Puslu Havada Nasıl Bir Duruşa İhtiyacımız var

0
A7T_02_07_2024_02_10_15

Ortadoğu coğrafyası, tarihinin en ağır sarsıntılarından birini yaşarken; Filistin’de yükselen çığlıklar, Yemen’de derinleşen insani trajediler ve bölgesel fay hatlarını zorlayan gerilimler her geçen gün yeni yıkımlara kapı aralamaktadır. Böyle bir vasatta, adalet ve basiret üzerine kurulu bağımsız bir aklın ikamesi gerekirken, ne yazık ki kitlelerin manipülatif söylemler ve savaş çığrtkanlıkları üzerinden kutuplaştırıldığına şahit oluyoruz.
Coğrafyamızın geleceğini ve ümmet bilincini tehdit eden bu sürece dair ilkesel duruşumuz şu üç temel esas üzerinde biçimlenmelidir.
1. Savunma sanayiinde elde edilen teknolojik birikim ve askeri imkânlar, bir ülkenin caydırıcılığı açısından şüphesiz kıymetlidir. Ancak teknolojik ve askeri güç, tek başına bir vizyon değil; adaletle yönetilmesi gereken ağır bir sorumluluktur. İnsansız hava araçları veya benzeri ileri savunma teknolojilerinin coğrafyamız içi çatışmalara, komşu halklar arası gerilimlere taraf veya araç kılınması fikri, bölge barışına sürdürülebilir bir katkı sunmayacaktır. Güç, kardeş halklar arasında bir kılıç olarak değil; küresel adaletsizliklere ve işgallere karşı bir kalkan olarak anlam kazanır.
2. Tarihsel tecrübelerimiz göstermiştir ki, coğrafyamıza yönelik müdahaleler ve iç çatışmalar çoğu zaman kurgulanmış korkular üzerinden meşrulaştırılır. Toplumsal hafızaya yerleştirilmeye çalışılan temelsiz tehdit algıları, mezhebi ve siyasi ayrışmaları körüklemekten başka bir işe yaramamaktadır. Kitleleri manipüle eden bu dil; bir yandan coğrafyamızı parçalayan küresel odakların ekmeğine yağ sürmekte, diğer yandan halklar arasındaki tarihsel bağları koparmaktadır.
İslam coğrafyası yakın geçmişte, dışarıdan kurgulanan ve içerideki bağnazlıklarla beslenen radikal savrulmaların (IŞİD vb.) yıkıcı sonuçlarıyla yüzleşmiş ve bu travmayı atlatmakta büyük bedeller ödemiştir. Bugün benzer bir zihinsel savrulmanın, farklı kılıflar altında ve güç ilişkileriyle beslenerek yeniden üretilmesi son derece tehlikelidir. Dönemsel çıkarlar, makamlar ve siyasi saikler uğruna vicdani ilkelerin terk edilmesi; uzun vadede telafisi imkânsız tahribatlara yol açar.
3. Savaş kışkırtıcılığının ve manipülatif retoriklerin prim yaptığı bir ortamda asıl ihtiyaç; yangına körükle gitmek değil, yangını söndürecek basireti sergilemektir. Kardeşi kardeşe kırdıran ya da bölge halklarını birbiriyle çatıştıran hiçbir denklem, bu coğrafyaya huzur ve zafer getirmemiştir, getiremez. İhtiyacımız olan tek şey; hakikati, adaleti ve coğrafyamızın ortak maslahatını savunan vakur ve bağımsız bir duruşu muhafaza etmektir.

Bir taraftan Türkiye’nin uluslararası alanda daha etkili bir aktör hâline gelmesini, savunma sanayiindeki gelişmeleri ve Birleşmiş Milletler platformunda ortaya konulan güçlü diplomatik söylemi önemserken, diğer taraftan bizi rahatsız eden bazı tutumları da aynı açıklıkla dile getirebilmeliyiz. Bir ülkenin gücünü takdir etmek, o ülkenin her politikasını onaylamak anlamına gelmez. Aynı şekilde bir ülkenin yanlışını eleştirmek de o ülkeye veya onun bütün kazanımlarına karşı olmak anlamına gelmez.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, güç karşısında susmayan fakat gücü de bütünüyle reddetmeyen; Türkiye’nin haklı ve meşru çıkarlarını savunurken başka Müslüman halkların haklarını da gözeten; İsrail’in işgal ve saldırılarına karşı çıkarken aynı adalet ölçüsünü herkes için muhafaza eden bağımsız ve vakur bir vicdandır.

Çünkü yarın Türkiye’nin haksız bir saldırıda bulunması hâlinde de aynı ölçüyü koruyabilmemiz gerekir. Bugün başkalarının haksızlığı karşısında yükselttiğimiz ses, yarın kendi tarafımızın haksızlığı karşısında susuyorsa, savunduğumuz şey adalet değil, tarafgirlik olur. Ümmet bilinci de ancak bu tarafgirliğin ötesine geçebildiği ölçüde gerçek bir anlam kazanır.

Asıl korkulması gereken, toplumun öyle bir kutuplaşma atmosferine sürüklenmesidir ki, hakikati ve adaleti savunan bağımsız bir ses duyulamaz hâle gelsin. Böyle bir puslu ortamda herkes kendi mahallesinin doğrularına mahkûm olur. Oysa bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olan şey, tarafların değil hakikatin yanında durabilen, gücün değil adaletin ölçüsünü esas alan ve kardeşi kardeşe karşı kışkırtmayan bir duruştur.

Bir yanıt yazın