Türkiye’de bilimin ideolojik sunumu: Egemen-pozitivist paradigma çerçevesinde felsefe tarihçiliği”
Ernst von Aster – Macit Gökberk Üzerine Bir Değerlendirme

Giriş
Macit Gökberk’in Felsefe Tarihi adlı kitabı, Cumhuriyet döneminde Türkiye’de felsefe eğitiminin en önemli kaynaklarından biri olmuştur. Kitap uzun yıllar üniversitelerde temel ders kitabı olarak okutulmuş ve Türkiye’de felsefe tarihçiliğinin algısını belirlemiştir. Ancak Gökberk’in hocası Ernst von Aster’in Geschichte der Philosophie adlı kitabı ile yan yana konulduğunda, iki eser arasındaki benzerliklerin yanında ciddi farklılıklar da ortaya çıkar. En dikkat çekici fark, İslam felsefesinin konumu üzerinedir: Aster’de İslam filozoflarına özel bir bölüm ayrılmışken, Gökberk’in kitabında İslam filozoflarının adı dahi geçmez.
Aster’in Bilimsel Tutumu: İslam Felsefesi Bir Halkadır
Ernst von Aster, kitabında Ortaçağ felsefesini aktarırken İslam düşüncesini görmezden gelmez. Tam tersine, felsefe tarihini Antik Yunan – İslam – Latin Hristiyan zinciri içinde bir bütün olarak görür.
Aster’den örnekler:
“Farabi, Aristoteles’in mantığını sistematik bir bütünlük içinde yeniden inşa etmeye çalışmıştır.” (Aster, 1933, s. 143)
“İbn Sina’nın metafiziği, yalnızca Ortaçağ Skolastiğini değil, Dante’nin kozmolojisini de derinden etkilemiştir.” (s. 152)
“Thomas von Aquino’nun Aristoteles bilgisi, büyük ölçüde Arap yorumcuları aracılığıyla ona ulaşmıştır. Bu aktarımda İbn Rüşd merkezi bir rol oynamıştır.” (s. 161)
Gökberk’in İdeolojik Tercihi: Zincirin Koparılması

Macit Gökberk’in Felsefe Tarihi kitabında ise bu zincir koparılır. Ortaçağ düşüncesi, doğrudan Yunan’dan Hristiyan skolastiğine bağlanır. İslam filozoflarına hiç değinilmez.
Gökberk’ten örnekler:
“Ortaçağ felsefesinin en yüksek sentezini Thomas Aquinas meydana getirmiştir. O, Aristoteles’in felsefesini Hristiyan dogmasıyla uzlaştırmıştır.” (Gökberk, 1985, s. 162)
“Thomas, Hristiyan inancı ile akıl arasında tam bir uyum sağladığını göstermiştir.” (s. 164)
Aster – Gökberk İlişkisi
Bu farklılığı daha da çarpıcı kılan şey, Macit Gökberk’in Berlin’de Ernst von Aster’in öğrencisi olmasıdır. Aster’in derslerinde İslam filozoflarının anlatılmamış olması imkânsızdır. Dolayısıyla Gökberk, bu geleneği biliyordu. Buna rağmen kitabında İslam felsefesine hiç yer vermemesi, bilimsel değil, ideolojik bir tercihin ürünüdür. Cumhuriyet’in erken döneminde felsefe tarihi yazımı, Batı uygarlığını kesintisiz bir çizgi olarak sunma amacına göre şekillenmişti. İslam felsefesi bu çizgide bir “ara halka” değil, “kopması gereken bir halka” olarak görülüyordu.
Egemen-Pozitivist Paradigma ve Bilimin Şekillendirilmesi
Bu durumu yalnızca bireysel bir tercih değil, dönemin egemen-pozitivist paradigmasının dayatması olarak görmek gerekir. Cumhuriyet’in kuruluş döneminde bilim, pozitivist bir dünya görüşü çerçevesinde yeniden inşa edilmeye çalışılmıştır. Bu anlayışta bilim, yalnızca Batı’daki modern, deneysel-pozitivist çizgiye indirgenmiştir. Diğer bilgi biçimleri (örneğin İslam felsefesi, tasavvuf, Doğu düşüncesi) bilim dışı sayılarak, ders kitaplarından ve resmi tarih yazımından dışarı atılmıştır. Felsefe tarihi yazımı da bu bağlamda şekillendirilmiş, Gökberk’in eseri bu paradigmanın etkisi altında kalmıştır.
