Tarih Üzerine Bir Kaç Not.. Tarih Objektif Olabilir Mi?

0
images

Giriş
Tarihsel olgular, üzerinde en çok tartışma yürütülen olgulardır. Tarihi okurken bir çok yaklaşım biçimi ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşım biçimlerinin her biri aynı olguya farklı bakabilmekte; taban tabana zıt değerlendirmelerde bulunabilmektedir. Bu noktada tarihsel doğru diyebileceğimiz bir doğrudan bahsetmek de zorlaşmaktadır. Burada bizim tartışacağımız mesele tarihsel olgularda nesnelliğin olup olamayacağı meselesidir.

1-TARİH
a-Tarih Nedir?
Tarih bir hikaye midir( story) Yoksa hikayelerin aracılığı ile insana ait kimi gerçeklerin ortaya dökülmesini sağlayan bir kurmaca mıdır?(history). Kelimenin kökenine indiğimizde soruşturma, araştırma gibi anlamlara geldiği de anlaşılıyor (inquiry) 1 Ünlü tarihçi Heredot’u tarih biliminin kurucusu sayanlar onun antropolojinin babası olduğunu da kabul etmektedirler. Heredot sadece belli bölgede görüp duyduklarını değil, bu bölgelerde yaşayan insanların farklılıklarını da izah etme yolunda adımlar atmıştır. Heredot toplumların giyim ve kuşamları, davranış, teknoloji ve sosyal yaşantıda farklılıkların sebeplerini de araştırmıştır. Bu yüzden toplumsal yapı ile tarih arasındaki ilişkiyi karşılaştıran ilk düşünürlerden kabul edilmiştir. O, tarihi olayları toplumsal yapıların farklı boyutlarıyla açıklamaya çalışmıştır.2
Tarihsel olan insanın eylemleri ile ilgili olandır. Tarihi yapan insandır. O zaman tarihsel olaylar insanın doğası hesaba katılarak; insan doğasından yola çıkılarak ele alınmalıdır.
“İnsan bir doğa varlığı mıdır? Yoksa değil midir?” “Eğer doğa varlığı değilse insanın bir doğası var mıdır, yok mudur?” sorularına doğru cevaplar bulmamız gerekmektedir. Çünkü eğer insan doğa varlığı ise ve onun bir doğası yoksa onu fiziksel yöntemlerle açıklamamızın mümkün olduğu ortadadır. Bu noktada bilim insan hakkında bize net bilgiler verebilecektir. Ancak fizik bilimlerin insanın sır dolu yapısını çözümlemesi bu güne kadar mümkün olamamıştır. İnsanı fiziksel nesneleri anlayabileceğimiz yöntemlerle anlayabilmemiz mümkün değildir. Vico’ya kulak verirsek insanı tarihte bıraktığı izlerde aramamız gerekmektedir. Tarihte bıraktığı izlere baktığımızda insanın doğa dışı hatta yer yer doğa karşıtı bir konumda olduğunu görmekteyiz. İnsan, doğasının gerektirdiği bir çok şeyden kendi uzak tutmuş bir çok anlamsız ve akıl almaz eylemlerde bulunmuştur. Hem değirmen yapmış, hem de put oymuş; tapınak yapmıştır. Birincisini yararcı gerekçelerle üretmiş ve tabiatın ahengini kendi lehine çevirerek tabiata karşı bir duruş içinde olmuştur. Mabet yaparak akıldışı; anlaşılmaz, giz dolu eylemleri somutlaştırmıştır. Mabet ile yine doğa dışı; mekanizma dışı bir eylem ortaya koymuştur insanoğlu.3
Bu yüzden “İnsanın bir doğası var diye bir tarihi vardır.”da denilmiştir. Doğası olmayanın tarihi de olmaz elbette. Hatta Makyavelli gibi düşünürler tarihteki bütün değişim ve dönüşümlerin temelinde insan doğasını aramışlardır.
Peki insan doğası ve tarihi arasında ne türden bir ilişki vardır şimdi bunu irdeleyelim.
