musibet1
Toplumsal yasalarla ilgili çalışma ve tespitler daha çok İslam düşüncesinde gelişmeliydi. Çünkü Kur’an-ı Kerim gerek iman edenlerin davranışları ve takındıkları tavırlardan, gerek inanmayanların davranış ve takındıkları tavırlardan söz ederken ve yer verdiği kıssalarda toplumsal yasalara işaret etmektedir. Ne var ki Müslümanlar zamanla Kur’anı anlayarak okuma ve anlatılanlar üzerinde derin derin düşünme yerine anlamadan okuyup sevap kazanma, kıssalarını da israiliyat kültürüyle izah etmeye yönelmişler. Özellikle toplumsal problemler kaderci bir anlayışla izah edilmeye başlanmıştır. Bu alanda bir problemle karşılaşıldığında: “Allah’ın takdiri… Allah ne dilemişse o olur…” gibi cümlelerle izah edilmiştir. Yapılan, bir izah değilse de daha bir dindarlık olarak kabul edilmiştir. Artık sade ve anlaşılır din, gizemlere ve bilinmezliklere gömülmüştür.
Âlimlerin tamamının böyle bir anlayışa saptıklarını söylemek istemiyorum. Anlatmak istediğim, çeyrek âlimlerin, daha tutarlı bir ifade ile âlim kılığındaki cahillerin artık toplumlara rehberlik etmeye başlamalarıdır ve ne yazık hâlâ bunu aşamadık.
Müslümanlar, kendilerini bir ümmetin mensubu olarak hissettikleri dönemlerde durum böyleydi. Milletleşme ve ulusallaşma dönemi başladıktan sonra olumsuzlukların sebebi artık dış güçler veya diğer kavimlerden olan Müslümanlar gösterilmiştir. Millet artık dokunulmazdır. Milletin bir kusurunu söylersen ancak o milletin yararını hedeflediğini muhataba çok net bit şekilde hissettirmen gerekir.
Musibet şayet bireysel ise kişinin yaptıkları sebebiyle de olabilir, kişinin hiçbir dahli olmadan da gerçekleşmiş olabilir. Musibeti sebebi hangisi olursa olsun kişi için imtihan aracıdır. Kuşkusuz imtihan aracı olma sadece musibetler için değil, nimetler için de geçerlidir. Toplumun geneline isabet eden musibetlere gelince Yüce Allah Kur’an’da: “Başınıza her ne musibet gelirse mutlaka yaptıklarınız sebebiyledir,” buyurulmaktadır.
Ayet çoğul kipini kullandığı için bununla toplumun genelini ilgilendiren musibetlerin kastedildiğini düşünüyorum.
Toplumsal musibetleri iki kısma ayırmak mümkündür:
a. Toplumun helaki ile sonuçlanan musibetler. Bu mesele konumuz dışındadır.
b. Toplumun tamamının helaki ile sonuçlanmayan kısmî ölümler veya cezalandırmalarla sonuçlanan musibetler.
Dikkat çekmek gerekir ki günümüzde toplumlar iç içe girmiş ve mesela korona virüs gibi bulaşıcı hastalıklar açısından neredeyse insanlığın tamamı tek toplum haline gelmiştir.
Bu tür musibetler toplumda işlenen suçlar nev’indendir. İnsanlar yediklerine dikkat etmez, hijyene ve hastalık öncesi kurallara riayet etmez, tabiatı kirletir ekolojik dengeyi bozarlarsa bulaşıcı hastalıklarla karşı karşıya gelirler.
Trafik kurallarına riayet etmez, yönetimler yolların alt yapısını oluşturmaz ve denetimlerini yeterince yapmazlarsa trafikte can kaybı artar genel bir musibet haline gelir.
Yönetimler fay hatlarının bulunduğu bölgelere imar izni verir, inşaatlar konusunda gerekli tedbirleri almaz, inşaatı yapanlar yanlış yahut eksik malzeme kullanırlarsa depremde can kaybı çok olur.
Bir toplumda özellikle hakim ırk, ırkçılık yaparsa başka ırkları, ırkçılığa; hakim sınıf sınıfçılığı öne çıkarırsa diğer sınıflar da sınıfçılık yapmaya yönelirler; hâkim sınıf mezhepçilik yaparsa diğer mezhep mensupları da mezhepçilik yaparlar.
Bu konularda hiçbir suçu olmayan kimselerin de cezalandırılmış olmalarını âdil bulmayanlar olabilir. Hatta bu gibi durumlarda aslında Allah’ın adil olmadığını açıkça dile getirenler vardır.
Bu açıdan meseleye bakışımız ne olmalıdır?
Sosyal meselelerde herkesi tatmin edecek cevaplar vermek neredeyse imkânsızdır. Şahsen bu güne kadar okuyup anladıklarım doğrultusunda cevabım şudur:
Her şeyden önce İslam’a bilerek inanmış kişi açısından hayat, bu dünya hayatından ibaret değildir. Bu dünya hayatında haksızlığa uğramış kişi, öbür dünyada bunun karşılığını alacaktır.
Değinmek istediğim ikinci husus; kişi, ister yaşadığı topluma karşı ve ister insanlık toplumuna karşı gücü ve imkânları nispetinde iyiliği emretmek ve kötülüklerden sakındırmakla görevlidir. Bu görevini yapmamışsa toplumun başına gelen musibetten kendisi de sorumludur. Ama görevini yapmış ve o musibetten zarar görmüşse yaptığının karşılığını ahirette görecektir.
Evreni mükemmel bir denge ile yaratmış olan Allah insanın amelleriyle bu amellerin karşılığı arasında dengeyi ihmal etmiş olamaz. İşte bunun için ahirete zorunlu ihtiyaç vardır. Değilse, zulmetmiş kişi yaptığı zulmün karşılığını, zulme uğramış kişi de uğradığı mazlumiyetin karşılığını görmemiş olur
Not: Korona virüsünün Amerika tarafından üretilip Çin’e bulaştırıldığı yaygın bir iddiadır. Hele şu sıralar Amerika ile yeni ve ciddi bir problemimiz çıkarsa bu iddia mutlak hakikat olarak algılanır.
Virüsün yapısı ve saire gibi bilimsel hususlar benim anladığım şeyler değildir.
Amerika’nın koronadan daha tehlikeli bir virüs olduğunda şüphem yoktur. Şayet bu virüs Amerikalılar tarafından üretilmiş bir virüs olsaydı ilacı da onlar tarafından zamanında bulunmuş olmalıydı ki virüsle Çin ve diğer devletlerin ekonomisini vurduktan sonra bu ilacı piyasaya sürer bir taşla iki kuş vururdu.

Bir yanıt yazın