SON DURAK TEOLOJİSİ
Yıllar önce Diyarbakır’da çene sakallı Malatyalı bir arkadaşla karşılaştım. O Beni tanıdı ben tanıyamadım. “Abi artık benim müslümanlıkla ilgim yok; seni Müslüman olduğum dönemden tanıyorum” dedi. Doğrusu –nedense- bu itiraf beni çok etkilemedi; sadece bu noktaya nasıl geldiğini merak etmiştim. Bu dönüşümün nasıl olduğunu öğrenmek için “şimdi nesin” dedim, “ben ateistim diyalektiği keşfettikten sonra aydınlandım, ateist oldum..” Sanırım ikibinli yılların ortası idi… Bu diyalektik ile aydınlanmış arkadaşın hayatına baktığımda kadınlarla daha serbest ilişki kurabildiği, eskiden haram gördüklerini rahatça işleyebildiği, özellikle dini kutsalları önemsemediği, tabu, yasak, ahlaki buyruklara karşı bir kayıtsızlık hatta kutsala ait ilkeleri çiğneme durumunun öne çıktığını görmüştüm.
Son dönemlerde 40 yaş üzeri özellikle bu tarz dalalet hikâyeleriyle karşılaşıyorum. Çok yaygın olmasa da, İslami çevrelerde şöhret bulmuş bazı insanların da bu tarz itiraflarına şahit oluyorum..
***
Benim yaşımda ve benim yaşımdan biraz daha yukarı olanlar bu ülkenin en çalkantılı dönemlerine şahit oldular.. ne sağlam bir insan tasavvuru vardı ne sağlam bir Evren algısı vardı.. Ülke daima tehdit içindeydi; tehlike altındaydı. Kurtarıcılar dört bir yanda kol geziyordu. Yenilenlerin psikolojisi bozuktu. Bu yüzden hoşgörü, tahammül, ötekiyle birlikte var olma gibi yaklaşımlar unutulmuştu. Halkın bir arada yaşama pratiği ideolojik, etnik ve dinsel kurtarıcılık hamlesiyle berhava olmuştu. Biz ve ötekiler; yani düşmanlar ve hainler vardı..
İslami çevrede de İslam hep yargılayan, mahkûm eden, ötekileştiren, fetva ve kural dini olarak öne çıkıyordu. İslam adına kitaplarda ve romanlarda anlatılanların hayat ve insan gerçeğiyle alakası olmayan fantezilerden öte anlamı yoktu.. Örnek şahsiyetler hiçbir iç çelişkisi olmayan, melek düzeyinde saf ve insanüstü varlıklardı. Toplum ve birey bu fantastik algı dünyası ile değerlendiriliyor, gençlik kitlesi kaldırabilmesi mümkün olmayan bir kurtarıcılık misyonu ile hem kendisi hem çevresi ile ciddi bir çatışmaya itiliyordu..Kendisine, toplumuna ve insan olmaklığın ortalama durumuna bile yabancılaşmış bir zümre üretiliyordu.
Son Durak Teolojisi
Zaman geçti gençler büyümeye başladı, Hayat kendi dinamikleri ile kendine direnenleri kendine yabancılaşanları bir bir eledi.
Gençlik heyecanlarına yaslanan bütün ideolojik oluşumların yaşadığı süreçleri Müslüman çevreler de yaşadı..
İslami çevrede hayatı kendi gerçekliğini kırk yaşına varınca anlayan kurtarıcılar da teolojik algılarını yeni durumları ile yeniden düzenleme ihtiyacı hissettiler. Bastırılmış duygular, kıstırılmış özlemler… Hiçbir şeyin gizli kalamayacağı düşünülen modern zamanlarda insanların savrulmalarına dayalı bir teoloji ortaya çıktı.
Zaman akıp gidiyor; hayat otobüsü hızla yol alıyordu. Bu gerçeğin dehşeti bastırılan duygulara karşılık bir teolojiye ihtiyacı ortaya koyuyordu..
