Metaforun Gadamer’in Felsefi Hermeneutiği Perspektifinden İncelenmesi

0
images

Metaforun Kökeni

Metaforun incelenmesi, Aristoteles’in “Retorik” eserine kadar uzanmaktadır. Bu eserinde metafor, alışılmadık bir konuşma tarzıyla, vaazlarda ve kamu toplantılarında tartışma ve övgü aracı olarak kullanılan bir retorik cihazı olarak görülmüştür. Metaforun, kelimelerin belirleyici bir rol oynadığı tartışmalarda kazanma şansını artırdığı düşünülmektedir. Aynı zamanda, sıradan kelimeleri güzelleştirip onları ince bir söyleme dönüştüren bir sanat biçimi olarak da değerlendirilmektedir; bu da metaforu ustaca kullananlara büyük bir güç kazandırmaktadır.

Bu etkileyiciliğin arkasında, fiziksel nesneler olmaksızın kelimeleri yönetme hakkı bulunmaktadır; dolayısıyla bu, insanların kelimelerle manipüle edilmesini sağlamaktadır (Ricoeur, 2007). Aristoteles’in görüşüne göre, metaforlar ve sıradan kelimeler kasıtlı olarak birbirinden ayrılmıştır ve bu ayrım, antik Yunan toplumundaki Yunanlılar ile Gentil (Yabancı) arasında net bir bölünmeden kaynaklanmaktadır. Yunanlılar, toplumda genel normalite olarak kabul edilirken, Gentiller izole bir anormallik olarak görülmüştür ve genel normalite her açıdan anormalliği aşmaktadır. Bu durumda, günlük Yunan kelimeleri yaygın isimlerdir; ancak metaforlar ve ödünç alınan kelimeler alışılmadık isimler olarak sınıflandırılmaktadır. Yaygın isimler, günlük iletişimde genel bir şekilde ifade edilmesi ve anlaşılması kolay kelimelerdir (Chen, 2013).

Metaforun Tanımı

Aristoteles, metaforu “Retorik” ve “Poetika” eserlerinde farklı açılardan ele almıştır; bu görüşler, Batı retorik ve şiir metaforlarının “Kutsal Kitabı” haline gelmiştir. “Poetika”da, metaforun bir şeyin adını başka bir şeye aktardığını gösterir ve bu aktarımın ya cins ile tür arasında, ya tür ile cins arasında, ya da türler arasında analoji temelinde gerçekleştiğini belirtir (Ricoeur, 2007). Başka bir deyişle, metafor, “bir şeye başka bir şeyin adını vermek” olarak kısaca tanımlanabilir (Cooper, 2007, s. 10). Bu tanım, sonraki retorikçiler tarafından yapılan metafor tanımlarının çoğunu kapsamaktadır.

Aristoteles’in metafor tanımı, kelime düzeyinde kalmakta ve sıradan kelimelerin kullanımından tamamen farklıdır. Bu nedenle, metaforun kullanımı yalnızca Aristoteles’in retoriği ve şiiriyle sınırlıdır (Aristoteles, 1996) ve onun metafor yorumları, tenor ile araç arasındaki benzerliğe dayanır; sonuç olarak, metaforun içerdiği bilişsel işlevler ve değerler göz ardı edilmiştir.

Analitik felsefe ve biçimsel felsefe, metafor ile kavram arasında bir ilişki olmadığını savunur; metaforun oluşumu, dilsel semboller ile nesnel dünya arasındaki ilişkiye dayanmakta, bu süreçte zihin yer almamaktadır. “Kavramsal metafor” çalışması, ilk kez Lakoff ve Johnson’un 1980’de yayımlanan “Metafors We Live By” eserinde ortaya konmuştur. Ampirizmden etkilenen Lakoff ve Johnson, metaforik düşüncenin felsefi aydınlanmasının fiziksel deneyimin metaforun ön koşulu olduğunu belirtir (Wang, 2002). Başka bir deyişle, metafor, beden, deneyim ve zihin kombinasyonunun bir sonucudur. Anlam, fiziksel bedenin kendi içindeki hareketi ve duyusal deneyim ile öznel yargıyı birleştirmesi yoluyla gelir. Bu nedenle, metaforun her zaman gerçeği silemeyen çatlaklara sahip olduğuna inanıldığı gibi bir durum söz konusu değildir; yani metafor gerilikten yoksundur. Amerikalı akademisyen Whorf, metaforu, senestetikten kaynaklanan bir “düşünce karmaşası” olarak tanımlar; bu senestetik ise kendi içinde bir geçerliliğe sahiptir (Carrol, 1956, s. 156). Bu bağlamda, metafor, deneyim ve gerçekçi senestetik kombinasyonudur (Liu & Meng, 2014). Metafor, akıl yürütme türlerini kaynak alanından hedef alanına haritalar ve felsefe gibi birçok konunun soyut açıklamalarını mümkün kılar.

