RIZIK: Yaşam İçin Gerekli Olan Herşey
“Yiyecek vermek, rızıklandırmak” anlamındaki rezk kökünden türeyen rızk kelimesi “yiyecek, giyecek ve faydalanılacak her şey; yağmur; bağış; pay, nasip” gibi mânalara gelir (Lisânü’l-ʿArab, “rzḳ” md.). Terim olarak Allah Teâlâ’nın canlılara yeme içme ve başka hususlarda yararlanmak üzere verdiği her şeyi ifade eder. Râgıb el-İsfahânî “rızkı yaratan, veren ve ona sebep olan” anlamında Allah’a râzık denildiği gibi rızka ulaşmaya vesile olan insanlara da bu ismin verilebileceğini, ancak esmâ-i hüsnâdan olup “bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren” mânasındaki rezzâk isminin sadece Allah’a nisbet edilebileceğini belirtir (el-Müfredât, “rzḳ” md.).(DİA).
Kur’an’da rızık kavramı 123 yerde geçmektedir. Rızık ve rızıklandırma fiili genel olarak Allah’a izâfe edilmektedir. Bazı âyetlerde buna aracı olması dolayısıyla insana da izâfe edilmektedir. “Emzirmeyi tamamlamak isteyen için analar çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Onların normal ölçülerde yiyecek ve giyeceklerini (rizkuhunne) sağlamak da çocuk kendisinden olanın (babanın) borcudur…“(Bakara 2/233). “Allah’ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin (verzukuhum) ve onlara güzel söz söyleyin.”(Nisa 4/5. Ayrıca bkz. Nisa 4/8, Kehf18/19). Ayrıca Kur’an’da, hiçbir imkâna sahip bulunmayan varlıklar ve yeryüzündeki bütün canlıların rızkını verenin Allah olduğu vurgulanmaktadır. “Yeryüzünde kımıldayan, hareket eden hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’ın üzerine olmasın. Allah onların halen bulunduğu yeri de emanet olarak konulacağı yeri de bilir; hepsi apaçık kitapta vardır.” (Hûd 11/6). Rızık konusunda endişeye düşülmemesi gerektiği belirtilir ve câhiliye Arapları’nın fakirlik korkusuyla kız çocuklarını öldürdükleri belirtilir. “De ki: Gelin, rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya iyilik edin. Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; biz, sizin de onların da rızkını veririz…” (En’am 6/151). Aynı zamanda yanlış bir tevekkül anlayışına sığınmak yerine insanın rızkını araması istenir. “Yeryüzünü sizin için kullanışlı hale getiren O’dur. Üzerinde dolaşın ve Allah’ın rızkından yiyip için; (ama unutmayın ki) dönüş yalnız Allah’adır.” (Mülk 67/15).
“Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan maddelerin helâl ve temiz olanlarından yiyin; şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o apaçık düşmanınızdır.”(Bakara 2/168). Allah helâl ve temiz rızıklardan faydalanmayı ve şeytana uymamayı, onun peşinden gitmemeyi emretmektedir. Kur’an’da rızık sadece sudan ve gıdalardan ibaret sayılmamış, din, hidayet, peygamberlik; yani Allah’ın mânevî lütufları da rızık olarak değerlendirmiştir. “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.”(Al-i İmrân 3/169). “Şuayb de şöyle dedi: “Ey kavmim! Bir de şöyle düşünün: Ya benim, rabbimden açık bir delilim varsa ve O bana tarafından (razekani) güzel bir nasip (rızkını hasena) vermişse! Size yasakladığımı kendim yapmak niyetinde değilim. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam Allah’ın yardımına bağlıdır. Yalnız O’na dayanıyor ve O’na yöneliyorum.”(Hûd 11/88). “Orada (cennette) boş söz işitmezler, kendilerine yalnız esenlikler dilenir. Orada, sabah akşam rızıkları hazırdır.”(Meryem 19/62). Rızık sâdece maddî varlıklardan ibaret değildir. Mânevî varlıklar, sevmek, sevilmek, huzur, sükûnet, mutluluk vb. gibi şeylerde rızıktır. Kısacası insanın muhtaç olduğu, maddi ve manevi yaşam için gerekli olan her türlü nimet rızıktır.
