Polygamy: İnsanlık Tarihinde Çok Eşlilik

0
polygamy

Eşit Olmayan Çok Eşli Geçmişimiz

Çoğumuz “evlilik” kelimesini duyduğumuzda aklımıza bir erkek ve kadın arasındaki tek eşli birliktelik gelir. Nüfusun yaklaşık %75’inin çok eşliliğin yasadışı olduğu ülkelerde yaşadığı bir dünyada yaşadığımızı düşünürsek bu son derece makul bir çıkarımdır.

Ancak durum her zaman böyle değildi.

Aslında, yazılı insanlık tarihinin neredeyse tamamında, insanların büyük çoğunluğu çok eşli toplumlarda yaşamıştır.

Nuh’un babası Lamech ve iki karısı Eski Ahit’te adı geçen ilk çok eşlilerdir, ancak hiçbir şekilde sonuncusu değillerdir. İbrahim ilk oğlu İsmail’i ilk karısının hizmetçisi Hacer’den hamile bırakır ve İbrahim daha sonra Keturah adında üçüncü bir eş alır.

İbrahim’in torunu Yakup, dört eş alarak ondan daha iyi bir iş çıkarmış, Kral Davut ise sekiz eş almayı başarmıştır. Bu adamların hepsi, 700 karısı olduğu bildirilen Kral Süleyman’la karşılaştırıldığında hafif kalıyordu.(Yahudi ve Hıristiyan Kaynaklar..Çevirenin notu.)

Antik dünyada çok eşliliğin yaygınlığını destekleyen kanıtlar bundan daha da eskiye dayanmaktadır. Hammurabi tarafından yıkılan bir sarayın kalıntılarından çıkarılan taş tabletler, yerel kralın selefinden 350 kadınlı bir harem miras aldığını ve buna 300 kadın daha eklemeyi başardığını belirtmektedir.

Ayrıca bu cariyelerin sadece antik Mezopotamya krallarıyla sınırlı olmadığını da biliyoruz. İnsanlık tarihinin ilk yazılı hukuk kodlarından biri olan Hammurabi Kanunları, karı, koca, cariye, köle ve efendi arasındaki ilişkileri düzenleyen ayrıntılı yasalar koymuştur.

Hammurabi kanunlarına göre, eğer bir kadının çocuğu olmuyorsa, kadın kocasının onun yerine hizmetçilerinden biriyle gebe kalmasına izin verebilirdi. Ancak kadın hizmetçilerine cinsel erişimi reddederse, kocanın ikinci bir eş almasına izin verilirdi.

Köle alabilen varlıklı erkeklerin de köleleriyle istedikleri zaman cinsel ilişkiye girmelerine izin veriliyordu ve hatta isterlerse köle çocuklarını evlat edinerek onları meşru hale getirme seçeneğine sahiptiler.

Tarihte ilerlediğimizde, neredeyse tüm büyük insan uygarlıklarının çok eşli olduğunu görüyoruz. Eski Çin, Hindistan, Afrika, Amerika ve hatta Avrupa’nın hükümdarları yüzlerce, bazen binlerce kadını ellerinin altında tutmuşlardır. Antropolog Dr. Laura Betzig, bu toplumların her birinde “güçlü erkeklerin yüzlerce kadınla çiftleştiğini, güçlerini meşru bir eşten olan oğullarına aktardığını ve yollarına çıkan erkeklerin canını aldığını” belirtmiştir.

Bu durum 2000 yıl öncesine kadar gerçekten değişmeye başlamadı ve o zaman bile değişim yavaş oldu. Toplumu kontrol eden varlıklı ve güçlü erkeklerin kadın arkadaşlığını tekellerine alma ayrıcalıklarından vazgeçmelerini sağlamak zor bir işti.

Ancak nihayetinde tek eşli topluluklar, çok eşli olanlardan daha fazla üremeye ve onlarla rekabet etmeye başladı. Aztekler gibi bazı durumlarda, çok eşli erkek liderliği şiddetli bir şekilde sona erdi. Çok eşliliği 1880’de yasaklayan Japonya gibi diğerlerinde ise süreç teslimiyetten ziyade öykünme şeklinde olmuştur. İnsanlığın çoğunluğu ancak son 100 yıl içinde çok eşliliğin yasadışı olduğu toplumlarda yaşamaya başladı.