Yirmibeş yaşında yapmadığı hovardalığı kırk yaşından sonra, hayat ve insan gerçeğini fark edince yapmanın bir yolunu bulmak lazımdı. Ki işte buna son durak teolojisi diyorum.
Son durak teolojisinin iki boyutta kendini gösteriyor.. Birincisi bastırılmış arzuları gerçekleştirmek için yapılan günah ve münkeratı din yoluyla aklama yolunda dinden deliller bulmak..Arzu ile ilke arasındaki gerilimi ortadan kaldırmak.
İkincisi ise dinden ve kutsaldan toptan kurtulmak..Dinin aslında birçok şeye cevap vermediğini O yüzden de eksik kusurlu eski dönemlere hitap ettiğini iddia etmek.
Günah İşlemenin Fazileti
Bu konuyu bir ağabeyimle analiz ederken Onun şu sözleri de benim hissiyatıma tercüman oldu..”Ben hayatımda böyle şeyler yapmadım. Bir kadınla konuşmak istediğimde konuştum, âşık oldum şiirler yazdım, elini tuttum ama hiçbir zaman bir kadınla konuşmak için dini kılıflara başvurmadım. Yanlış algılara dayalı Dini nikâh gibi absürt yollara da tevessül etmedim. Günahımı kendimle yaşadım ve günahımla da Müslüman olduğumdan şüphe duymadım. Hiçbir kadına bacı, abla, kardeş, yoldaş söylemleri ile de yaklaşmadım.”
Dinimi maddi temellere ve kişisel zaaflarıma dayalı yönelimlerime alet etmedim.. Şarap da içtim, şöhret olmak da istedim ama hiçbir zaman Şöhret olmak için dinsel kavramları çarpıtarak etrafıma insan toplama gibi bir teşebbüsüm olmadı. Günah olarak gördüğüm şeyleri din içinde kalarak yapılamayacağını da düşünmedim
Burada günahlarımı sayıp dökmeye gerek yok. Günahkâr olarak da Müslüman olma imkanı var…
Evet bende aynı şekilde Son durak teolojisinin bir ideolojik tutum olduğunu düşünmüyorum. dini yorumlama ya da dinden dönme durumu olduğunu da düşünmüyorum. Bu meselenin ne dinle, ne de dinsel kavramlarla ilgisi bulunmuyor.
Keşke gençleri böyle yetiştirmeseydik keşke yirmili yaşlardaki çocuklara keskin sınırlar çizmeseydik..Yirmibeş yaşında bastırdıklarını kırkında fark etmeselerdi..
Aslında sağlam bir insan ve evren tasavvurumuz olsaydı, sağlam bir eğitim ve hayat kavrayışımız olsaydı bunları belki de çok daha az yaşayacaktık..
Şimdi elimizde ontolojik bütünlüğünü kaybetmiş; inancını kaybetmiş hatırı sayılır bir kitle var. Bir kısmı siyasal alanda, ezan bayrak muhabbetiyle kendisini bir biçimde kurtardığını zannediyor. Diğer kısmı eskiden inandıklarında; hatta bizzat dinin kendisinde sorun olduğunu düşünüyor..
Bunlar şimdi ya Parti binalarında ya konferans salonlarında ya tekkelerde insanlara hitap ediyorlar. Hayatın her alanında karşımıza sorunlu tipler olarak çıkıyorlar. kendi problemleri ekseninde geliştirdikleri teolojiyi kendi kişsel zaaflarından bağımsız olarak ortaya koymayı deniyorlar..
Nasıl başlamıştık..Bizler ve ötekiler. Hep öteki suçluydu; hep öteki kötüydü. Son durak teolojisi aslında bu algının tekrarından başka bir şey değil..
Yani ya dinsel algılar sorunlu, ya dinin kendisi..
Ne demiştik, Biz ve Ötekiler var ötesi yok..
Yazık…..