İslâm âlimleri bütün canlıların rızkını Allah’ın verdiği noktasında ittifak etmiştir. Kur’an başkalarının rızkına göz dikmeyi de yasaklamıştır. “Sakın kendilerini sınamak için onların bir kesimini yararlandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine göz dikme! Rabbinin sana verdiği nimetler daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”(Tâhâ 20/131). Allah’ın emirlerine göre hareket eden kimsenin beklemediği yerden rızıklandıracağı belirtilmiştir. “Ve ona hiç beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a dayanıp güvenirse Allah ona yeter. Şüphesiz Allah dilediği şeyi sonuca ulaştırır. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.” (Talak 65/3). Ayrıca insanların sahip olduğu her şeyin sonunda tükeneceği, Allah’ın yanında bulunanların ise sonsuz olduğu vurgulanmıştır. “Sizde bulunanlar tükenip gider, ama Allah’ın katındakiler kalıcıdır. Asla kuşkunuz olmasın ki, güçlüklere göğüs gerenlerin ecirlerini, yapmış olduklarının daha da güzeliyle vereceğiz.”(Nahl 16/96).
Hadislerde de rızıkla ilgili birçok açıklama bulunmaktadır. Rızkın Allah’a ait olduğu ve her varlığın rızkının Allah tarafından verileceği belirtilmiştir. “Başlarınız hareket ettiği (yaşadığınız) sürece rızık konusunda ümitsizliğe düşmeyin. Annesi insanı, kıpkırmızı ve çıplak olarak doğurur. Sonra Yüce Allah onun rızkını verir.” (İbn Mâce, Zühd, 14). Takvanın, samimiyet ve ihlasin rızkın artmasına neden olduğu da belirtilmiştir. “Eğer siz Allah’a gereği gibi güvenseydiniz, (Allah), kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırırdı. Kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları halde akşam dolu kursaklarla dönerler.” (Tirmizî Zühd 33. İbni Mâce, Zühd 14). Rızık endişesi taşımamak ve verilen rızkı yeterli bulmak, kanaatkar olmak tavsiye edilmiştir: “Müslüman olan, kendisine yeteri kadar rızık verilen, Allah’ın kendisine verdiği nimete kanâat eden kimse şüphesiz kurtuluşa ermiştir.” (Müslim, Zekât 125, İbni Mâce, Zühd 9). Ayrıca çalışmak, helâl yoldan ve el emeği ile rızkını kazanmak teşvik edilmiştir. “Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd (as) da kendi elinin emeğini yerdi.” (Buhârî, Büyû’15). Tevbe ve istiğfarda bulunmanın, günahlardan uzak durmanın rızkın artmasına neden olduğu belirtilmiştir. “Bir kimse istiğfârı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.” (Ebû Dâvûd, Vitir 26,İbni Mâce, Edeb 57). Fakirleri ve zayıfları koruyup kollamanın Allah’ın yardımına ve rızkın artmasına sebep olduğu da vurgulanmıştır. Ebü’d-Derdâ Uveymir (ra) şöyle dedi: Ben Rasûlullah (sav)’i şöyle buyururken duydum: “Fakirleri kollayıp gözetiniz. Aranızdaki zayıflar sâyesinde Allah’dan yardım görüp ve rızıklandığınızdan şüpheniz olmasın.” (Ebû Dâvûd, Cihâd 70, Nesâî, Cihâd 43). Bir de ihtiyacın Allah’tan istenmesi, insanlardan istenmemesi önerilmiş, Allah’tan isteyenin darda kalmayacağı, insanlardan isteyenin sıkıntı yaşayacağı belirtilmiştir. “Kim ihtiyaç içine düşer de bunu insanlara açarsa, ihtiyacı kapanmaz. Kim de ihtiyacını Allah’a arzederse, Allah’ın, hemen veya ileride o kimseye rızık vermesi umulur.” (Ebû Dâvûd, Zekât 28, Tirmizî, Zühd 18).
