İslam Bir İdeoloji Değildir
Bana yakın zamanda yöneltilen bir suçlama vardı: Gazze’deki zulmü dile getirdiğim için “ideolojik” olmakla itham edildim. Bu suçlamanın kendisi düşündürücüydü. Çünkü modern dünyanın sözlüğünde “ideoloji”, bütün sahici inançların içine sıkıştırıldığı bir kategoriye dönüşmüş durumda.
Ama soruyorum: Gerçekten İslam bu mu? Zulmün yanlış olduğunu söylediğimde yaptığım şey, bir ideolojiyi savunmak mıdır?
İdeolojinin Çerçevesi
İdeoloji, modern zamanlara ait bir üründür. Basit bir inanç değil, kapalı bir sistemdir. Liberalizm, sosyalizm, milliyetçilik, kapitalizm… Hepsi aynı mantıkla işler. Birkaç temel ilkeyi alır, hayatın dağınık karmaşasını indirger, ardından her şeyin içinden geçirildiği bir çerçeve kurar.
İdeoloji açıklamaktan fazlasını yapar; harekete geçirir. Sadakat ister, slogan üretir, programlar dayatır. Tarihî çatışmalardan, devrimlerden, direnişlerden doğar. Özünde düşünceyi silaha çeviren bir insan yapımı düzendir.
Belki bazen buna ihtiyaç vardır; insanlar direnmek, örgütlenmek zorunda kalabilir. Ama ideoloji ne olursa olsun geçici, araçsal ve tarihsel kalır.
İslam’ın Dikey Ufku
İslam ise bambaşka bir şeydir. İnsan eliyle kurulmuş bir program değil, Allah’tan gelen bir dîn’dir. Tarihî icat değil, ezelî bir emirdir. İbadeti, ahlâkı, hukuku, ruhu kuşatır; geçici sistemlere değil, ebedî olana aittir.
İdeoloji yataydır; İslam dikey.
İdeolojiler dışarıya bakar — gücü düzenlemek için. İslam önce yukarıya, Allah’a bakar; sonra ancak oradan topluma yönelir. O aşkınlıktan süzülen ışıkla dünyayı şekillendirir.
Kur’an’ın sesi işte bu yüzden derindir:
“Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor!” (Nisâ 4:58)
Keşişliğin Sessizliğinde
Bu ayrımı yalnızca İslam’la tanıştıktan sonra fark etmedim. Bir Hristiyan rahip ve keşiş olarak yaşadığım yıllarda da aynı hakikate dokunmuştum. Manastır bir siyasî proje değildi; Allah’a yönelen bir yolculuktu. Liturji, sakramentler, zühd… Bunlar gücün değil, kutsanmanın işaretleriydi.
Yine de zulme karşı gözlerimiz kapalı değildi. Peygamberlerin sesi çağları aşarak yankılanıyordu:
“Vay hâline haksız kanun yapanların, zalim fermanlar çıkaranların; yoksulları haklarından mahrum edenlerin!” (Yeşaya 10:1–2)
“Yoksulu ezen, Yaratan’ına hakaret eder; ihtiyaç sahibine cömert davranan ise O’nu yüceltir.” (Özdeyişler 14:31)
Zulmü kınamak ideoloji değildi. Allah’a sadakatin ta kendisiydi.
İndirgeme Tehlikesi
Evet, İslam da ideolojiye indirgenebilir. Parti sloganına, bayrağa, bildirge maddesine dönüştürülebilir. Ama işte tam da burada sorun başlar. İslam, bir “-izm”e sıkıştırıldığında özü kaybolur.
Ben yazdığımda, konuştuğumda, adaletsizliği dile getirdiğimde, bir ideoloji üretmiyorum. Bir dîn’in içinde konuşuyorum. Çerçevem tarihî tepkilerle inşa edilmedi; Allah tarafından vahyedildi, asırlarca ilim, maneviyat ve gelenekle yoğruldu.
Kendi Sözüm
Yazılarımda ideolojik sisleri dağıtmaya çalıştım. Ne sağın ne solun tarafındayım. Çünkü her iki taraf da insanı daraltır. Benim gayem insanları kendi vizyonumun etrafında toplamak değil; adaletin ilahî kaynağını hatırlatmaktır.
Ben “zulüm yanlıştır” dediğimde, bunun sebebi ideolojik bir aidiyet değildir. Çünkü Allah Adil’dir ve zulüm haram kılınmıştır:
“Adaleti tastamam yerine getirin, teraziyi eksik tutmayın.” (Rahmân 55:9)
Eğer bir şeye tarafsam, o da anti-ideolojidir. Modernliğin bütüncül sistemlerine karşı yazıyorum; çünkü onlar dîn’i ideolojiyle değiştirmeye kalkışıyor. Aşkın olanı siyasete indiriyor, vahyi retoriğe dönüştürüyor.
Ve ben, bütün kalbimle biliyorum: İslam bir ideoloji değil, Rabbimizin bize gösterdiği yolculuktur.
Said Abdüllatif (Hilarion Heagy)
ABD’de yaşayan tanınmış Doğu Katolik rahibi Peder Hilarion Heagy, İslam’a geçtiğini ve kararını “İslam’a dönüş” olarak nitelendirerek, “eve dönüş gibi” olduğunu söyledi.
Kaliforniya’da ikamet eden rahip, daha önce Rus Ortodoks Kilisesi’ne mensuptu ve 2003 civarında Antakya Ortodoks Kilisesi’ne katılmış, 2007’de ayrılarak Doğu Katolik Kilisesi’ne geçmişti. Wisconsin, St. Nazianz’daki Kutsal Diriliş Manastırı’ndan mezun olarak Bizans Katolik rahibi olmuş ve yakın zamanda Kaliforniya’da bir Doğu Hristiyan Manastırı kurma planlarını duyurmuştu.
Ancak, artık Said Abdul Latif olarak bilinen Heagy, kendi blog yazısında şunları söyledi: “Onlarca yıl boyunca İslam’a farklı derecelerde ilgi duyduktan sonra, sonunda bu adımı atmaya karar verdim.”
“Ancak bunun gerçekleşmesi için fiziksel bir hareket gerekli ve yerindeydi, çünkü Katolik bir manastırda yaşıyordum. Kişi hem kamusal alanda rahip hem de keşiş, özel alanda ise Müslüman olamaz,” dedi.Abdul Latif, din değiştirmesinin “Doğu’ya doğru bir dönüş” ve “ilkel kimliğine” geri dönüş olduğunu belirterek, bunu Kur’an-ı Kerim’den alıntı yaparak açıklamıştır:

