DİNSEL ANLAYIŞ ESKİR Mİ?
Evrim (Evolution), İlerleme (Progress) Ve Kemâle Erme
Evrim de, ilerleme de kötüden iyiye doğru bir gelişimi anlatır. Ancak “ilerleme” kavramı biraz daha problemli bir kavramdır. Evrimde “gelişme” anlamı varken ilerlemede her zaman bir gelişmeden söz edemeyiz. “Ordu ilerliyor.”, “Hastalık ilerliyor.”, “Otobüs ilerliyor.” İfadelerinin hepsi nötr bir durumu ifade eder. Bizim ordumuzun ilerlemesi, düşman ordusunun gerilemesi iyidir.
Kemal ise mükemmelleşme demektir. Kemal olumlu bir anlamı ifade eder. Ancak ilerleme kavramı için olumlu bir anlam yüklemek mümkün görünmemektedir. Hastalık ilerler, ordu ilerler ama buna her zaman bir mükemmelleşme denemez. Tekâmül daha dikey ilerleme yatay bir harekettir. Tekâmülde-kemâle ermede bir “yücelme” fikri vardır. Sosyal kemâl sosyal alanda bir yücelme ve iyileşmedir. Her ilerleme bir yücelme ve iyileşme değildir. AIDS ilerler, Kanser ilerler ancak bunu olumlu olarak ele almamız mümkün değildir. İlerlemeci yaklaşım evren yaşamın ve insanın kötüden iyiye doğru bir evirilme gösterdiğini var sayar. Gözlem ve deneye dayalı bir bilimi temel alır.
Değişme ve gelişmeleri bütün insan etkinlikleri ve değerleri noktasında ele alabilir miyiz? Bu soruya cevap bulabilmek için insani etkinliklerin alanını belirlememiz gerekmektedir. Bu çerçevede değişme ve gelişmeleri üç temel alanı dikkate alarak değerlendirmek durumundayız.Onlar da;
-Teknik aletlerin gelişmesi alanında,
-Toplumsal yaşam alanında
-Değerler alanında
İnsanın gelişmesi noktasında geçmişe göre bir üst seviyeye çıktığı alanları teknik gelişmeler ve toplumsal yaşam olarak belirleyebiliriz. Bu iki alanda insanlar büyük ölçüde gelişme katettikleri ortadadır. Yani insanlar, tabiatla ilişki ve sosyal ilişkiler alanında gelişme gösterip büyük değişmeler yaşadılar. Alet ve teknoloji geliştirdiler, sosyal yaşamda da kurumlar oluşturdular. Ancak aynı şeyi değerler alanında ortaya koydukları tartışılmaktadır. İnsanın moral değerler bazında yeni değerler ürettikleri ya da kendi yapılarını kavrama noktasında önemli mesafeleri aştıkları konusunda önemli kuşkular bulunmaktadır.
Bu kuşkular değerlerin evrenselliği ve zamana göre değişip değişemeyeceği soruları çerçevesinde belli bir anlama kavuşacaktır. Örneğin adaletin insani evrensel bir değer olduğunu hesaba kattığımızda bu değerin Magna Cartadan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine kadar temel bir insani talep olduğunu söylemek mümkündür. Aristoteles’ten Konfüçyüs’e, İsa’dan Muhammed’e kadar büyük filozof ve din tebliğcilerinin “kendin için istemediğini başkası için de isteme” ilkesini temel bir değer olarak ortaya koydukları görülmektedir.[1] Bunlar göz önüne alındığında değerlerin everenselliği ve değişmezliği konusunu tespit ederek değerlerin zaman aşımına uğramadığını söylemek kolaylaşacaktır.
Aydınlanmanın bize öğrettiği formül aşağı yukarı şudur: Eski=Gerici=Kötü, Yeni=İlerici=İyi..Bu formülün sağlamasını okuyuculara bırakıyorum.