Helâl kazanmak ve helâl ile beslenmek tavsiye edilmiştir. Aynı zamanda faydalı işler yapmak, infâk etmek, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, onları koruyup kollamak tavsiye edildiği halde, haram yoldan kazanıp onunla beslenmenin yanlış olduğu ve bu tip insanların yaptığı duâların reddedileceği, duanın kabulü için helâl yoldan kazanıp helâl ile beslenmek gerektiği ısrarla vurgulanmıştır. “Allah Teâlâ temizdir; sadece temiz olanları kabul eder. Allah peygamberlerine neyi emrettiyse mü’minlere de onu emretmiştir. Cenâb-ı Hak Peygamberlere: ‘Ey peygamberler! Temiz ve helâl olan şeylerden yiyin, iyi ve faydalı işler yapın!’ buyurmuştur. Mü’minlere de: ‘Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin’ buyurmuştur.” Rasûl-i Ekrem daha sonra şunları söyledi: “Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar. Saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açarak: Yâ Rabbi! Yâ Rabbi! diye dua eder. Halbuki onun yediği haram, içtiği haram, gıdası haramdır. Böyle birinin duası nasıl kabul edilir! ” (Müslim, Zekât 65, Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 3). Önemli olan çok mal değil, helâl ve temiz olanıdır. Müminlerin bu şekilde dua etmeleri ve Allah’ın verdiği ile yetinmeleri, gayri meşru yollara tevessül etmemeleri istenmiştir. “Allah’ım! Muhammed ailesinin rızkını kendilerine yetecek kadar ihsân eyle.” (Buhârî, Rikak 17; Müslim, Zühd 18, l9. Ayrıca bk., Tirmizî, Zühd 38).
İslâm dînine göre rızkı veren Allah’tır. Allah kimisini bolluk ile kimilerini de darlıkla imtihan eder. Kişinin rızkını temin için çalışması gerekir. Rızkını helâl yoldan kazanmak için çalışıp çabalaması zorunludur. Zira, insanlar başkasının rızkına sebep oldukları gibi engel de olabilirler. Tembellik, miskin bir şekilde oturup dilencilik yapmak yasaklanmıştır. Müslüman çalışıp helâl yoldan rızık kazanmalı, helâl yoldan beslenmeli ve başkalarına da yardım etmelidir. Rızkın artması ve bereketlenmesi için sürekli gayret etmelidir. Rızkı artıran şeyler şu şekilde sıralanmaktadır.1). Sıla-i Rahim Yapmak: “Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının!” (Nisa Suresi 4/1). “Rızkının çoğalmasını, ömrünün uzamasını isteyen kimse, akrabasını kollayıp gözetsin.” (Buhârî, Edeb 12, Büyû` 13; Müslim, Birr 20). 2). Allah’a Tevekkül Etmek: Rasulullah (sav); “Şayet siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabahleyin aç gidip akşamleyin tok olarak dönen kuşları rızıklandırdığı gibi Allah sizi de rızıklandırırdı.”(Tirmizi 2447, İbni Mace 4164) buyurmuştur. 3). Tevbe ve İstiğfar Etmek: “(Kavmi hakkında Nuh) Onlara dedim ki; Rabbinize istiğfar edin! Kuşkusuz ki, Allah çok mağfiret edicidir. Bağışlanma dileyin ki, (yani Allah’a istiğfar edin) Allah üzerinize semayı (yağmuru) bol bol indirsin! Mallarla ve oğullarla size yardım etsin, size bahçeler versin ve sizin için nehirler akıtsın.”(Nuh 71/10, 12), “Herkim çokça istiğfar ederse, Allah onun her kederine bir kurtuluş, her sıkıntısına bir çıkış yapar ve onu ummadığı bir yerden rızıklandırır.” (Ahmed bin Hanbel Müsned 10/14467, Hâkim 4/292). 