İZMİR: TARİHİN, KÜLTÜRLERİN VE FARKLI YAŞAMLARIN BULUŞTUĞU ŞEHİR
SINAN DOGAN
Bazı şehirler vardır; yalnızca üzerinde yaşayan insanların değil, yüzyıllar boyunca o topraklardan gelip geçen bütün medeniyetlerin izlerini taşır.
İzmir böyle bir şehirdir.İzmir’i yalnızca bugünkü siyasi kimliği, toplumsal tercihleri veya belirli bir yaşam tarzıyla açıklamaya çalışmak, bu şehrin binlerce yıllık tarihine haksızlık olur.Çünkü İzmir, insanlığın yerleşik hayata geçişinden bugüne kadar uzanan çok uzun bir tarihsel tecrübenin üzerinde yükselir.Bugün İzmir’i anlamak istiyorsak, yalnızca bugünün İzmir’ine değil, 8.500 yıl öncesinin İzmir’ine de bakmak gerekir.
8.500 YILLIK BİR ŞEHİR HAFIZASI
Yeşilova Höyüğü, İzmir’in tarihinin ne kadar geriye gittiğini gösteren en önemli merkezlerden biridir. Buradaki arkeolojik buluntular, bölgede yaklaşık 8.500 yıl önce yerleşik yaşamın varlığına işaret etmektedir.Ulucak Höyüğü de bu kadim yerleşim tarihinin başka bir önemli halkasıdır.Bayraklı’daki Smyrna yerleşimi ise İzmir tarihinin bir başka büyük katmanını oluşturur. Daha sonra kentin Kadifekale ve Agora çevresine taşınmasıyla İzmir, Antik Çağ’ın önemli şehirlerinden biri hâline gelir.
Kadifekale… Agora… Antik Tiyatro…Bunlar yalnızca birkaç arkeolojik kalıntı değildir.
Bunlar, İzmir’in farklı çağlarda farklı toplumların şehir kurma, ticaret yapma, sanat üretme, inançlarını yaşama ve birlikte yaşama biçimlerinin taşlaşmış hafızasıdır.Bergama’da tapınak, tiyatro, kütüphane ve şehir düzeniyle Helenistik ve Roma dünyasının büyük mirası karşımıza çıkar.
Selçuk’ta Efes Antik Kenti, Artemis Tapınağı, Meryem Ana, Aziz Yuhanna Kilisesi ve İsa Bey Camii aynı coğrafyanın farklı dönemlerini ve farklı inanç dünyalarını yan yana getirir.Urla’daki Klazomenai ve denizle kurulan kadim ilişki, İzmir’in bir liman ve ticaret şehri olma karakterinin ne kadar eski olduğunu gösterir.İzmir’in hikâyesi bu nedenle tek bir medeniyetin hikâyesi değildir.İzmir, üst üste binmiş medeniyetlerin hikâyesidir.
İZMİR’İ İZMİR YAPAN ŞEY: ÇEŞİTLİLİK
İzmir’in en önemli özelliği belki de budur:Farklılıkları yok ederek değil, farklılıkları aynı şehir içerisinde buluşturarak gelişmiş olması.
İyonlardan Helenistik dünyaya, Roma’dan Bizans’a, Selçuklulardan Osmanlı’ya kadar İzmir sürekli değişen, fakat her değişimden kendisine yeni bir kültürel katman ekleyen bir şehir olmuştur.Bu nedenle İzmir’de tarih yalnızca müzelerde veya kazı alanlarında bulunmaz.Sokaklardadır. Mimarisindedir. Limanındadır. Çarşısındadır.Mezarlıklarında, ibadethanelerinde, yemek kültüründe, ticaret hayatında ve gündelik yaşamındadır.Bir caminin yanında havra…Bir havranın yakınında kilise…Başka bir sokakta farklı bir mezhebe veya cemaate ait başka bir ibadethane…İzmir’in tarihsel merkezinde birbirine çok yakın mesafelerde camilerin, havraların ve kiliselerin bulunması, şehrin çok katmanlı sosyal yapısının en çarpıcı göstergelerinden biridir.Bu manzara bize önemli bir şeyi hatırlatır:İzmir, farklılıkların yan yana bulunabildiği bir şehir geleneğine sahiptir.