b-Tarih Bilinci Nedir?
Nereden geldim (origin) ve nereye gidiyorum (final)düşüncesi insanoğlunun tarih bilincini oluşturan temel anlayıştır.
“Vico ve Herder ilk defa bu bilince vurgu yapmışlardır. İnsan zaman sorununun bilincine vardığında kendini aşabildi ve nesnelerin kökenini araştırarak kendisine söylencebilimsel (mitolojik) bir köken bulabildi. İnsan, fiziksel dünyayı olduğu kadar toplumsal dünyayı anlamak için öncelikle geçmişindeki mitolojik anlatıların özünü bulmak ve bunların toplumsal yaşama yansımalarını tespit etmek zorundaydı.”4
O zaman dünyayı Fiziksel dünya ve Sosyal dünya diye iki bölümde değerlendirebiliriz. Bu noktada insan yaşını da fiziksel yaş ve tarihsel yaş5 olarak ele alabiliriz. Fiziksel yaş doğum la ölüm arasına sıkışmışken tarihsel yaş insanın içinde yaşadığı toplumun tarih içinde şekillendirdiği kalıplarla ilgilidir. Burada insan doğasının tarihi belirlediğini, tarihsel ve sosyal şartların insanı belirlemediği gibi bir yargı olduğuna dikkat etmeliyiz.
“Eşyaların ve olayların sürecindeki düzeni anlama, tanrılara ve insanlara bir soy ve evrenbilim verme girişimlerini ilk olarak söylencelerde (mithos) buluruz. Ama bu evrenbilim ve soybilim bir tarihsel ayırımı tam olarak göstermez. Geçmiş, şimdi ve gelecek henüz iç içe ve bir aradadırlar. Onlar ayrımlaşmamış bölünmez bir bütün biçimindedirler. Mitolojik zamanın belirli bir yapısı yoktur; O öncesiz sonrasız bir zamandır. Mitolojik bilinçlilik görüş açısından geçmiş, hiçbir zaman yok olmaz”6
O her zaman ve şimdi buradadır. “İnsan söylencebilimsel sembollerin karmaşık ağını sökmeye başladığında yeni bir dünyaya geçmiş olduğunu hisseder ve doğruluğun yeni bir kavramını şekillendirmeye başlar.”7
Devler, cüceler, yedi başlı ejderhalar fiziksel olarak burada olmamalarına rağmen bir anlam için buradadırlar. Onlar bir anlamın taşıyıcısıdırlar. Bu noktada insanın mitolojik yaklaşımları bir anlam dünyasının serimidir. Bu noktada anlatılanların rational aklın hesaplayıcı özelliklerine yaslanan doğruluk/yanlışlık ölçütüne göre değil, yüklenen anlam ölçütüne göre ele alınması gerekmektedir. Bu yüzden tarihsel olgular bir anlam verme çabası ile hayat bulur ve bize ulaştırılırlar.
c-Tarihsel olgu nedir?
Tarihsel doğru olgulara uygunluk olarak, nesne ile us’un uygunluğu olarak tanımlanmıştır. Ancak bu tanım doyurucu bir tanım olarak anlaşılmamalıdır. Çünkü tarihsel olgular bilimsel olgular gibi ele alınmamalıdır. Çünkü bilimsel olgular deneye açık olgulardır. Deneyi yapılabilen olgulardır. Bilimsel deneyi biz defalarca tekrarlayabiliriz ve yapılan yanlışları; yanlış sonuçları düzeltebiliriz. Ancak tarihsel olgunun deneyi yapılamaz. Biz her ikisinde de nesnelliği aramamıza rağmen “tarihsel bilgide ilk yapılan şey deneysel gözlem olmayıp düşüncede “kurma”dır. Tarihçinin eğildiği dünya fiziksel nesneler dünyası değil, simgesel dünya, simgeler dünyasıdır.”…“Tarihsel yapıtların gerçeklikleri fiziksel değil simgeseldir. Tarihsel bilginin son amacı ve genel hedefi insan yaşamını kavramaktır. Bilimde özdeksel nesneler bilim adamından bağımsız olarak varlıklarını sürdürürler ancak tarihsel nesneler hatırlandıkları oranda gerçeklikleri vardır. Hatırlama yalnızca bir yeniden ortaya koyma değil, yeni bir düşünsel bireşim ve edimdir.”8 Burada tarihin bilimselliği konusunun çok iyi irdelenmesi gerekmektedir.
d-Bilim Ve Tarih
Tarih bir bilim değildir; olamaz da. Tarihsel olaylar tarihçi tarafından kurgulanarak insanlara sunulur. Tarihin kendisi bir kurgudur zaten. Tarih bir yeniden kurma işidir.
Başka zamanların olgularını yaklaşık olarak öğrenmek için başka zamanların insanlarını yaklaşık olarak anlama dışında bir araç yoktur.
Bu çerçevede tarihsel düşünceyi bilimsel düşünce yöntemine indirgemek olanaksız olur. Eğer doğanın tüm yasalarını bilseydik ve bütün matematiksel ekonomik ve toplumbilimsel kurallarımızı insana uygulayabilseydik bile bu yine de bizim insanı bu özel görünüm ve kendi bireysel biçimi içinde görmemize yardımcı olmazdı. Burada fiziksel değil simgesel bir evren içinde hareket etmekte olduğumuzu unutmamak durumundayız.
Simgeleri anlamak ve yorumlamak için de nedenleri araştırma yöntemlerinden başka yöntemler geliştirmemiz gerekir. Anlam kategorisi varlık kategorisine indirgenmemelidir. Bir başlık altına koymak istersek Tarih’i Fiziğin bir dalı değil, Anlambilimin bir dalı olarak betimleyebiliriz. Tarihsel düşüncenin ana ilkeleri doğa yasaları olmayıp Anlambilimin kurallarıdır ki yorum bilimin (hermeneutics) alanına girmiştir. Tarihsel olaylar deney ve gözlemi yapılamayan yeniden kurulmuş olan olaylardır.
“Eğer bir fizikçi bir deney sonuçları konusunda kuşkuya düşerse onu yineleyip düzeltebilir. O nesnelerini her zaman sorularını yanıtlamaya hazır bir şekilde karşısında bulur. Ama tarihçinin durumu farklıdır. Onun olguları geçmişe aittir olup geçmiş bütün bütün ortadan kalkmıştır. Geçmişi yeniden kuramayız. Bütün yapabileceğimiz şey onu hatırlayıp ona yeni bir düşünsel varoluş vermektir. O öncelikle bu simgeleri okumalıdır. Bu noktada konuları nesneler veya olaylar değil belgeler ve anıtlardır. Gerçek tarihsel verileri ancak bu simgesel verilerin işe karışması ve aracılığıyla kavrayabiliriz. Örneğin Mısırda bulunan Papirüsler birçok gerçeği gözler önüne serebilmektedir.”9
“Bilim adamı da nesnelerin kökenlerini araştırabilir. Tarih fiziksel dünyanın önceki bir evresini görmekten çok, insan yaşamının ve kültürünün önceki bir aşamasını göstermeyi amaçlar. Bilimsel yöntem kullanılabilir ama kendisini yalnızca bu yöntemlerle sağlanabilen verilerle sınırlanamaz. Tarihsel anlam nesnelerin biçimini değiştirmediği halde onlara yeni bir derinlik kazandırır. Bilim adamı geçmişe gitmek istediğinde kavramları ve deyileri değil ama şimdiye ilişkin kendi gözlemlerini kullanır. O neden/etki zincirini geriye doğru izleyerek şimdi ile geçmişi birleştirir. Yani şimdi içinde geçmişin bırakmış olduğu maddesel izleri inceler.”10
Bu noktada tarihçi de, bilim adamı da belli malzemelere sahiptir. Ancak tarihçi elindeki malzemelerden bir simgesel anlama varmaya çalışır.
Bilim Tarih
↓ ↓
Kabuk – Belge

Hayvan

Fosil
“Deneysel yeniden kurmaya tarihçi, simgesel bir yeniden kurma ekler. Tarihçi belgelerine ve anıtlarını yalnızca geçmişin ölü kalıntıları olarak değil, ama geçmişten gelen canlı bildiriler; bize kendilerine özgü dilleri ile seslenen bildiriler olarak okuyup yorumlamayı öğrenmelidir. Simgesel içerik gözlemlenemez, onları konuşur kılıp bizimde onların dilinden anlamamızı sağlamak dilbilimcinin – tarihçinin işidir. Simgesel dili çözemezse tarihçi için tarih mühürlü bir kitap olarak kalır. Tarihçi aynı zamanda bir dil bilimci de olmak zorundadır. Önceki çağın ruhunu bulmak zorundadır.”11
F. Schlegel’in tarihçiyi “geriye bakan bir peygamber” olarak nitelemesi anlamlıdır.
Tarihsel portreler ve sahneler “Tarihi okuma biçimine göre şekillenir. Burada kişinin baktığı yer önemlidir. Burada tarih felsefesinin amacı meselelere çok boyutlu bir bakış açısı ile bakmaktır.
Tarih geçmişin bütün olgularını betimleyebilir mi? Hayır. Özellikle vurgulandığı gibi, Tarih sadece geçmişe ait iki yönle ilgilenir: Unutulmaz olgularla ve Hatırlanmaya değer olgularla. Bu noktada Tarihçinin duruşu önemlidir. Şimdi buna eğilelim.

2-TARİHÇİ
Hegel : “Dünya tarihi bir dünya mahkemesidir.”diyor. Ancak “Tarihçinin görevi “yargıyı söylemek değil, açıklamaktır. O ne yargıç ve ne de avukattır. Yargıç ise eğer yargıçlığa soyunmuşsa bütün delilleri toplamak durumundadır. Tarihçi bulduğu bütün bilgi ve bulguları dünya tarih mahkemesine sunmak durumundadır.”12 Bu durumda da erdemli olması gerekmektedir. Tarih ile Ahlak arasında ilgi burada kendini göstermektedir. Ahlaki zaaf taşıyan insanlar bu yüzden asla tarihçi olamazlar. Diğer bilim dalları için de geçerlidir bu yargımız.
Tarihçi kimi kere bilgi ve bulgulardan yola çıkarak insanları yanlış bir bakışaçısına sürükleyebilir. Burada kimi gerçekleri kullanarak hakikati örtebilir. Tarihçi kimi gerçekleri hakikati gizlemek için kullanabilir.
Vatanseverlik, ırk severlik sâikiyle kendi toplumunun insanlarını bir başka toplumun insanlarına karşı kör ve sağır yapabilir. Bu çerçevede en temel erdem olan adaletten sapmış ve adaletten sapma gibi bir olumsuzluğun egemen olmasına zemin hazırlamış olur.
Bu bağlamda bu tarz yönlendirici insanların emellerinin boşa çıkarılması ve İnsanların birçok önyargıdan kurtulması için serbest düşünce ortamlarının oluşturulması gerekmektedir. Serbest düşünce ortamının oluşturulmadığı yerlerde kimse kimseyi önyargılı olmakla ya da yanlış düşünmekle suçlayamaz. Baskıcılığın egemen olduğu toplumlar hem kendi gerçeklerini tanımaktan uzaklaşır hem de kendi dışındakilerin kendileri hakkında düşündüklerini öğrenerek -bu yargıları anlayarak- kendilerini ifade etme gibi bir tavır geliştirmekten uzaklaşırlar. Her iki durumda da zarar gören kendileri olur.
a-Tutkular Dünyası ve Tarihçi
İnsanın tutkuları vardır ama tutkular tarihsel analizleri yönlendirmemelidir. İnsanın tutkularını bilmeyen tarihçi sadece geçmiş dönemlerin kuru bir özetini sunacaktır bize. Yine Cassirer’in dediği gibi “tarih bir tutkular tarihidir ama tarihin kendisi tutkulu olmaya kalkışmamalıdır.”13 Bu konuda tarihçi kendisini tutkularından sıyırmak zorundadır. “Tarihçinin sempatisi duygusal olmayıp düşünsel ve simgeseldir. Gerçek tarihçinin her sözünde algıladığımız şey kişisel biçem (üslup), duygusal yada söz bilimsel (retorik) bir biçem değildir. Söz bilimsel (hitabet) bir biçem okuyucuyu etkileyip ona haz verme gibi bir işlevi olsa da temel noktadan bizi uzaklaştırabilir. Böyle bir biçem bize nesne ve olayların sezgisini, özgür ve âdil bir yargısını sağlayamaz.”14
Bu konuda Alman tarihçi ve Alman Tarihçi Okulunun önde gelen temsilcisi Leopold von Ranke (1795 – 1886)ye kulak vermek faydalı olacaktır. Ranke’ye göre; “1-Tarihi birinci el kaynaktan ele almak gerekir. 2-Tarih özgün bir daldır. Felsefe ve sanatlardan ayrı değerlendirilmelidir.3-Tarihi olaylar özgündürler ve ait oldukları dönemin ruh yapısını yansıtırlar. Bu nedenle tarihi anlamak o dönemin özgün ruh veya düşüncesini anlamakla mümkündür.” 
Ranke Hegelyen ekolü benimseyerek Hegelciler gibi tarihin ancak felsefe yoluyla kavranabileceğini ve bir bütünlüğe ulaşabileceğini savunmuş, ancak Hegelcilerden farklı olarak tarihsel gerçeğin kendi içinde anlamlı olduğunu ve tarihin felsefe yöntemleriyle yorumlanmasının tarihçiyi nesnellikten uzaklaştırdığını da belirtmekten geri kalmamıştır.
Ranke, Hegel’in “tarih evrensel doğruların yansımasıdır” görüşünü kabul etmekle birlikte bunun ancak deneysel (empirik) bir inceleme sonucu anlaşılabileceğini savunmuştur.