4). Kendini Allah’a İbadete Vermek: Nebi (sav) şöyle buyurdu: “Muhakkak ki, Allah şöyle buyurdu; Ey Âdemoğlu! Kendini bana ibadete ver ki, göğsünü (kalbini) zenginlikle doldurayım ve fakirliğine engel olayım. Şayet bunu yapmazsan iki elini meşgaleyle doldurur ve fakirliğine engel olmam! ” (Tirmizi 2584, İbni Mace 4107). 5). Takvalı Olmak: Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: “Kim Allah’tan korkup sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu yaratır ve onu hiç beklemediği bir yerden rızıklandırır. Kim de Allah’a tevekkül ederse, Allah ona yeter.” (Talak 65/3). 6). Allah Yolunda Hicret ve Cihâd Etmek: Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Herkim Allah’ın Yolunda hicret ederse gidecek çok yer ve genişlik (bolluk) bulur…” (Nisa 4/100). 7). Allah Yolunda İnfak Etmek: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği / hayâsızlığı (cimriliği) emreder! Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va’dediyor. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”(Bakara 2/268). 8). İlim Talebelerine Yardım Etmek: “Rasulullah (sav)’in döneminde iki kardeş vardı. Bunlardan birisi (ilim öğrenmek için) Nebi (sav)’e gelir, diğeri de (her ikisinin geçimini temin etmek için) çalışırdı. Çalışıp iş sahibi olan, kardeşini Nebi (sav)’e şikâyet etti. Bunun üzerine Nebi (sav) şöyle buyurdu: “Belki de senin rızıklandırılman kardeşin sebebiyledir.” (Tirmizi 2448). 9). Güçsüzlere İyilik ve Yardım Etmek: Mus’ab bin Sa’d şöyle dedi: “Babam, Sa’d bin Ebi Vakkas (ra) kendinin, diğer sahabeler üzerinde bir üstünlüğü olduğunu düşünürdü. Bunun üzerine Nebi (sav) şöyle buyurdu: “Sizler ancak zayıflarınız sebebiyle yardım ediliyor ve onlar sayesinde rızıklandırılıyorsunuz! ” (Buhari 2719, Ebu Davud 2594, Tirmizi 1754).
Kur’ân’da, Allah’ın insana maddî ve manevî yönden sayılmayacak kadar çok nimet verdiğine dikkat çekilmiştir: “Allah’ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.” (Nahl, 16/18). İslâm âlimleri rızkı, farklı tanımlamışlardır. Bazılarına göre rızık, kendisinden yararlanılmak üzere, Allah’ın canlılara verdiği şeydir. Kul ondan faydalandığı (yediği) zaman bu, kendisine rızık olur. Helal veya haram olması onun rızık olmasına engel değildir. Bazıları ise rızkı, sahip olunan ve üzerinde tasarruf hakkı bulunan şey olarak tanımlamıştır. Bu durumda onlara göre haram, rızık değildir. Ancak meşru yoldan elde edilip yenen şey rızık olarak kabul edilebilir. Aslında varlıkların yaşaması için gerekli olan her nimet rızıktır. Onun helâl veya haram olmasını sağlayan kazanılma yöntemidir, dolayısıyla insanın rızkı elde etme şeklidir. Helâl ve meşru yoldan elde edilmesi gerekir. “Yeryüzünde kımıldayan, hareket eden hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’ın üzerine olmasın.” (Hûd 11/6). Her varlığın rızkını Allah üstlenmiştir. Bu o varlığın hakkıdır ve helâldir. Hâlbuki haram kişinin hakkı değildir. Buna göre sadece helâl rızıktır denilebilir. Çünkü Allah bunu ona tahsis etmiştir. Allah’ın varlığa tahsis ettiği şey onun tabii hakkıdır ve helâldir. Allah hakkın, hidayetin ve doğrunun ta kendisidir. Harâm, yasak olanı varlıklara kullarına emretmez. Ancak rızkı yaratılan herşey olarak alırsak o zaman harâm da rızık olarak değerlendirilebilir.
