Vesvese

Vesvese tasvib edilmemiş, genel olarak uzak durulması gerektiği belirtilmiştir. Bilhassa vesvese ile ilgili bütün âyetlerde vesvesenin şeytandan geldiğine işaret buyrulmuştur. İslâm vesveseden sakınmayı istemiştir. Çünkü vesvese faydalı değil, zararlı olan bir şeydir. Vesveseye kapılan insan, ibâdetlerinde yanılır, çeşitli hatalara düşer ve haz alamaz. Vesvese insanı yanlış ve bâtıl yollara saptırır. Hatta vesvesenin neticesinde insan aklî dengesini bile kaybedebilir. Fobi, takıntı, şizofreni, paranoya gibi kavramların tümü dinî literatürde “vesvese” ve “evham” ile izah edilmektedir. Akıl, kalb; hakkın, hidayetin, doğrunun merkezi olduğu için hep güzel, doğru ve ebedi olanı tercih eder. Nefis ise, hoşuna giden her şeyi, arzuladığı şeyleri, doğru ve yanlış ayrımı gözetmeksizin ister. Bu nedenle kalp meleğin ilhamını alan merkez, nefis ise şeytanın telkinlerini alan merkez olarak kabul edilir. İnsanın asıl görevi ise, nefis ve şeytan ile mücadele edip kalp ve ruhun isteği doğrultusunda hareket etmesidir.

Akıldan geçen düşüncelerin inancına zarar verdiğini düşünerek kalben ıstıraba düşerse vesvese zararlı hâle gelir. Şeytan vesvese verir, ancak kişiyi zorlayamaz. Aslında şeytanın hilesi zayıftır. “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise bâtıl dava uğrunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphe yok ki şeytanın planı (tuzağı) daima zayıftır.”(Nisa 4/76). Ayrıca şeytanın müminleri zorlama gücü de yoktur. “Allah’ın hükmü yerine getirilince şeytan şöyle der: “Şüphesiz Allah size gerçek bir vaadde bulunmuştu; ben de size bir söz verdim ama sözümde durmadım. Aslında benim sizi zorlayacak gücüm yoktu; benim yaptığım size çağrıda bulunmaktan ibaretti; siz de benim çağrıma uydunuz.” (İbrâhîm 14/22).

Vesvese/visvâs “fısıldama, kötü telkinde bulunma, karışık sözler söyleme, kuşkulanma”; aynı kökten vesvâs “insanın içine doğan zararlı uyarıcı, kötü duygu ve düşünce, telkin, şüphe, fısıltı, evham” gibi mânalara gelmektedir. Dinî terminolojide vesvese/visvâs, “şeytanın veya nefsin insana kötü ve zararlı telkinde bulunması, şeytandan yahut nefisten gelen, insanı dine aykırı aşırı davranışlara yönelten telkin”; vesvâs “şeytan, şeytanın insanın içine attığı saptırıcı dürtü, faydasız söz, şüphe ve tereddüt” anlamlarında kullanılır. Modern psikiyatride yine vesveseye yakın anlamda kullanılan obsesyon “irade dışı gelen, kişiyi tedirgin eden, bilinçli çaba ile uzaklaştırılamayan düşünceler” şeklinde tanımlanır. (DİA). Vesvese kavramı Kur’an’da beş âyette geçmektedir. (Ar’âf 7/20, Tâhâ 20/120, Nas 114/5, Kāf 50/16-17,Nas 114/4).

Peygamberimiz vesveseler karşısında telaşlanılmaması gerektiğini öğütlemiş, bu durumun imana zarar vermeyeceğini, bilakis bunun halis ve kuvvetli imanın bir belirtisi olduğunu vurgulamıştır.(Müslim, Îmân, 209). Başka bir rivayette ise aynı soruya, “Şeytanın hilesini vesveseye çeviren Allah”a hamdolsun.”(Ebû Dâvûd, Edeb, 108) şeklinde karşılık vermiştir. Şeytan bütün konularda müslümanları hak yoldan saptırmak ister. Bu bakımdan şeytanın müminlere en çok vesvese verdiği nokta iman ile ilgili hususlardaki telkinleridir. Nitekim şeytanın insana telkin ettiği vesveselerden bazıları, Allah”ın zâtı ve sıfatları hakkında düşünülmesi ve söylenilmesi iyi olmayan hatta insanı şirke götürebilecek düşüncelerdir. Mücerret hakikatleri ve metafizik gerçekleri tam mânâsıyla kavrayamayan ve idrak edemeyen birçok insan, çoğu zaman şeytanın bu tür vesveselerine maruz kalmaktadır. “Sizden herhangi birinize şeytan gelir ve “Şunu böyle kim yarattı? (Şunu) böyle kim yarattı?” en sonunda, “Rabbini kim yarattı?” diye sorar(ak sürekli vesvese verir). İş bu raddeye gelince o kişi derhâl (şeytandan) Allah”a sığınsın ve (vesvesesine) hemen son versin! ”. (Buhârî, Bed”ü”l-halk, 11). Vesveseyi devam ettirmek giderek artmasını sağlar ve sahibini zamanla tamamen etkisi altına alır.