İZMİR’İN LİMANI SADECE MAL DEĞİL, KÜLTÜR DE TAŞIDI
İzmir’i anlamanın bir başka yolu da limanına bakmaktır.Liman şehirleri yalnızca malların değil, fikirlerin, insanların, alışkanlıkların ve kültürlerin de giriş kapılarıdır.
İzmir’in tarih boyunca önemli bir ticaret merkezi olması, şehri doğal olarak dış dünyaya açık hâle getirmiştir.Doğu’dan gelen tüccarlarla Batı’dan gelen tüccarlar burada karşılaşmıştır.Farklı diller konuşulmuş, farklı dinlere mensup insanlar aynı çarşıda alışveriş yapmış, farklı mutfaklar birbirini etkilemiş, farklı mimari anlayışlar aynı şehir dokusunda buluşmuştur.1492 sonrasında İspanya’dan Osmanlı topraklarına gelen Sefarad Yahudilerinin İzmir’e yerleşmesi de şehrin çok kültürlü yapısını güçlendiren tarihsel gelişmelerden biridir.Levanten toplulukların İzmir’deki varlığı ise şehrin Avrupa ile kurduğu ekonomik ve kültürel ilişkilerin önemli bir boyutudur. Böylece İzmir, yalnızca bir Osmanlı şehri olarak değil; Akdeniz, Ege, Anadolu ve Avrupa arasında kültürlerin karşılaştığı bir şehir olarak gelişmiştir. İzmir’in zenginliği tam da burada ortaya çıkar. Çünkü şehir, farklılıkları birbirinden ayırarak değil, aynı şehir hayatının içinde buluşturarak zenginleşmiştir.
İZMİR’İN TARİHİNDE İNANÇLAR DA YAN YANA
İzmir’in çok kültürlü karakteri yalnızca etnik veya ticari çeşitlilikten ibaret değildir.Şehrin tarihinde farklı inançlar da yan yana yaşamıştır.İslam, Musevilik ve Hıristiyanlığın farklı yorumları İzmir’in sosyal hayatında kendilerine yer bulmuştur.Bu nedenle İzmir’in tarihini yalnızca “Müslüman İzmir”, “Hıristiyan İzmir” veya “Yahudi İzmir” şeklinde kategorilere ayırmak mümkün değildir.İzmir bunların tamamının tarihsel izlerini taşıyan bir şehirdir.Belki de İzmir’in asıl karakteri tam olarak burada ortaya çıkar:İzmir, farklı kimliklerin birbirini tamamen ortadan kaldırmadığı; birbirinin yanında yaşayabildiği bir tarihsel havzadır.Bu nedenle İzmir’i yalnızca bir kent olarak değil, bir kültür havzası olarak düşünmek gerekir.
MEDİNE TECRÜBESİ VE İZMİR
İslam medeniyetinin şehir anlayışı bakımından Medine tecrübesi de burada ayrıca düşünülmeye değerdir.
Hz. Muhammed’in Medine’de farklı topluluklarla ortak bir siyasal ve toplumsal düzen kurmaya yönelik girişimleri, tarih boyunca farklı inanç ve toplulukların bir şehir düzeni içerisinde bir arada yaşayabilmesinin önemli örneklerinden biri olarak değerlendirilmiştir.Medine Vesikası bu bakımdan son derece önemli bir tarihsel metindir.
Buradaki temel mesele, insanların farklılıklarını tamamen ortadan kaldırmak değil; farklılıklarla birlikte ortak bir şehir düzeni kurabilmektir.
İzmir’in tarihsel tecrübesi de farklı dönemlerde buna benzer bir şehir pratiğinin çeşitli örneklerini ortaya koymuştur.Ticaret… Güvenlik… İbadet… Mahalle… Çarşı… Liman…Bütün bunlar farklı toplulukların aynı şehir düzeni içinde karşılaşmasını mümkün kılmıştır.Bu açıdan İzmir’in tarihsel karakterinde açıklık, ticaret, hareketlilik, çoğulluk ve farklılıklarla birlikte yaşama önemli unsurlar olarak öne çıkar.