Türkiye’de Bilimin İdeolojik Sunumu
Türkiye’de bilimsel tutumun istisna, ideolojik tavrın ise kural hâline gelmiş olması, felsefe tarihçiliği bağlamında da gözlemlenebilir. Batı’da bilimsel olmayan yaklaşımlar daha çok istisna iken, bizde bilimsel tutum istisna seviyesine düşmüştür.
Bu farkın kökeni birkaç düzlemde aranmalıdır:
Tarihsel bağlam: Batı’da bilim, Rönesans’tan Aydınlanma’ya uzanan uzun süreçlerde kurumsallaşmış ve özerklik kazanmıştır. Türkiye’de ise modern bilim, Tanzimat’tan itibaren ve özellikle Cumhuriyet’le birlikte, devlet eliyle ithal edilmiş ve ideolojik bir projenin parçası olarak kurgulanmıştır.
Kompleks ve geri kalmışlık hissi: Batı’nın üstünlüğü karşısında duyulan eziklik, bilimi ideolojik bir kapışmanın aracına dönüştürmüştür. Bu nedenle bilim, hakikati olduğu gibi araştırmak yerine, Batı’ya yetişme ya da Batı’ya karşı konumlanma kaygısıyla ele alınmıştır.
Bilimsel özerklik sorunu: Batı’da akademi, kilise ve devlet baskısından kurtularak özerkleşmişti. Türkiye’de ise akademi, devlet ideolojisinin parçası hâline gelmiş, bilimsel namus yerine ideolojik bağlılık ön plana çıkmıştır.
Egemen-pozitivist paradigma: Cumhuriyet’in erken döneminde pozitivist-milliyetçi paradigma, bilimi tek meşru bilgi biçimi olarak tanımlamış ve tüm akademik üretimi bu eksende biçimlendirmiştir. Böylece felsefe tarihi yazımı da bu paradigmanın çerçevesinde, İslam felsefesini dışlayan bir kurguya dönüşmüştür.
Bu nedenle Ernst von Aster ile Macit Gökberk arasındaki fark yalnızca bireysel değil, aynı zamanda yapısal ve tarihsel bir farktır. Aster, bilimsel namus gereği İslam felsefesine hakkını teslim etmiş; Gökberk ise, aynı geleneği bilmesine rağmen, egemen-pozitivist paradigmaya bağlı kalarak İslam felsefesini dışlamıştır.
Sonuç
Ernst von Aster ile Macit Gökberk arasındaki fark, sadece yöntem veya üslup farkı değildir. Bu fark, bilimsel namus ile ideolojik tercih arasındaki gerilimi çok net biçimde gösterir. Aster, tarihsel sürekliliği koruyan, İslam filozoflarını Batı felsefesinin asli parçası olarak gören bir bilim insanıdır. Gökberk ise hocasından öğrendiği bilgileri daraltarak, İslam felsefesini dışarıda bırakan ideolojik bir çizgi izlemiştir. Dolayısıyla Gökberk’in Felsefe Tarihi kitabı, sadece bir felsefe tarihi değil; aynı zamanda erken Cumhuriyet’in egemen-pozitivist paradigmasının felsefe tarihçiliğine yansıyan bir belgesidir.
Dipnotlar
1.Ernst von Aster, Geschichte der Philosophie, 4. Baskı, Berlin: de Gruyter, 1933, s. 143.
2.A.g.e., s. 152.
3.A.g.e., s. 161.
4.Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, 12. Baskı, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1985, s. 162.
5.A.g.e., s. 164.
Kaynakça
Aster, Ernst von. Geschichte der Philosophie. 4. Baskı. Berlin: de Gruyter, 1933.
Gökberk, Macit. Felsefe Tarihi. 12. Baskı. İstanbul: Remzi Kitabevi, 1985.