Tüm çok eşli toplumların karşılaştığı en büyük dezavantaj basit bir sayı oyunudur.

100 erkek ve 100 kadının eşit olarak bölündüğü 200 yetişkinden oluşan bir toplum düşünün. En zengin 60 erkeğin her biri bir eş alıyor. Daha sonra, bu 60 en zengin erkekten ilk 25’i ikinci bir eş alır ve geriye 35 tek eşli evlilik kalır. Daha sonra bu erkeklerin ilk 10’u üçüncü bir eş ve ilk beşi de dördüncü bir eş alır. Şimdi 100 kadının hepsinin bir kocası var. Ve bu toplumdaki 60 evli erkeğin çoğu (35) tek eşli olarak evlenmiştir. Bu, gerçek dünyadaki çok eşli bir toplum için tipik bir eş dağılımıdır.

Ancak bu aynı zamanda tüm erkeklerin %40’ını evlenmemiş olarak bırakmaktadır. Ve çok eşliliğin felaketinin bir parçası da bu evlenmemiş erkeklerdir. Araştırmalar, evli olmayan erkeklerin cinayet ve tecavüz işleme olasılığının evli erkeklere göre daha yüksek olduğunu göstermiştir. Başka bir analiz, bir toplumda evli olmayan erkeklerin oranı arttıkça tecavüz, cinayet, saldırı, hırsızlık ve dolandırıcılık oranlarının da arttığını ortaya koymuştur.
Birçok çok eşli toplum, evli olmayan erkeklerinin şiddetinin bir kısmını dışarıya yansıtmanın bir yolunu bulmayı başarıyor. Ancak bu tür geniş kapsamlı bir fetih ancak bir yere kadar sürebilir.
İslam kaşifi İbn Fadlan, 400 savaşçısına diğer eşlerine ek olarak ikişer köle kız verilirken, “yatağına yazgılı” 40 köle kızı olan bir Viking şefini anlatmıştır.
Ancak Viking şeflerinin 40’tan fazla cariyesi ve karısı varsa ve gözde savaşçılarının da her biri dört ya da beş kadına sahipse, o zaman eş arayan Viking erkeklerinin büyük çoğunluğu nerede kalıyordu? Onları, bir kadını yakalayıp kocasını köle olarak satabilecekleri bir İrlanda köyüne doğru yol alan bir Viking uzun gemisinde bırakıyordu.
Tek eşlilik hem iç hem de dış şiddeti azaltmanın yanı sıra toplum içinde barışçıl işbirliğini de teşvik eder. Kültürler arasında, daha güçlü tek eşli bağlara ve daha fazla ebeveyn kesinliğine sahip olan topluluklar, çocuklarına daha fazla erkek yatırımı göstermektedir. Tek eşli bir topluluk, erkeklerin çabalarını mümkün olduğunca çok sayıda kadını kontrol etmek için birbirleriyle savaşmaktan çocukların gelişimine yatırım yapmaya yönlendirerek, işbirliği yapmaya ve bir birim olarak daha üretken olmaya daha fazla zaman ayırabilir.

İnsanları daha büyük ve başarılı bir topluluk halinde bir araya getirme konusunda hiçbir kurum tek eşliliğin radikal eşitlikçiliğinden daha iyi bir geçmişe sahip değildir.

Tek eşlilik sayesinde bugün dünyamız antik çağlara ya da Viking çağına kıyasla çok daha huzurlu ve müreffeh. Ancak insanlık yazılı tarihin büyük bir bölümünde çok eşli olduysa, o zaman neden aşağıdakilerden birine daha iyi adapte olamadık?

1) eşimiz olmadan yaşamak (çok eşli toplumlarda evli olmayan erkeklerin yapması gerektiği gibi) ya da

2) eşimiz başka biriyle birlikteyken kıskançlık yaşamamak (evli kadınların ve bazı erkeklerin çok eşli toplumlarda ya da ilişkilerde sıklıkla yaptığı gibi)?