İZMİR’İN TARİHİ TEK BİR İDEOLOJİYE SIĞMAZ
Tam da bu nedenle İzmir’i herhangi bir siyasi ideolojinin mülkü hâline getirmek mümkün değildir.İzmir yalnızca sağın değildir. Yalnızca solun değildir. Yalnızca muhafazakârların değildir.Yalnızca sekülerlerin değildir. Yalnızca dindarların değildir.İzmir, bütün bu farklılıkların tarihsel olarak karşılaştığı bir şehir olmuştur.Şehrin tarihi, tek bir kimliğe indirgenemeyecek kadar zengindir.
İzmir’i yalnızca belirli bir siyasi kültürle özdeşleştirmek, aslında İzmir’in tarihsel zenginliğini daraltmak anlamına gelir.Çünkü bu şehir, kendisinden önce yaşamış medeniyetlerin hiçbirini bütünüyle yok ederek ortaya çıkmamıştır.Her dönem bir önceki dönemin üzerine yeni bir katman eklemiştir.İzmir’in gerçek gücü de buradadır.
İZMİR’İN “İDEOLOJİK SİT” ALANI
Bugün İzmir’in önündeki meselelerden biri de budur.
Şehrin üzerine görünmez bir “ideolojik sit” alanı oluşturmak…İzmir’i belirli bir yaşam tarzının, belirli bir siyasi anlayışın veya belirli bir toplumsal grubun doğal mülkü olarak görmek…Bu yaklaşım İzmir’in tarihsel karakteriyle çelişir.Çünkü İzmir’in tarihi bize başka bir şey söylüyor:
İzmir, farklı yaşam biçimlerinin birlikte var olabildiği ölçüde İzmir’dir.İzmir’de seküler bir insan da kendisini özgür hissetmelidir.Muhafazakâr bir insan da… Dindar bir insan da…Alevi, Sünni, Yahudi, Hıristiyan veya başka bir inançtan insan da…Farklı siyasi düşüncelere sahip insanlar da…Farklı kültürlerden gelen insanlar da…Farklı yaşam tarzlarına sahip insanlar da…Şehrin gerçek özgürlüğü, bunlardan herhangi birinin diğerlerine üstün gelmesinde değil; hiçbirinin diğerini şehirden dışlamamasındadır.
İZMİR’İN ASIL POTANSİYELİ
Bugün dünyada şehirler yalnızca ekonomik büyüklükleriyle yarışmıyor. Şehirlerin asıl gücü, farklılıkları yönetebilme kapasitesinde ortaya çıkıyor.Londra… Paris… Brüksel… Amsterdam… New York… Barselona…Bu şehirlerin küresel önemlerinin arkasında yalnızca sermaye veya nüfus yoktur.Farklı insanları, farklı kültürleri, farklı inançları ve farklı hayat biçimlerini aynı şehir hayatında buluşturabilme yetenekleri vardır.İzmir’in de böyle bir potansiyeli bulunmaktadır.Üstelik İzmir’in elinde çok önemli bir avantaj vardır: Bu tecrübe yeni değildir. İzmir bunu binlerce yıl boyunca farklı biçimlerde yaşamıştır.İzmir’in limanı insanları buluşturmuştur. Ticareti kültürleri buluşturmuştur.Tarihi medeniyetleri buluşturmuştur. İnançları yan yana getirmiştir.Göçler şehrin dokusunu değiştirmiştir. Her yeni topluluk İzmir’e yeni bir renk katmıştır.
İzmir’in tarihsel DNA’sında çeşitlilik vardır.
TÜRKİYE’NİN ÇOĞULCU GELECEĞİ İÇİN İZMİR
Türkiye açısından bakıldığında İzmir’in bu karakteri daha da önemli hâle gelmektedir.
Halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye, aynı zamanda farklı inançların, mezheplerin, etnik ve kültürel kimliklerin bir arada yaşadığı bir ülkedir.Bu nedenle Türkiye’nin geleceğinde çoğulculuk, hukuk devleti, inanç özgürlüğü, ekonomik özgürlük ve farklı yaşam tarzlarının güvence altına alınması temel meseleler arasında yer almaktadır.İzmir, bu konuda Türkiye’ye önemli bir şehir modeli sunabilir.Ama bunun için İzmir’in de kendisini tek bir siyasi kimliğe hapsetmemesi gerekir.İzmir’in geleceği, geçmişindeki çeşitliliği koruyarak daha da çoğulculaşmasındadır.Şehrin potansiyeli, farklılıkları azaltmakta değil; farklılıkların özgürce yaşayabileceği ortak bir şehir kültürü oluşturmakta yatmaktadır.
İZMİR BİR SONUÇ DEĞİL, BİR TECRÜBEDİR
İzmir’i yalnızca “modern şehir” demek de yetmez.İzmir’i yalnızca “seküler şehir” olarak tanımlamak da eksiktir.İzmir’i yalnızca “Ege’nin incisi” olarak anlatmak da yetersizdir.İzmir, çok daha büyük bir tarihsel tecrübenin adıdır.Yeşilova’dan Smyrna’ya… Smyrna’dan Agora’ya… Kadifekale’den Efes’e… Bergama’dan Urla’ya… Antik tapınaklardan kiliselere… Havralardan camilere… Levanten konaklarından Türk mahallelerine… Osmanlı çarşılarından modern Cumhuriyet’e…
İzmir, farklı dönemlerin, farklı toplumların, farklı inançların ve farklı yaşam tarzlarının üst üste biriktiği büyük bir tarihsel hafızadır.Bu nedenle İzmir’in en büyük zenginliği tek bir kimliği değil, çok sayıda kimliği aynı şehir içinde yaşatabilme kapasitesidir.Belki de İzmir’in gelecekte Türkiye’ye ve dünyaya verebileceği en önemli mesaj budur:Bir şehir, farklılıklarını yok ederek değil, farklılıklarını özgürlük içinde bir arada tutarak büyük olur.
İzmir bunu tarih boyunca çeşitli biçimlerde başardı.Bugün mesele, bu tarihsel mirası yeniden keşfetmektir.İzmir’in üzerine konulmuş görünmez “ideolojik sit” alanlarını kaldırmak…Şehri herhangi bir siyasi grubun, ideolojinin veya yaşam tarzının tekelinden çıkarmak…
İzmirli’nin İzmir’le kurduğu ilişkiyi yeniden özgürleştirmek…Farklılıkları tehdit olarak değil, zenginlik olarak görmek…
İzmir’i geçmişin bütün renkleriyle birlikte geleceğe taşımak…Bunun yolu, İzmir’i tekleştirmekten değil, çoğaltmaktan geçmektedir.Çünkü İzmir’in tarihi bize şunu söylüyor:İzmir, farklılıkların şehridir.Ve belki de tam bu nedenle İzmir, yalnızca Türkiye’nin değil, Akdeniz’in ve İslam dünyasının geleceği açısından da üzerinde yeniden düşünülmesi gereken bir şehir modelidir.
İzmir’in geleceği, geçmişindeki bu çoğulcu mirası yeniden okuyabilmesinde saklıdır. İzmir’in ihtiyacı yeni bir kimlik aramak değil; binlerce yıldır sahip olduğu çoğul kimliğini yeniden hatırlamaktır. İzmir, insanlığın 8.500 yıllık hafızasıyla bugün hâlâ bize aynı şeyi söylüyor: Farklılıkların buluştuğu yerde şehir doğar. Özgürlüklerin buluştuğu yerde medeniyet gelişir. Çoğulculuğun yaşadığı yerde gelecek kurulur.
Ve İzmir, bütün bunların tarihsel olarak mümkün olduğunu gösteren en güçlü şehirlerden biridir.
Kazım ERTEN
