hadislerle-ummet-kavrami-yusuf-ziya-keskin-560x320

Bir kavram sancısı

Belki de bu alemin en çok duyulan, umulana ulaşılamayan veya etrafında fırtınalar koparılan bir kavramlarından biridir ümmet kavramı. Kimi “ulus değil ümmet olacakmışız” diye kendince alay eder. Kimi bu kavramın kutsal bir birlikteliğe çağırdığını söyler. Kimi kavramı çok abartır, kimi hafife alır. Belki de sıradan bir kullanımı vardır ve biz çok şey umuyoruz veya çok şey içeriyor ama biz içini dolduramıyoruz.

Bilineni tekrarlayacak olursak, ümmet Arapça “e-me-me” kökünden geliyor; bir şeye yönelmeyi, amaç etrafında toplanmayı, önderlik etrafında bir araya gelmeyi veya millet olmayı, cemaat olmayı, bir nesil birlikteliğini de içeriyor. Anne “ümm” ve lider/önder anlamını içeren “imam” kelimeleri de bu kökten türemektedir.

Ümmet ifadesi statik değil canlı bir yapıyı izah eder. Haliyle, ümmet, ortak bir kökene sahip ve ortak bir amaç uğruna bir liderin veya bir hedefin peşinde olan bir topluluğu anlatır.

Bazen İbrahim peygamber örneğinde olduğu gibi bir tek şahsı anlatır. “İbrahim tek başına bir ümmet idi” denir ve onun insanlık için ortaya koyduğu irade ve mücadeleye dikkat çekilir.

İnsanlık için en geniş anlamıyla ümmet, peygamberin çağrısına muhatap olan, inanan veya inanmayan tüm insanlık topluluğunu kapsar.

Ümmet her türlü canlılar topluluğunu da anlatabilmektedir. Mesela “yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, karada yürüyen, denizde yüzen, kanatlarıyla uçan, sizin gibi bir ümmet (topluluk) olmasın” anlamındaki ayetin öğrettiği gibi…Yalnız kuşlar dahil her canlı topluluğu da bir lider etrafında bir araya gelerek sosyal yapılarını devam ettirir…

Mesela kışın bir yerde, kış çıkınca başka bir yerde yaşam sürmeyi amaçlayan göçmen kuşlar topluluğunu ele alalım; bir liderin öncülüğünde, belli bir nizamla uçar, hedeflerine ulaşır, geçirmeleri gereken vakti geçirir, sonra aynı şekilde geri dönerler. Karıncalar birlikte yerin derinliklerine sistemli yollarla bir yuva kazar oraya belli bir sistem dahilinde yiyecek depolar, bir yiyecek alanı bulduklarında haberleşirler… Bal arıları kolonilerine saldıran büyük arılara karşı birlikte hareket eder, onun bütün bedenini birlikte sararak etkisiz hale getirirler. Bal arılarının kraliçe arısının görevi koloninin gelişmesini-devamlılığını sağlamak ve salgıladığı feromonlarla koloni içerisindeki düzeni ve birlikteliği devam ettirmektir.

Elbette özelde Müslümanları izah eden “siz insanlar arasında çıkarılmış bir ümmetsiniz” ayetindeki gibi bir inanç ve din bağı etrafında bir araya gelmeyi, bütün insanlığa önderlik, liderlik edebilmeyi de anlatır. Veya aslında bütün insanlar bir ümmettir; hani “bütün insanlar bir tek ümmet idi” denir. Yani kelime olarak ümmet, bir topluluğu, insanlar topluluğunu, hayvanlar topluluğunu anlatmak için kullanılır.

Yine Müslümanların özelinde ümmet kavramını değerlendirirken, lider etrafında bir araya gelmek anlamıyla baktığımızda, tamamlayıcı unsur liderliktir diyebiliriz. Bu durumda hilafet makamı veya onun yerine geliştirilebilecek bir sistem, ümmetin oluşmasında tamamlayıcı olacaktır. Müslümanların bir halife etrafında birlikteliği oluşmadığına, onun yerine geçecek bir sistem geliştirilmediğine göre ümmet olmak ifadesi de boşlukta kalmaktadır. Ümmetin oluşması için hilafete gerek yoktur diyen olabilir ancak böyle bir liderlik etrafında ortak amaca hizmet edilmediğinde sadece duygusal bir beklenti oluşur. Nitekim Müslüman çoğunluğun devlet olduğu her bir ülke, kendi “ülke ümmetini” oluşturmuş ve diğer Müslümanlarla, duygusal bağların ötesinde kopukturlar. Bugün kullanılan ümmet kavramının, beklentileri karşılaması mümkün değildir. Müslüman ve o konuda gayretleri olanların dışında, bir ümmet ve kardeşlik bağından bahsedilse bile boşluktadır.

Bugün din temelinde Hristiyanların Katolik kolu Papa etrafında kendi ümmet bağını pekiştiren tek kesimdir diyebiliriz. Bir döneme kadar Hilafet makamı vardı, Halifenin söylediğini dikkate alan, dünya üzerinde bir kitle vardı ve Müslümanların da fiili olarak ümmet kavramı canlıydı. Şimdi Müslümanlar ancak ölü bir ümmet kavramından konuşmaktadırlar; haliyle ancak duygusal ve sembolik bir ümmet kavramından bahsedilebilir.

Kuran bütünlüğü içinde baktığımızda ümmet kavramı için şu maddeler yazılabilir.

Aleme şümul anlamıyla; bütün insanlar bir ümmettir.