İnsanın helal ve meşru bir şekilde rızık temin etmesi emredilmiştir. Çünkü ibadetin yerine getirilmesi ancak vücudun sağlıklı olmasıyla mümkündür. Bu da yeme, içme, nefes alma, barınma, örtünme vs. gibi temel ihtiyaçların önceden hazırlanmasını gerektirmektedir. Bundan dolayı Allah bizi çalışıp kazanmaya teşvik etmiştir: “Namaz kılınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan isteyin…” (Cum’a, 62/10), “Allah içinizden hasta olanları, Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacak olan kimseleri ve Allah’ın yolunda savaşacak olanları şüphesiz bilir.” (Müzzemmil, 73/20). Allah’ın emir ve yasaklarına riayet eden peygamberler de çalışmaya, sanat ve meslek edinmeye, özellikle el emekleri ve alın terleriyle geçinmeye dikkat etmişlerdir. Marangoz, demirci, ticâret ve çobanlık yapan peygamberler vardır. “Hiçbir kimse, elinin emeği ile kazandığını yemekten daha hayırlı bir kazanç yememiştir. İşte Allah’ın peygamberi Dâvûd da kendi elinin emeğini yerdi.” (Buhârî, Büyû’, 15). Kişinin bizzat kendi el emeği ile kazanmaya teşvik edilmesi çok önemlidir. Helâl ve meşru bir şekilde el emeği ile kazanılan mal tertemizdir, hiçbir şüphe yoktur. Başkalarının, hatta anne ve babasının kendisine yedirip içirdiği şeylerde bile karışıklık bulunabilir. Miras, mirasçılar için helâl olsa bile el emeği ile meşru bir şekilde kazanılmış mal kadar temiz ve saf değildir. Bu nedenle her müminin kendi el emeği ile kazanmaya ve bununla yaşamını sürdürmeye çalışması çok önemli ve değerlidir.
İnsan bünyesi yaratıcı tarafından helâl ile beslenecek şekilde dizayn edilmiştir. Haram, gayri meşru yollarla elde edilen her şey bir şekilde bünyeyi tahrip edecektir. İnsanı temiz yaratan Allah (c.c.) onun için temiz yiyecekler de yaratmıştır. İman edenlerin o temiz, yani helâl yiyeceklerden yemeleri emredilmiştir. (Bakara 2/57) Çünkü Müslüman’a sadece temiz ve güzel yiyecek ve içecekler helâldir. (5 Mâide/4). Bu; bazı şeylerin pis, kötü ve zararlı olduğu, dolayısıyla onları yemenin ve içmenin müslümana zarar vereceği manasına gelir. Hak edilmeyen kazanç ve gıdalar insan ve toplum bünyesinde bozulmaya, ahlâkî bozukluklara, ardı arkası kesilmeyen yanlışlara sebep olur. Yerde ve gökte tek bir ilâh olan Allah vardır. O Allah ki, yeryüzüne ve gökyüzüne bir düzen (sulh) koymuştur. İnsan topluluklarıda bu düzen içinde, fesattan uzak yaşasınlar diye peygamberler ve onlarla beraber din göndermiştir. Yani ilâhî kurallar ile helâl ve haramlar açıklanmıştır. Bu ilâhî kurallar insanlar arasında ve toplumda düzeni sağlar, fesadı önler. “Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a korkuyla ve ümitle dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah’ın rahmeti çok yakındır.” (A’raf 7/56).