Bunun cevabı, yerleşik hayata geçip bitki ve hayvanları evcilleştirmeyi öğrenmeden önce yüz binlerce yıl boyunca tek eşli avcı-toplayıcı kabileler halinde yaşamış olmamızdır. Bunun aksine, gorillerin ve şempanzelerin hepsinin çok eşli olduğunu düşünün. Alfa-erkek maymunlar haremlerini korur ve diğer yetişkin erkeklerin dişilerine cinsel erişimini aktif olarak reddeder. Şempanzeler daha büyük gruplar halinde yaşar, bu nedenle alfa-erkek şempanzeler daha koalisyoncu düşüncelere sahip olmalı, gruptaki neredeyse tüm erkeklere dişilerin cinsel erişimine izin vermeli ve en sadık destekçileri için ayrıcalıklı erişim sağlamalıdır.
İnsan atalarımız tüm bu çok eşli çiftleşmeden kopmuştur. Herkes herkesle çiftleştiği için, erkek şempanzeler hangi yavruların kendilerine ait olduğu konusunda hiçbir fikre sahip değildir ve dişi şempanzelerin onları yetiştirmesine yardımcı olmak için hiçbir çaba sarf etmezler
İnsan atalarımız yoğun çift bağları kurarak, erkekleri annelerin ve çocuklarının bakımına ve beslenmesine dahil etti. Bu ekstra yardım annelere, yavrularının daha büyük, kalori yoğun beyinlere sahip olmalarına yardımcı olmak için ihtiyaç duydukları kalori desteğini sağladı. Bu daha büyük beyinler daha sonra bizi bugünkü halimize getiren eşsiz sosyal öğrenme yeteneklerini mümkün kıldı.

Başka bir deyişle, tek eşlilik bizi insan yapan şeyin büyük bir parçasıdır. Tarım devrimiyle başlayan çok eşli yakın geçmişimiz, çok daha büyük bir tek eşli zaman çizelgesinde sadece kısa bir kırılmaydı.

İnsan cinsel ilişkilerinin bu kısa tarihi bize üç şey gösteriyor: 1) tek eşli çift bağları kurmak için yaratılmışız; 2) aramızdaki ayrıcalıklılar her zaman daha fazla eşi tekellerine almaya çalışacaklardır; ve 3) tek eşli kültürel normları uygulayarak güçlülerin ayrıcalıklarını kontrol edebiliriz.

İşte bu son nokta bizi kültürümüzün tek eşlilik normlarının altını oymak için ne yazık ki büyüyen bir harekete getiriyor: çok eşlilik.

Poliamori taraftarları, poliamorinin kendileri için ne anlama geldiği ve yasal ve kültürel olarak nelerin değiştiğini görmek istedikleri konusunda farklı tanımlara sahip çeşitli bir gruptur. Ancak poliamori hareketi tutarlı olduğu ölçüde, onları birleştiren şey tek eşli olmayan cinsel ilişkileri sosyal olarak daha kabul edilebilir hale getirme arzusudur.

Bu, toplumumuzun şu anda ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersidir.

Poliamori savunucuları hareketlerinin tamamen rıza ve sevgiyi yaymakla ilgili olduğunu söylüyorlar. Ancak tek eşli olmayan ilişkiler üzerine yapılan az sayıdaki araştırma, bunların üçte ikisinin rıza dışı olduğunu gösteriyor. Diğer araştırmalar ise tek eşli olmamayı en çok erkeklerin istediğini, kadınların ise genellikle bunu kabul etmeleri ya da hoş görmeleri için baskı altında hissettiklerini gösteriyor. Her iki durumda da, hem rızaya dayalı tek eşli olmayan hem de rızaya dayalı olmayan tek eşli olmayan ilişkilerde bulunan kişiler, tek eşli ilişkilerde bulunan kişilere kıyasla daha düşük ilişki memnuniyeti bildirmektedir. Çok eşlilik insanların hayatlarını iyileştirmeye çalıştığı ölçüde başarısız oluyor.

Basit gerçek şu ki, hiçbir kurum insanları daha büyük ve başarılı bir topluluk halinde bir araya getirme konusunda tek eşliliğin radikal eşitlikçiliğinden daha iyi bir geçmişe sahip değildir.

___________________________________________________________

*Conn Carroll

Eski bir Senato İletişim Direktörüdür ve şu anda Virginia banliyösünde serbest yazar olarak çalışmaktadır.

Bir yanıt yazın