Şeytan, iman ile ilgili konularda insana vesvese verdiği gibi, başta temizlik ve ibadetler olmak üzere birçok konuda insana vesvese vererek yapılan amelin bazen tamamen ifsat olmasına, bazen de eksik olduğu kanısını uyandırarak aynı fiilin tekrar tekrar yapılmasına sebebiyet verir. Böylece şüpheye düşen kişi yaptığı bir şeyi yapmadığını zanneder yahut eksik yaptığını düşünerek tereddüt içerisine girer. Söz gelimi abdestinin olup olmadığı, namazı tam kılıp kılmadığı, gusülde tüm bedeninin yıkanıp yıkanmadığı gibi konularda hep kararsız kalır ve tereddütler yaşar. Böylece defalarca aynı işi yapar ve sonuçta zarar görür. Peygamberimiz abdestin nasıl alınacağı kendisine sorulduğunda, abdest azalarınin üçer defa yıkanması gerektiğini göstermiş ve “işte abdest budur, kim üçten fazla yıkarsa haddi aşmış olur ” (İbn Mâce, Tahâret, 48) diyerek insanların aşırılıktan uzak durulması gerektiğini belirtmiştir. Bu konularda şüpheden kurtulmak için, bu tür ayrıntılara fazla takılmamak, ibadetin farzlarını öne çıkarmak ve ekser kanaate, hangi taraf ağır basıyorsa ona göre hareket etmek gerekir. Ayrıca sürekli yapılan bir işte insan zaman içerisinde belli bir meleke, alışkanlık kazanmakta, kişi o işi yaparken farklı şeyler düşünse bile vücut o işi otomatik olarak yapmaktadır.

Namazda kalbi niyet farzdır. Niyeti gereğinden fazla uzatıp imama uymakta gecikmek, rüku ve secdelerde daha fazla dua etmek amacıyla imama uymayı geciktirmek yanlıştır. Hâlbuki imama uymak farzdır. Kur’an okurken tecvid kurallarına ve makamla okumaya aşırı değer vererek, manayı gözardı etmek; Oruç ibadetinde yeme içme konusundaki hassasiyeti insan hakları ve nefis terbiyesi konusunda gözetmemek, iftar ve sahurlarda aşırıya kaçmak; Hac ibadetini yaparken ibadetin rükunlarını önemsediği hâlde, insanlara eziyet etmeyi, başkalarını zor duruma sokup kardeşliği zedelemesi doğru değildir. Bu tür davranışlar kişiyi vesvese sâhibi yapar. Vesvese sâhibi insan bunları yapmak için ibadetin aslından, özünden uzaklaşır. Sosyal hayatta da önemli konuları bırakıp, teferruatla, tali, ikinci hatta üçüncü konuları önemsemek dostluğu ve arkadaşlığı yok edebilir. İslâm sosyal bir dindir ve insanlar arası ilişkileri, kul hakkını çok önemser. Esas olan insanlar hakkında kesin bilgi olmadığı sürece olumlu düşünmek, hüsn-i zan beslemektir. Sosyal iliskilerin güzel bir şekilde devam etmesi önemlidir.

İnsanların vesveseye düştüğü konulardan biride yiyecek ve içeceklerdir. “Bazı sahâbîler, Rasûlullah”a gelerek, “Ey Allah”ın Rasûlü! Bazı kimseler bize et getiriyor. Onların bu hayvanları keserken Allah”ın ismini anıp anmadıklarını (besmele) bilmiyoruz.” derler. Rasûlullah da, “Bismillah deyin ve onu yiyin.” (İbni Mâce, Zebâih, 4) buyurmuştur. “Bugün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir.” (Mâide, 5/5). Açık bir bilgi yok ve yenilecek şey haram değilse yenilip içilmesinde sakınca yoktur. Gereksiz şüphelere kapılmak yersizdir. İnsanın, arzu ve iradesi dışında, içinden geçirdiği, aklına gelen kötü şeylerin hükmü yoktur. Peygamber (sav), “Allah, dilleri ile söylemedikçe —yahut fiiliyata dökmedikçe— ümmetimi, gönüllerinden geçirdikleri şeylerden dolayı hoşgörür (hesaba çekmez).” (Müslim, Îmân, 201) buyurmuştur. Burada şu ayrıntıya da dikkat etmek gerekiyor ki; nasıl olsa içimden kötü düşünceler geçirip yapmadığım sürece sevap alırım düşüncesiyle hareket etmek te doğru değildir. Zîra sürekli aynı konuyu düşünmek, konu ile aşırı meşgul olmak kişinin o vesveseye mağlup olup sorumluluk altına girmesi ihtimalini de doğurabilir.

Vesvese aşırı ve hastalık derecesinde değilse, kişide merak duygusu uyandırıp araştırmaya sevk etmesi ve böylece imanını taklitten tahkike çıkartması bakımından kişiyi olumlu yönde etkileyebilir. Her duyduğunu değerlendirmeden, gerektiği halde araştırmadan kabul etmek yanlıştır. Olaylara eleştirel gözle yaklaşmak insanı tahkike, araştırmaya sevk eder. Eleştiri, yerinde ve kıvamında olmalı, gerçeğin ortaya çıkması için yapılmalıdır. Aksi halde aşırı eleştiri, güven bunalımı oluşturur ve insanı vesveseye götürür. Vesvese hastalık derecesesine gelirse insanı psikolojik olarak hasta eder. Vesveseli kişi, sürekli kendisiyle savaş hâlindedir ve huzursuzdur. Takıldığı konu önemsenmez ise küçülür ve zamanla yok olup gider. Kaynağı ve mahiyeti bilinirse kaybolur, bilinmezse kalbe yerleşir ve etkisini sürekli artırır. Doğru ve hakikatte devamlı olup, Allah’a sığınırsak vesveseden kurtuluruz.

Bir yanıt yazın