RAHMET, MERHAMET
“Acımak, şefkat göstermek” anlamında masdar, “acıma duygusu, bu duygunun etkisiyle yapılan iyilik, lutuf” anlamında isim olarak kullanılan merhamet ve aynı mânadaki rahmet kelimeleri öncelikle Allah’ın bütün yaratılmışlara yönelik lutuf ve ihsanlarını ifade etmekte, bunun yanında insanlarda bulunan, onları hemcinslerinin ve diğer canlıların sıkıntıları karşısında duyarlı olmaya ve yardım etmeye sevkeden acıma duygusunu belirtmektedir. İslâmî kaynaklarda merhamet kavramı genellikle rahmet kelimesiyle ifade edilir. Şefkat ve merhamet gibi duygular Allah’ın insanların içine koyduğu birer iyilik aracı olup asıl amaç muhtaç ve çaresizlere yardım edip sıkıntılarını gidermektir. Kur’ân da merhamet kelimesi 1 âyette geçerken (Beled 90/17) rahmet 114 defa geçmektedir. 260 kadar âyette Allah’ın rahmân ve rahîm isimleriyle aynı kökten olan çeşitli fiil ve isimler yer almaktadır. Büyük kısmında Cenâb-ı Hakk’ın müminlere, genel olarak insanlara ve diğer varlıklara yönelik lutuf ve ihsanlarından söz edilmiştir. Rahmet kelimesi 92 yerde Allah’a nisbet edilmiştir. Ayrıca 119 yerde fiil kalıbında, 57 yerde rahmân ve 114 yerde rahîm ismi yine Allah’a izâfe edilmiştir. Cenâb-ı Hak 4 âyette “erhamü’r-râhimîn”, 2 âyette “hayrü’r-râhimîn” olarak nitelendirilmiştir. Kur’an’da rahmet Tevrat’a, Kur’an’a, Hz. Peygamber’e ve insanlara da nisbet edilmiştir.(Bkz. DİA).
Hz. Peygamber’in müminlere karşı çok şefkatli ve merhametli olduğu (Tevbe 9/128), yine Rasûlullah’ın ve müminlerin birbirlerine karşı merhametli, inkârcılara karşı sert ve tâvizsiz oldukları (Feth 48/29), evlâtlara yaşlı ana babalarının üzerine merhamet kanatlarını germeleri emredilmekte (İsrâ 17/24), Allah’ın karı-koca arasına sevgi ve merhamet koyduğu (Rûm 30/21) bildirilmektedir. “İnsanlara merhamet etmeyenlere Allah da merhamet etmez” (Buhârî, “Tevḥîd”, 2, “Edeb”, 18); “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” (Müslim, “Feżâʾil”, 65) şeklindeki hadisleri İslâm ahlâkının önemli ve karakteristik ifadelerindendir. Rasûlullah müminleri birbirini sevmekte, birbirine acımakta, organlarından biri hastalandığında diğerlerinin de bu yüzden elem çekip uykusuz kaldığı vücuda benzetmiştir (Buhârî, “Edeb”, 27; Müslim, “Birr”, 66).
Kur’an’da Allah’ın rahmetinin her şeyi kuşattığı, Allah’ın rahmeti kendisine ilke edindiği, farz kıldığı bildirilmiştir (A‘râf 7/156; Mü’min 40/7; En‘âm 6/12, 54). “Benim rahmetim gazabımı aşmıştır” buyurulmuştur (Buhârî, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 1, “Tevḥîd”, 55). Rasûl-i Ekrem, Cenâb-ı Hakk’ın, rahmeti 100 parçaya ayırıp birini yeryüzüne yönelttiği, bu sayede bütün canlıların merhamet duygusu ve içgüdüsüyle davranışlar sergilediği, geride kalan doksan dokuz merhametini ise âhiret hayatına, hesap gününe bıraktığı bildirilmiştir. (Buhari “Edeb”, 19; Müslim “Tevbe”, 17-19). Allah’ın kullarına olan merhametini, kaybettiği çocuğunu aramaya koyulan annenin merhametinden çok daha fazla olduğu (Buhârî, Edeb, 18), nakledilmiştir. Rasûl-i Ekrem, “Ben rahmet peygamberiyim” derken (Tirmizî, Daʿavât, 118) herhalde, “Seni âlemlere rahmet olmak üzere gönderdik” meâlindeki âyete (Enbiyâ 21/107) atıf yapıyordu. Esasen onun müminlere kendi canlarından daha yakın olduğu da ifade edilmiştir (Ahzâb 33/6).