Metafor ve Felsefe

Metafor, dillerin ve anlamların gizemi olarak, dilsel etkinliklerin her alanına nüfuz eder. Retorikteki marjinal konumundan, insan kavrayışının merkezine geçerek, önceden görülmemiş bir önem kazanmıştır. Bu nedenle, felsefe, psikoloji, tarih, teoloji, anlam bilgisi, çeviri çalışmaları ve mantık gibi birçok alanda kaçınılmaz bir mesele haline gelmiştir. Laozi’nin “Tao” metaforu, Platon’un “Mağara Alegorisi”, Descartes’ın “Işık Metaforu”, Marx’ın “Hayalet Metaforu” ve Heidegger’in “Ev” metaforu gibi örnekler, anlamın derinliğini inşa etmiştir.

Metaforun nihai sorunu, metafor, dil ve düşünce arasındaki ilişkidir. Nietzsche, “Doğruluk ve Yalan Üzerine” adlı eserinde, metaforu tüm dillerin ve kavramların kökeni olarak tanımlar; bu nedenle, her dil metaforik bir doğaya sahip olmalıdır. Wang Tangjia, “Metaforik Hermeneutik: Retorik ve Felsefenin Evliliği” başlıklı makalesinde, dilde metafor kullanımının kelime anlamındaki alanın genişlemesini en iyi şekilde gösterdiğini ileri sürer (Wang, 2004). Metafor, yalnızca kelime değişimi ile ilgili bir retorik aracı değil, aynı zamanda epistemolojik ve ontolojik çıkarımları olan bir düşünme ve bilişsel yöntemdir.

Düşünce, dili belirler; dil ise düşüncenin dışa vurumudur. İnsan düşünme biçimi esasen metaforiktir ve metafor, metaforik düşünmenin dışsal tezahürüdür. Ayrıca, metafor sadece anlama ile sıkı bir şekilde bağlantılı bir etkinlik değil, aynı zamanda varoluşu gerçekçi bir şekilde kavrama yoludur. Heidegger’in ontolojisinden derin bir şekilde etkilenen Gadamer’in anlayış üzerindeki derin analizi, anı yakalamanın gerekli koşuludur. Metafor, var olmanın ifşasıdır ve yeni bir anlayışa hazırlık yapar (Ding, 2012). Ayrıca, metafor gerçeği açığa çıkaran bir yol olarak görülmektedir.

Metafor ve Gadamer’in Felsefi Hermeneutiği

  1. yüzyılda analitik felsefenin gelişimi, bir tür “Dilsel Dönüş” olarak tanımlanmıştır. Kontinental felsefe ise bu dönüşü Husserl, Merleau-Ponty, Gadamer ve Ricoeur’un eserlerinde takip eder. Özellikle Gadamer’in “Hakikat ve Yöntem” adlı eserinde felsefi hermeneutik üzerine yaptığı tartışmalar önemlidir. Gadamer, yazılarında metaforu ayrıntılı olarak ele almasa da, kelimeler üzerine derinlemesine yaptığı tartışmalar metaforu anlamamıza ilham verir. Metafor, onun düşüncesindeki dilin merkezi konumunu canlı bir şekilde göstermekte ve felsefi amacını sunmaktadır.

Gadamer’in felsefi hermeneutiğinde “oyun” (spiel) önemli bir metafordur ve birçok filozof tarafından farklı açılardan yorumlanmıştır. Ancak Gadamer, bu kavramı sanatsal deneyim analizi ile başlayarak, anlama ve gerçeklik üzerine hermeneutik meseleleri keşfetmek için kullanır. Anlama, diyalog yapısına sahip bir oyun (Gadamer, 2007a) olarak görülür ve bu da onu bir dil oyunu haline getirir. Gadamer, anlama eylemini konuşma ve sübjektif bir olay olarak açıklar (Gadamer, 2004, s. 19).

