutlaşmış bir hale getirip kendi dışına çıkararak ancak bir tanım olarak sahiplenilecek bir duruma sokar ve öyle kabul eder. Dolayısıyla ister şiir olsun ister anarşi bu iki yapı kendilerini tahkim ederlerken bütün elindeliklerini farklılaştırırlar, biri tarihsel bütün kazanımlarını kelimeye dahil etmekle beraber onun yeni ufuklara açılmasını bir zenginlik olarak görür, diğeri ise zaman içinde mülkiyet adına elde edilmiş olan ne varsa onları bırakmanın doğruluğuna inanır. Şiir kendi alemine sokup dönüştürdüğü kelimeden bir kahraman isterken anarşi kendi özellikleri gereği diğerlerinden farklılaşmaya eğilimli unsurları en azından başat özelliklerini hariç tutarak birbirine benzetmeye çalışır. Diğer taraftan şiir, kendini sanatın doğasını kışkırtan en önemli unsur olarak tekil nesneye dönüşmek isterken, anarşi elinde ne varsa onları bir diğerine dönüştürmek suretiyle sıradan olmayı sanatın önüne bir engel olarak çıkarmayı hiç mi hiç umursamaz. Şiir dinin tutkulu taraflarını kendine dahil ederken -her ne kadar dini bir anarşizm olsa da- beylik anarşi taraftarları bundan hoşlanmaz bile. Bir anarşistin tutkusu kendine engel teşkil edebilecek müesses düzeni yıkana kadar sahip oldukları üzerine yoğunlaşır, yoksa anarşinin hüküm sürdüğü sahada öyle bir tutkuya yer yok, çünkü tutku mülkiyete açılan kapılardan biridir efendim. Bir diğer taraftan şiir, kadim olanı sevmekle kanatlı yapılara ulaşırken, anarşi her şeyin her daim yeni olmasını amaçlar ve duruma vaziyet eder gibi bir tutum sahibi olur.
Kelime eylemi zamana perçinleyen bir şey, gördüğünü anlatmak hayatı ve bildiğimiz kadarıyla oluş dünyasını bir başkasıyla paylaşmak anlamına gelir, kelime yapıp edilen ne varsa onu unu belli bir format altında dondurur, bloke eder, dolayısıyla en temelden bakıldığında, anarşizmin kelimeyle bile yapıp ettiklerinden dolayı başı hoş olmasa gerek. Diğer taraftan görülen şey nesne olarak bir tamlık iddiasındadır dolayısıyla belli taban altında objektiviteyi temsil ettiğinden dolayı onda muğlaklığa yer yoktur, aksine o her daim bir öznelliği barındırdığından dolayı muhatabı tarafından tamamlanmaya gereksinim duyar, bur durumda ileten ile algılayan arasında oluşan muazzam farkın içinde varlığını gerçekleştirir. Dolayısıyla bir taraftan göz muhatap olmak üzerinden tamlığa davetiye çıkarırken, yürek kendini bir başka yürekte tamamlama ihtiyacıyla eksikliği ta başından kabul etmiş olur.
Şiir ve anarşi, bu iki unsur ister birbirlerine benzemekte olsun ister birbirlerinden ayrışmakta; biri diğerini iten, çeken ve hatta onu bazen ademiyete mahkum eden bir yapıya sahip, dolayısıyla bu iki yapı birbirleriyle cilveleşen belalı birer sevgili gibiler. Hülasa bahis konusu kavramları -bazı vasıfları gereği- hem bir potada eritmek zor ve hem de genel vasıfları itibariyle birbirinden ayırmak oldukça meşakkatli. Tıpkı hayat bütünlüğü gibi, bir yürüyüşe başladıklarında yaşanmışlığa dair bazı unsurlarla kendilerini sakatlamaya yönelik istem dışı eylemlerde bulunurlarken diğer bazı unsurlarla da o sakatlandıkları yerden kalkıp, kendini sağaltmayı yaralarının üzerinden başlatmak gibi bir yönelim içerirler. Ne diyelim bu unsurlardan biri şiir diğeri ise anarşi ve doğrusunu ifade etmek gerekirse bunlar birbirine benzemekle, birbirlerinden ayrışıyorlar diye bir hükme varabiliriz.
Ne diyelim doğrusunu Allah bilir.
(*) MOR TAKA 26. Sayı

Bir yanıt yazın