Pozitivizmin önde gelen isimlerinden Aguste Comte’nin üç hal yasası da hep olumsuzdan olumluya doğru evirilen insani gelişme sürecini işaretlemektedir. O da insanlık tarihini Teolojik, Metafizik, Pozitif dönem olarak üç döneme ayırmaktadır. Bunun yanı sıra yine Batıda Aydınlanmanın temel anlayışlarına karşı çıkan düşünürler olmuştur. Bunlardan Rene Genueoun pozitivist yaklaşımın tam tersine bir tarih anlayışını Hindu öğretisinden alarak ortaya koymuştur. Ona göre insanlar basitten mükemmele değil, mükemmelden basite doğru yol almaktadırlar. Pozitivizmin sınıflamasının insanın dış dünyayı ele geçirme yolundaki çabalarını eksene almasına karşılık Genuonunki tamamen manevi ve ahlaki boyuta dikkat çekmektedir. Taş devri, Y. Taş devri, gibi sınıflamalar ilerleme düşüncesinin dayandığı profan/seculer yönü ortaya koymaktadır aslında. Çünkü bu devirler insanin tabiata egemen olma yolundaki aşamaları dile getirmektedir. Yani bu tanımlama;
a-İnsanın basitten mükemmele gidişini vurgulamakta,
b- yanısıra mükemmelliğin salt fiziki çevreyi kontrol etmekte olduğunu belirtmektedir. Çünkü bu anlayışa göre insanı insan yapan zaman sürecidir. Oysa Hindű öğretisi Mavarta’da çağ sınıflaması şu şekildedir; Altın Çağ, Gümüş Çağ, Bronz Çağ, Demir Çağ ve Kali Yuga yani Bulanık Çağ/Karanlık Çağ. Rene Geuneoun Aydınlanma denilen dönemi karanlığın başlangıcı olarak görür.[2]
Burada insanın zaman içerisinde iyiden kötüye doğru gittiğini vurgulamaktadır. Burada fiziksel bir düşüş değil, tamamen manevi ve ahlaki bir düşüşten söz edilmektedir. İnsanın madde ile ilişkisini ifade eden bilimsel yaklaşım insanın maddeyi kontrol etme noktasındaki başarılarını insan olma yolundaki başarısı olarak sunmuştur. Oysa süreç insanın insanlığını değil, insanın çevreye egemenliğini artırmıştır.
Diyalektik Materyalizm Din ve Ahlak
Stalin “Diyalektik Ve Tarihsel Materyalizm” adlı eserinde bir aslın ve doğrunun olamayacağını sadece tarihsel koşulların doğruyu belirleyeceğini belirtmektedir. Ona göre köleliğin egemen olduğu toplumda kölelik normal ve ileri bir durumdur. Burjuva toplumunda ise burjuvanın egemenliği normal ve ileri; kölelik sistemi kötü ve geridir.[3] Hegelyen tarih tasarımından esinlenen bu anlayış insanları tarihsel yasaların zorlayıcılığına hapsederek insan özgürlüğünü yadsımıştır. Bu konuda Albert Camus’un Hegelci anlayış için yaptığı tespitler önemlidir.
“Yüzyıldan beri Batı kapitalist yönetimi zorlu saldırılar karşısında dayandı. Bunun için onu doğru mu sayacağız. Buna karşılık Weimar cumhuriyeti Hitlerin vuruşları altında çöktü diye bu cumhuriyete bağlı olanların 1933 te ondan yüz çevirerek Hitlere mi inanmaları gerekirdi? General Franko yönetimi yengiye ulaşır ulaşmaz İspanya Cumhuriyeti ihanete mi uğramalıydı? Geleneksel tutucu düşüncenin kendi açısından doğrulayabileceği sonuçlardır bunlar. Yenilik; sonuçlarının kestirilmesi olanaksız olan yenilik, devrimci düşüncenin bunları benimsemiş olmasıdır. Her türlü ahlaki değer, her türlü ilke ortadan kaldırılarak yerlerinin olguya, geçici ama gerçek kral olan olguya verilmesi iyice gördüğümüz gibi siyasal umursamazlıktan başka bir sonuca götürmedi. Bu olgunun birey ya da daha kötüsü devlet olgusu olması da hiçbir şeyi değiştirmez. Hegel’den esinlenen politika akımları da ülke akımları da erdeme açıktan açığa sırt çevirmede birleşir.”[4]
Sonuç
______________
[1]-Kur’anda « Ölçü ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun. Onlar tarttıkları zaman eksik tartarlar başkalarından aldıklarında tam isterler »(Mutaffifin suresi) şeklinde ifade edilen gerçek, insanın daima kendisi için iyiyi istediği dürtüsüdür. Aristoteles de Nikhamakhos’a Etik adlı eserinde adaletin en yüce erdem olduğunu vurgular.
[2] Modern Dünyanın Bunalımı Rene Geuneoun, İst. 1986
[3] -Bkz.Stalin “Diyalektik Ve Tarihsel Materyalizm” s.14–15,Eriş yay. İst.2003
[4] -Camus A.,Başkaldıran İnsan,çev.Tahsin Yücel, s.136, Ankara-1985