Gadamer’in hermeneutik perspektifinden, oyunun yapısı oyuncular, oyun ve seyircilerden oluşur. Oyun, hem oyuncuları hem de seyircileri çeken güçlü bir manyetik alana benzer. Gerçek özne oyun değil, oyunun kendisidir. Oyun, oyuncuların tutumları, hareketleri veya öznel özgürlükleri ile ilgili değildir; bu da oyuncu-nesne ikiliğini aşmayı sağlar.

Oyun, sanatsal deneyimi anlamanın bir imgeleridir. Bu, insanların özne-nesne ikiliğinin insan varoluşunu anlamanın tek veya temel yolu olmadığını kabul etmelerini gerektirir (Johnson, 2003, s. 27). Anlama ve oyun aynı yapıyı paylaşır (Gadamer, 2007b). Gadamer, “oyun”u, yorumlama ile yorumlanan nesneler arasındaki ilişki ile karşılaştırır. Anlamanın içinde karşılaşılan şeylerin nasıl ön plana çıkarılacağı, dilsel bir süreç veya kelimelerle yürütülen bir oyundur (Gadamer, 2007b, s. 659).

Metafor ve dil arasındaki bu dinamik ilişki, hem varoluşu anlamak hem de gerçeği ifşa etmek için temel bir araç haline gelir.

Metafor ve Diyalog

Diyalog, yalnızca kişiler arası iletişimi kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda tarihle de bağlantı kurar. Diyalogun amacı, bilgiye ve bilgiye erişimin ötesinde, bireyin kendi “ufkunu” genişletmesi ve başkalarının ufkuyla sürekli entegrasyon sağlamasıdır. Bu süreçte bir uzlaşma, yani geleneksel kavramlarla güncel durumların kaynaşması sağlanır. Diyalog, dilde gerçekleşir ve bu, Gadamer’in felsefi hermeneutiğinde önemli bir rol oynar. Gadamer’e göre, diyalog varlığın en temel ifadesidir; diyalog, insanlar arasındaki mesafeyi ortadan kaldırır ve epistemolojideki solipsizmi aşar. Gadamer, diyalogun iki tarafın karşılıklı katılımı ile gerçeğe ulaşma yolu olduğunu söyler (Gadamer, 1988, s. 69).

Işık Metaforu

Işık metaforu, Batı felsefesinde temel bir kavramdır ve farklı filozoflar tarafından farklı şekillerde anlaşılır. Kant, metafizik teorisinde, fenomenolojinin daha sonra “ufuk” olarak adlandıracağı üç kavramı öne sürer ve bu kavramlar, Platonic “ışık” ile rehberlik ve açıklık açısından yakındır. Gadamer de “ışık” üzerinde durur. Gerçekten de, Batı geleneksel metafizi bir tür “ışık” metafizisidir ve Batı felsefesi, 2000 yılı aşkın bir tarih boyunca Platonculuğun bir tarihidir. Gadamer, fenomenoloji perspektifinden, Batı “ışık” metafiziğini eleştirel bir şekilde benimser, “kelimelerin (Erschlossenheit) ışığı”nı vurgular ve “her şeyin kendisini yorumlamasını ve anlamasını sağlayan kelimelerin ışığıdır” der (Gadamer, 2007a, s. 616).

Metaforun Gerçek Arayışındaki Önemi

Gerçek, felsefede her zaman üzerinde durulan bir konu olmuştur. Gadamer’in felsefi hermeneutiğinde, metaforların gerçeği açığa çıkarmadaki önemini göstermek için üç örnek verilebilir. İlk olarak, metaforlar yeni anlamları canlı bir şekilde açığa çıkarır. İnsanlar, kendilerini daha iyi anlamak için gerçekleri kavrayabilir ve bu, gerçeğin ortaya çıkmasını sağlar. İkinci olarak, ister oyun metaforu ister diyalog metaforu olsun, pratik ve katılımın önemini vurgular. Bu, felsefi hermeneutikte teori ile uygulama arasındaki ilişkiyi derinleştirir (He, 1999). Son olarak, Gadamer’in felsefi hermeneutiğinde ışık metaforu, fenomenolojinin metodolojik anlamını temsil eder. “Meselenin kendisiyle yüzleşmek” gerçeğe dayalıdır ve tarihçilikten kaynaklanan görecelilik sorunlarını aşmada yardımcıdır.

