Puslu Havada Nasıl Bir Duruşa İhtiyacımız var
Ortadoğu coğrafyası, tarihinin en ağır sarsıntılarından birini yaşarken; Filistin’de yükselen çığlıklar, Yemen’de derinleşen insani trajediler ve bölgesel fay hatlarını zorlayan gerilimler her geçen gün yeni yıkımlara kapı aralamaktadır. Böyle bir vasatta, adalet ve basiret üzerine kurulu bağımsız bir aklın ikamesi gerekirken, ne yazık ki kitlelerin manipülatif söylemler ve savaş çığrtkanlıkları üzerinden kutuplaştırıldığına şahit oluyoruz.
Coğrafyamızın geleceğini ve ümmet bilincini tehdit eden bu sürece dair ilkesel duruşumuz şu üç temel esas üzerinde biçimlenmelidir.
1. Savunma sanayiinde elde edilen teknolojik birikim ve askeri imkânlar, bir ülkenin caydırıcılığı açısından şüphesiz kıymetlidir. Ancak teknolojik ve askeri güç, tek başına bir vizyon değil; adaletle yönetilmesi gereken ağır bir sorumluluktur. İnsansız hava araçları veya benzeri ileri savunma teknolojilerinin coğrafyamız içi çatışmalara, komşu halklar arası gerilimlere taraf veya araç kılınması fikri, bölge barışına sürdürülebilir bir katkı sunmayacaktır. Güç, kardeş halklar arasında bir kılıç olarak değil; küresel adaletsizliklere ve işgallere karşı bir kalkan olarak anlam kazanır.
2. Tarihsel tecrübelerimiz göstermiştir ki, coğrafyamıza yönelik müdahaleler ve iç çatışmalar çoğu zaman kurgulanmış korkular üzerinden meşrulaştırılır. Toplumsal hafızaya yerleştirilmeye çalışılan temelsiz tehdit algıları, mezhebi ve siyasi ayrışmaları körüklemekten başka bir işe yaramamaktadır. Kitleleri manipüle eden bu dil; bir yandan coğrafyamızı parçalayan küresel odakların ekmeğine yağ sürmekte, diğer yandan halklar arasındaki tarihsel bağları koparmaktadır.
İslam coğrafyası yakın geçmişte, dışarıdan kurgulanan ve içerideki bağnazlıklarla beslenen radikal savrulmaların (IŞİD vb.) yıkıcı sonuçlarıyla yüzleşmiş ve bu travmayı atlatmakta büyük bedeller ödemiştir. Bugün benzer bir zihinsel savrulmanın, farklı kılıflar altında ve güç ilişkileriyle beslenerek yeniden üretilmesi son derece tehlikelidir. Dönemsel çıkarlar, makamlar ve siyasi saikler uğruna vicdani ilkelerin terk edilmesi; uzun vadede telafisi imkânsız tahribatlara yol açar.
3. Savaş kışkırtıcılığının ve manipülatif retoriklerin prim yaptığı bir ortamda asıl ihtiyaç; yangına körükle gitmek değil, yangını söndürecek basireti sergilemektir. Kardeşi kardeşe kırdıran ya da bölge halklarını birbiriyle çatıştıran hiçbir denklem, bu coğrafyaya huzur ve zafer getirmemiştir, getiremez. İhtiyacımız olan tek şey; hakikati, adaleti ve coğrafyamızın ortak maslahatını savunan vakur ve bağımsız bir duruşu muhafaza etmektir.