Uhrevi hayat açısından ilâhî rahmetle ilahi muhabbet arasında anlam yakınlığı bulunmaktadır. Kur’an’da Allah’ın sevdiği kulların nitelikleri arasında iyilikte bulunma, günahlardan kaçınma, maddi ve manevi temizliğe dikkat etme, kötülüklerden sakınma, sabretme, tevekkül etme ve adaletli olma sayılırken, Allah’ın sevmediklerinin özellikleri ise; bozgunculuk yapma, meşrû sınırları aşma, çok nankör ve günahkâr olma, inançsızlık, zulüm, kibir, israf ve şımarıklık vb. şeklinde sayılmıştır. Allah’a iman eden kimsenin O’nun rahmetinden ümit kesmemesi gerekir. Allah’ın rahmetinden ümit kesmenin kâfirlere has bir özellik olduğu ifade edilmiştir. (Zümer 39/53). Merhamet, kalp inceliği ve gönül yumuşaklığıdır. Yaratılan her canlıya karşı duyarlı olmaktır. Evlât sevgisi, ana babaya saygı, yaşlılara, yoksullara, hastalara, yetimlere, kimsesizlere yardım etme, hatta bitki ve hayvanlara karşı şefkatli olma gibi erdemlerin hepsi merhamet duygusunun bir tezahürüdür. Allah Teâlâ’nın Rahman isminin tecellisi olan merhamet, varlığın ilahi mayasıdır. Maddi ve manevi hastalıkların en etkili ilacı, yürekleri işgal eden türlü sıkıntıların çaresi merhamette saklıdır.
Dünyanın bambaşka köşelerinde sayısız masum insan merhametsizliğin kıskacında kıvranmakta, zulüm ve şiddete maruz kalmaktadır. Bu vicdansızlık ve insafsızlıktan sadece insanlar değil, diğer bütün canlılar ve geleceğimiz de zarar görmektedir. Hâlbuki Allah Rasûlü (sas), bütün varlıklara merhametle davranmayı emretmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Merhamet edene Rahman olan Allah da merhamet eder. Siz yerdeki bütün mahlûkata merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 58).
Merhamet, anne babamızı yalnızlığa terk etmemek, onlara şefkat kanatlarımızı germektir. Eşimize karşı anlayışlı ve güler yüzlü olmak, gönül alıcı bir çift söz söylemektir. Çocuklarımıza karşı affedici, hoşgörülü ve adil davranmaktır. Merhamet, bir yetimin, bir öksüzün başını şefkatle okşamaktır. Yolda kalmışa, dara düşene yardımcı olmaktır. Aç ve açıkta olan bir yoksulla lokmamızı paylaşmaktır. Merhamet, kâinattaki dengeyi bozmamaktır. Kıyametin kopacağı bilinse dahi bir fidanı toprakla buluşturmaktır. Aç ve susuz kalan hayvanlara bir kap yiyecek, bir tas su vermektir. Nihayetinde merhamet, bütün canlılar için dünyayı güvenilir bir yer kılmaktır.
“O sarp yol nedir, bilir misin? Köle azât etmektir. Veya bir kıtlık gününde yakını olan bir yetimi yahut aç ve açıkta kalan bir yoksulu doyurmaktır. Sonra iman edip birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve merhameti öğütleyenlerden olmaktır.” Beled, 90/12-17.