Her peygamberin kendisine inananlar anlamında bir ümmetinden bahsedilir; Musa’nın ümmeti, İsa’nın ümmeti gibi…

“Vasat ümmet” ve “en hayırlı ümmet” diye adlandırılarak öne çıkarılan ve bütün insanlığa örnek olması istenen İslam ümmeti…

Tarihi süreç dikkate alınarak bakıldığında…

Medine sözleşmesiyle gündeme gelen ve Resulullah’ın liderliğinde oluşan birliktelik hem siyasi hem dini bir topluluktur. Yani Medine sözleşmesi çatısı altında gerçekleşen bir topluluk, ümmet vardı.

Rasulullah’tan sonra halifelik dönemi başladı ve bu halifelerin etrafında gerçekleşen bir birliktelik ve topluluk oluştu. Bu toplulukta İslam Ümmeti olarak anıldı.

Sultanlar döneminde, sultanlardan halife olarak da bahsedildi ve yine bir çatı altında gerçekleştiği söylenebilecek bir topluluk vardı. Ulus devletler ve her bir kavmin yaşadığı milliyetçilik akımlarıyla, tek siyasi çatı altında anılan bir Müslümanlar birliğinden bahsedilemez oldu.

Kısaca dün halife/sultan liderliğinde bir ümmetten bahsediliyordu ancak bugün Müslümanlar arasında siyasi bir birliktelik ve o birlikteliği temsil eden bir lider, kurum yok. Sembolik bir değeri olan, duygusal bir ümmet kavramı etrafında konuşuluyor. Gizemli bir manevi havası var kavramın. Ortak bir kültür birlikteliğinden bile bahsetmek zor.

Yeniden bir ümmetten bahsedebilmek için özellikle ortak siyasi liderliğin tesis edilmesi gerekiyor. Bu liderlik için İslam İş birliği Teşkilatı yetersiz kalmaktadır.

Bütün küresel siyasi gelişmeler Müslümanları her alanda birbirlerinden koparmayı hedeflemektedir. Bütün yer altı ve yer üstü zenginliklerine rağmen, bireysel iktidar hırslarına tapan liderlikler oluşturulması, aşırı coğrafi parçalanmışlık, aile bağlarının zayıflatılması, hepsi Müslümanların ortak bir liderlik oluşturmamaları için desteklenmektedir. Hatta ümmet kavramı üzerinden Türkiye dahil nice memlekette parçalayıcı, fitne büyütücü adımlar doğuracak tartışmalar yaşanmaktadır. Mesela Türkiye üzerinde müslim-gayrı müslim, ideolojik bütün gruplar, mezhepler ortak birliktelik çatısı altında bir ve beraber olduklarında ve bu siyasi anlamda bir ümmet olma halidir fakat ümmet kavramına karşı geliştirilen çatışmacı dil bir şekilde beslenmekte ve bir, yekvücut olma süreçleri sürekli baltalanmaktadır. Zira eğer gerçek anlamıyla o birliktelik sağlanabilirse, ümmet bereketli bir birlikteliktir ve gelişen küresel tanrıyı oynayan sistemin egemen olması için bu bereketli birlikteliğe mâni olunmaktadır. Bunun için de ümmet ifadesi, her şeyiyle ayın düşünen, aynı davranan dar ve ötekileştirici bir kesimi ifade eden kavram gibi ele alınmaktadır.

Bugün ümmet diyebileceğimiz bir birliktelik yoktur. O birlikteliğin olmazsa olmazı liderliği yoktur. Ümmet en geniş anlamıyla değil en dar anlamıyla tartışılsın diye fitneler canlı tutulmaktadır. Kendi içinde canlı olan ümmet ifadesi can bulduğu kaynağından koparılmaktadır. Belki türediği kök Arapça olduğu için özellikle ülkemizde bu kavram ötekileştirilmektedir.

Galiba formülü yeniden düşünmek gerekiyor. Birileri, üzerinde düşünmeyelim, birbirimize düşelim ve kendileri dünyayı istedikleri gayyaya sürükleyebilsinler diye uğraşıyor. Kıtlık, susuzluk, iklim değişikliği gibi her veriyi, insanlık birlikteliğini ve sürdürülebilirliğini sağlayan formülü işlemez hale getirmek için kullanıyorlar ve kullanacaklar. Tanrılıklarını ilan edenler veya Tanrıyı kıyamete zorlayalım diyenler oyun kurucusu, geri kalanlar figüran ve figüranlar başta ümmet olmak üzere insanlığın faydasına öğretilen bütün kavramları anlamsızlaştırmak istiyor. Bize gelince hala dar anlamda ümmet bilinci denemeleri yapmaya devam ediyoruz. Oysa tehlike büyük! Gazze özelinde devreye alınan senaryoya bakın; kendilerine karşı olan her kim varsa yok etmenin peşindeler.

Ümmet üretken, canlı, sürekli gelişmeye, insanlığı kapsamaya yönelik bir kavram… Neden böyle düşünüyorum, ana olmak üretken olmaktır, güçlü ve zayıf yönleri tespit edip tavır geliştirebilmektir. Yeni hedefler, çağın anlayacağı bir üslup üretebilmektir. Müslümanlar bu üretkenliği, canlılığı, sürekli gelişme istidadını, kapsayıcı olmayı başaracak fertler olarak kendimizi yetiştirebiliyor veya geliştirebiliyor muyuz?

Ümmet bir kavram olarak çok sancı çekiyor ancak galiba biz bu sancının sağlıklı bir doğuma yönelebilmesi için sahanın gerektirdiği bilgi, kararlılık ve samimiyete yeterince sahip değiliz hatta uğraşlarımızın, görmek için yeterince çabalamadığımız nakisaları var.

Bir yanıt yazın