Heidegger’in ‘kara defterleri’ felsefesinin özündeki antisemitizmi ortaya koyuyor
Yeni yayın, son derece etkili filozofun ‘dünya Yahudiliğini’ insanlıktan çıkarıcı modernitenin itici gücü olarak gördüğünü gösteriyor
Heidegger, yazılarıyla modern çağın önemli düşünürlerinden bazılarına ilham veren, Avrupa’nın en etkili 20. yüzyıl filozoflarından biri olarak kabul edilmektedir. Ancak Martin Heidegger’in ölümünden neredeyse kırk yıl sonra, Almanya ve Fransa’daki akademisyenler, Varlık ve Zaman’ın yazarının antisemitik eğilimlerinin daha önce düşünülenden daha derin olup olmadığını soruyorlar.
Filozofun Nazi rejimine duyduğu sempati geçmişte iyi bir şekilde belgelenmişti: Heidegger partiye 1933 yılında katılmış ve ikinci dünya savaşının sonuna kadar üye olarak kalmıştır. Ancak daha önce antisemitik fikirlerin felsefesinin özüne dokunmaktan ziyade karakterini lekelediği düşünülüyordu – özellikle de Heidegger’e borçlu olduklarını belirten Hannah Arendt veya Jacques Derrida gibi Yahudi düşünürler tarafından.
Bu hafta yayınlanan “kara defterler” (Heidegger’in tüm çalışmalarının sonuna kadar saklanmasını istediği bir tür felsefi günlük) bu görüşe meydan okuyor. Fransa’da bu ifşaatlar geçtiğimiz Aralık ayında basına sızdığından beri hararetle tartışılıyor, hatta bazı Heidegger akademisyenleri defterlerin yayınlanmasını durdurmaya çalışıyor.
Almanya’da bir eleştirmen defterlerin yayınlanmasından sonra Heidegger’in düşüncelerini savunmanın “zor” olacağını savunurken, bir başkası da defterlerin tamamı yayıncı tarafından ambargolu olmasına rağmen ifşaatları modern kıta felsefesi için bir “fiyasko” olarak nitelendirdi.
Kara kaplı defterlerin en tartışmalı bölümleri, ikinci dünya savaşının başlangıcından 1941’e kadar olan bir dizi düşünceden oluşuyor. Heidegger, Nazi entelektüelleri tarafından takip edilen ırk teorilerine mesafe koyarken, Weltjudentum ‘un (“dünya Yahudiliği”) eleştirel bir gözle baktığı batı modernitesinin ana itici güçlerinden biri olduğunu savunur.
“Dünya Yahudiliği”, diye yazıyor Heidegger defterlerinde, ‘her yerde kavranamaz ve etkisini yaymaya devam ederken askeri harekata katılmaya ihtiyaç duymaz, oysa biz halkımızın en iyilerinin en iyi kanını feda etmek zorunda bırakılıyoruz’.
Bir başka pasajda filozof, “hesaplama yetenekleri” ile Yahudi halkının Nazilerin ırk teorilerine şiddetle karşı çıktığını çünkü “kendilerinin en uzun süre ırk ilkesine göre yaşadıklarını” yazmaktadır.
“Dünya Yahudiliği” fikri, Yahudilerin dünya hakimiyeti planını ortaya koyduğunu iddia eden kötü şöhretli bir sahtecilik olan Siyon Liderlerinin Protokolleri’nde yayılmıştır. Adolf Hitler, Kavgam’da komplo teorisini gerçek olarak ifade etmiştir ve Heidegger’in de bu teorinin bazı temel mecazlarını benimsediği görülmektedir.
Defterlerin editörü Peter Trawny, Guardian’a yaptığı açıklamada, “Heidegger bu antisemitik fikirleri almakla kalmadı, onları felsefi olarak işledi – düşüncesini bu tür eğilimlerden bağışık hale getirmeyi başaramadı” dedi.
Defterler ayrıca Heidegger için antisemitizmin Amerikan ve İngiliz kültürüne karşı güçlü bir kızgınlıkla örtüştüğünü gösteriyor; Heidegger bunların hepsini Machenschaft olarak adlandırdığı, çeşitli şekillerde “makineleşme” veya “manipülatif tahakküm” olarak çevrilen şeyin itici güçleri olarak görüyordu.
Bir pasajda Heidegger, faşizm ve “dünya Yahudiliği” gibi Sovyet komünizmi ve İngiliz parlamentarizminin de batı modernitesinin buyurgan insanlıktan çıkarma dürtüsünün bir parçası olarak görülmesi gerektiğini savunur: “İngiliz ‘bolşevizminin’ burjuva-Hıristiyan biçimi en tehlikelisidir. O yok edilmezse, modern çağ bozulmadan kalacaktır.”
İngiliz kültürünü neredeyse şakacı bir dille eleştiren Trawny şöyle yazıyor: “İngiltere, mühendislik ve metafiziksel olarak sosyalizmin önünü açmaktan başka, sıradan düşünce ve zevksizlikten başka, ‘kültür’ anlamında ne katmıştır?”
Aynı zamanda Martin Heidegger Enstitüsü’nün direktörü olan Trawny, antisemitik pasajları bir buçuk yıl önce keşfettiğinde “şok olduğunu”, ancak filozofun mirasına verebileceği potansiyel zarara rağmen yayınlamaya devam etmeye karar verdiğini söyledi. “Ben hala Heidegger’le yapıcı bir şekilde ilişki kurulabileceğini düşünüyorum” dedi. “Bu ifşaatlar bu sürece yardımcı olacaktır.”
Diğer filozoflar ise yeni ifşaatların antisemitizmin “dumanı tüten silahı” anlamına gelmediğini ve öyle olsa bile Heidegger’in diğer yazılarının göz ardı edilmesine yol açmaması gerektiğini savundu. İngiliz filozof Jonathan Rée , siyah defterler hakkında “Felsefe, kendi düşüncenizde şüphelenmediğiniz sorunların farkında olmayı öğrenmektir” dedi.
“Heidegger’in yazdıklarının en iyisi – aslında genel olarak felsefenin en iyisi – önerilen bir görüşe katılma emri değil, düşüncelerimizi daha derin hale getirmemiz için hepimize bir yakarıştır.”
_________________________________________________________________________________________
*Philip Oltermann
(1981 doğumlu) Alman asıllı İngiliz gazeteci ve The Guardian’ın Berlin bürosunun şu anki şefidir. How to Write (2012), Keeping Up with the Germans: A History of Anglo-German Encounters (2012) ve The Stasi Poetry Circle (2020) kitaplarının yazarıdır .