Sonuç
Sonuç olarak tarihsel bir anlatı çoğu kere bir anlamın ortaya konmasıdır. Bu noktada tarih asla bilimsel kesinlik iddiasında bulunamaz. Ona hayat veren tarihçidir, tarihçinin kendisidir. Tarihçinin durduğu yer tarihsel olayların ortaya konmasında çok önemlidir. Bu yüzden tarihçi adaletli olmak gibi bir ahlaki duruşa sahip olmalı, her türlü ideolojik yönelimden uzak durmalıdır.
____________

1 -Merriam Webster, Unabridged Dictionary
2- bkz.Heredot Tarihi., türkçesi, Müntekim Ökmen, İstanbul 1983
3 -Bu konu, yakında yayınlanacak olan “Kültür Üzerine Notlar-Felsefi Antropoloji-“ adlı eserimde detaylı olarak incelenmiştir.
4- Cassirer Ernst, An Essay On Man, shf.172-173,Yale Üniversity press, 1974
5-Her insanın bir fiziksel yaşı bir de mensup olduğu sosyal yapıya nispeten bilinen tarihsel yaşı vardır. Bu yaş kimi kere bin yıllarla ifade edilebilir.6 -Cassirer, a.g.e shf.173
7 -Cassirer, a.g.e,shf.173
8 – Cassirer, a.g.e,shf.174
9 -Cassirer, a.g.e,shf.175
10 – Cassirer,a.g.e,shf.177
11 Cassirer,a.g.e,shf.177
12 -Cassirer,a.g.e,shf.
13 – Cassirer, a.g.e 191
14 – Cassirer,a.g.e,shf.191
15 -Tarihçi Niebuhr da aynı yaklaşımları savunmaktadır.

Kaynakça
Cassirer Ernst, An Essay on Man, Yale Üniversity press, 1974
Collingwood R.G., Tarih Tasarımı, çev.Kurtuluş Dinçer,İst. 1996
Heredot Tarihi., Türkçesi, Müntekim Ökmen, İstanbul 1983

Bir yanıt yazın