Lakoff ve Johnson’un Yaklaşımı

Lakoff ve Johnson, “Metaforlarla Yaşıyoruz” adlı eserlerinde, önceki çalışmalara dayanarak gerçeklik üzerine benzersiz görüşler sunarlar ve metafor ile gerçeklik arasındaki iç bağlantıları incelerler. “Anlam teorisi ve gerçeklik teorisi, anlama teorisine dayanır” derler (Lakoff & Johnson, 2015, s. 163-164). Heidegger, metaforların, kelimelerin ifşa ettiği anlamı geliştirmeye yardımcı olduğunu ve böylece dünyanın “aydınlatıcı, örtülü ve özgürleştirici” olarak algılandığını belirtir. Dünya, gizem içinde bazı yüzlerini saklarken, kendisini başka bir yüzle gösterir (Cooper, 2007). Ricoeur ise, gerçeği dil ve dünya ile bağlayarak metaforun daha çekici hale geleceğini düşünür. Bu nedenle, metafor, gerçeği arama sürecinde dilsel olma ve ifşa yeteneğini gösterir.

Sonuç

Metafor, yapılandırılmış dili yaşamın yapılandırılmamış deneyimleriyle birleştiren hayati bir dilsel fenomendir. Anlamı dünyayla iç içe geçirerek, daha derin gerçeklerin açığa çıkmasını sağlar. Bu ilişki, metaforun zengin hayal gücüyle dolu mantıklı bir yapı olarak rolünü vurgular.

Gadamer gibi filozoflar, metaforları ontolojik yorumlar çerçevesinde inceler; bu, yeni anlama boyutlarının keşfine olanak tanır ve insan düşüncesinin karmaşıklıklarını aydınlatır. Bu keşif sayesinde metafor, yalnızca bir retorik aracı olmaktan çıkarak, varoluşla etkileşim kurmanın ve yaşanmış deneyimlerin içindeki gizemleri açığa çıkarmanın temel aracı haline gelir.

References
Aristotle. (1996). Poetics. (Z. M. Chen, Trans.). Beijing: The Commercial Press.
Carrol, J. B. (1956). Language, thought, and reality: Selected writings of Benjamin Lee Whorf. Massachusetts: MIT Press.
Chen, S. H. (2013). Aristotle’s view on metaphors from cognitive metaphor perspective. Journal of Anhui University (Philosophy and Social Sciences Edition), (3), 14.
Cooper, D. (2007). Metaphor. (G. C. Guo and J. An, Trans.). Shanghai: Shanghai Science and Technology Education Publishing House.
Ding, M. (2012). Ontological interpretation of metaphor. Thinking, (6), 32.
Gadamer, H. G. (1988). Praise of theory. (Z. P. Xia, Trans.). Shanghai: SDX Joint Publishing Company.
Gadamer, H. G. (2004). Philosophical hermeneutics―Editor’s introduction. (Z. P. Xia and J. P. Song, Trans.). Shanghai:
Shanghai Translation Publishing House.
Gadamer, H. G. (2007a). Hermeneutics I truth and method. (H. D. Hong, Trans.). Beijing: The Commercial Press.
Gadamer, H. G. (2007b). Hermeneutics II truth and method―Appendices and supplements. (H. D. Hong, Trans.). Beijing: The
Commercial Press.
He, W. P. (1999). The combination of phenomenology and dialectics in language―The analysis of the double meanings of
“play-dialogue theory”. Journal of Hubei University (Philosophy and Social Sciences), (5), 52.
Johnson, P. A. (2003). On Gadamer. (W. P. He, Trans.). Beijing: Zhonghua Book Company.
Lakoff, G., & Johnson, M. (2015). Metaphor we live by. (W. Z. He, Trans.). Hangzhou: Zhejiang University Press.
Liu, X. L., & Meng, W. (2014). Philosophical problems in the frontier of cognitive science. Beijing: Gold Wall Press.
Nietzsche, F. (2015). On truth and lies in a nonmoral sense. Verlag: CreateSpace Independent Publishing Platform.
Ricoeur, P. (2007). The rule of metaphor. (T. J. Wang, Trans.). Shanghai: Shanghai Translation Publishing House.
Wang, T. J. (2004). Metaphorical hermeneutics: Marriage of rhetoric and philosophy―Discourse on the metaphor theory of Ricoeur. Philosophical Researches, (9), 74.
Wang, Y. (2002). The philosophical basis for cognitive linguistics. Foreign Language Teaching and Research (Bimonthly), 34(3),
82.

Philosophy Study, February 2019, Vol. 9, No. 2, 116

SUI Xiaoling
Dalian University of Technology, Liaoning, China
Dalian University of Foreign Languages, Liaoning, China
QIN Mingli
Dalian University of Technology, Liaoning, China

 

Bir yanıt yazın