Çok kazandığı halde parası bir türlü yetmeyenler, hatırı sayılır geliri olduğu halde, fakirlik çekenler, var iken yiyemeyenler ve yediremeyenler, var olduğu halde yok yok diye feryat edenler; olaya bir de bu açıdan bakmalılar. Temiz bir fıtratla (yaratılışla) yaratılan insan, daha sonra niçin bozuluyor? Niçin isyancı, bozguncu, zalim ve nankör olabiliyor? Bunda kişinin ta bebeklikten beri beslendiği gıdaların etkisi yok mu? Kişinin bedeni ne ile şekillenir? Bedene şekil veren yiyecekler, manevi yapıya, ahlâk ve karaktere etki etmez mi? Aldığımız besinlerin vücutta etkileri görüldüğü gibi, davranışlarda da etkisi görülür. Bedeni haram gıdalarla beslenen bir çocuğun, daha sonradan kaliteli bir adam, muhlis bir mü’min, ahlâklı bir müslüman olması çok kolay değildir. Sürekli haramla beslenen bir bedenin sahibine haramzade denilir, yani haramla geçinen. Aslında ona haramzede, yani haram kazançların kurbanı demek daha doğrudur. Pek çok insan haramların, haram gıdaların, hak edilmeyen kazançların kurbanıdır. Çünkü haramın (sağlam) binası olmaz. Haram ondurmaz, haram güldürmez, haram sağlıklı bir yapı inşa edemez. İnsan terbiyesi bir karakter inşası olduğuna göre, bunun temiz gıda yerine, zehirle oluşturulması imkânsızdır.(Haram Kazanç İfsat Eder, Hüseyin Kerim ECE, Vuslat Dergisi)
“İnsanı cehenneme en fazla götüren şey; iki dudak arası (dil) ile iki bacak arasına (namusuna) sahip olamamaktır.” (Tirmizî, Birr/62 (2004). İki dudağa sahip olmak inkâr, yalan, gıybet gibi sözlü hataları kapsadığı gibi, gıdaları da kapsar. Kişi iki dudağından içeri hangi lokmanın girdiğine de dikkat etmeli. İslam’ın haram kıldığı her yiyeceğin, her içeceğin, her davranışın; yapıldığı zaman insana mutlaka zararı vardır. “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar, fal okları şeytan işi iğrenç şeylerden ibarettir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şüphesiz şeytan içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi? “(Mâide 5/90-91). Peygamberimiz (sav)’de içkinin bütün kötülüklerin anası olduğunu haber veriyor. (Kütüb-ü Sitte, 8/160). “İçki içen bir kimse namaz kılsa, namaz borcundan kurtulsa bile kırk gün süreyle sevap kazanamaz.” (Ebu Davud, Eşribe 5 (3670) buyuran Peygamberimiz, sanki bu ayrıntıya dikkat çekmektedir. Âyet ve hadislerde açıkça söylendiği gibi, sarhoş edici nesneler kesinlikle zararlıdır. Bu maddeler, kullananların hayatını çeşitli açılardan bozar, ifsat eder. Tecrübeyle ve bilimsel olarak sabittir ki uyuşturucular insanın hem bedenini hem de aklını fesada uğratır, yani zarar verir. Uyuşturucu ve sürekli alkol kullanan kimselerde bu açıkça görülür. Akli melekelerini tam olarak kullanamazlar. Yanlış hareketler ve insan onurunu rencide eden davranışlar sergileyebilirler. Bu gibi kimselerin sonradan uyuşturucu kullanmayı terketseler bile -kaldı ki bu da oldukça zordur- tam anlamıyla düzeldiği, normal bir hayata döndüğü söylenemez. Bu, bize haram yiyecek ve içeceklerin nasıl ifsat edici olduğunu göstermektedir.
