Suriye’de Finalist Yanılgı

0
hF95d_1733758699_5318

Tarih denilen o devasa ve karmaşık mekanizmanın, biz fânilerin arzuladığı türden huzurlu bir istikrara kıyamete kadar kavuşacağını beklemek, safdillik değilse bile büyük bir yanılgıdır. Bizler meselelere hep bir “epilog”, yani nihai bir son yazma telaşıyla bakarız. Bir düğüm çözüldüğünde her şeyin bittiğini, suların durulacağını ve o meşhur istikrar limanına nihayet demir atacağımızı zannederiz. Oysa tarihin, kutsal metinlerin uyardığı üzere, kendi bildiğimiz mânâda sona ermeden evvel yaşayacağı bir “âhir zaman” parantezi vardır. Orada beşerî hesaplar boşa çıkar, en kesin görünen zaferler bir anda başka bir kâbusun mukaddimesine dönüşür. Tıpkı bugün Suriye’de şâhit olduğumuz o bükülmeler gibi.

​Bu bitimsiz süreci anlamak için edebiyatın en sarsıcı kurgularından biri olan 1001 Gece Masalları’na dönmek elzemdir. Hatırlayınız; Şehrâzâd, her gece kadınları katleden zalim Sultan Şehriyâr’ın elinden canını kurtarmak için ona masallar anlatır. Şehrâzâd bilir ki, masalın bittiği yer celladın kılıcının indiği yerdir. Bu yüzden her masalın içine başka bir masal gizler; tam hikâye nihayete erecekken öyle bir düğüm atar ve öyle bir merak unsuru bırakır ki, Sultan bir sonraki geceyi beklemek mecburiyetinde kalır. Şehrâzâd’ın ustalığı, bir sonu asla getirmemesinde saklıdır. İşte tarih de Suriye sahasında tam bir Şehrâzâd ustalığıyla hareket ediyor. Biz “tamam, bitti, her şey çözüldü” dediğimiz noktada, yeni bir masalın, yani yeni bir belirsizliğin kapısı aralanıyor.

​Suriye’de son haftalarda yaşananlar, ilk bakışta bir çözülme ve mutlak bir bitiş intibası uyandırdı. Halep’ten esen rüzgârlar, Deyrezor ve Rakka hattındaki hızlı değişimler, bölgedeki terör yapısının o şımartılmış saltanatının kağıttan bir kaplan gibi dağılışını izlememize vesile oldu. Türk diplomasisinin sabırlı, çok taraflı ve askeri caydırıcılıkla tahkim edilmiş hamleleri, terör koridorunun ana arterlerini kesti. PKK/YPG, düne kadar sırtını yasladığı okyanus ötesi güçlerin “bekle-gör” politikasının kurbanı olmuşçasına, kendi dar kabuğuna çekilmek zorunda kaldı. Bu manzara, dar görüşlü stratejistler için “mutlu son”un ilanıydı. PKK siliniyor, Türkiye kesin zafer kazanıyordu.

​Ancak tam da burada, Şehrâzâd’ın yeni masalı devreye girdi. Küresel aktörler, Suriye gibi jeopolitik bir satranç tahtasında hiçbir taşın tamamen oyun dışı kalmasına izin vermezler. Dışarıdan gelen müdahaleler; Erbil’den İsrail’e, Washington’dan Paris’e uzanan o tanıdık ve çok katmanlı el, hikâyenin mutlak bir tasfiye ile bitmesine rıza göstermedi. Son mutabakat metinlerinin satır aralarına sızan “uzlaşma” emareleri, bize birilerinin geminin dümenini, örgütü tamamen yok etmek yerine, onu sistemin içine bir şekilde “yedirmeye” doğru kırdığını gösteriyor. PKK’nın sıkıştığı o son kale olan “ceplerde” mutlak kontrolün onlara bırakılmaması, Şam’ın kurumsal yapısının oraya dâhil edilmesi ilk bakışta olumlu gibi görünse de, aslında çok daha sinsi bir planın, “federalimsi” bir geleceğin habercisi olabilir.

​Bu noktada karşımıza çıkan en riskli kavram, terör unsurlarının merkezi orduya “entegrasyonu”dur. Şam yönetimi ve örgüt kaynakları, tugay ve tümen seviyesindeki bu birleşmeyi daha şimdiden taban tabana zıt şekillerde yorumluyor. Eğer bu entegrasyon bireysel bir silahsızlanma değil de kurumsal bir eklemlenme şeklinde gerçekleşirse, güney hududumuzda “resmileşmiş” ve “meşrulaşmış” bir tehdit ile karşı karşıya kalma riskiyle yüzleşiriz. Bu durum, Suriye’nin toprak bütünlüğünü kâğıt üzerinde koruyan ama fiiliyatta bir yamalı bohçadan farksız olan, Barrack’ın bir vakitler hayal ettiği o otonom parçalı yapıya evrilmesi demektir.

​Neticede, Türk devletinin ve hariciyesinin elde ettiği muazzam kazanımı küçümsememek gerekir; zira terör yapısı hiç olmadığı kadar köşeye sıkıştırılmıştır. Lâkin tarihe finalist bir bakışla, “bu iş bitti” hafifliğiyle de yaklaşmamalıyız. Suriye’de yaşananlar, bin bir gecelik bir kâbusun içinde sadece yeni bir geceye girildiğini gösteriyor. Şehrâzâd anlatmaya devam ediyor; her son zannedilen hadise, aslında bir sonraki karmaşanın, bir sonraki “masalın” hazırlık evresinden başka bir şey değil. Bize düşen, bu bitmek bilmeyen anlatının içinde uyanık kalmak ve masalın büyüsüne kapılıp gerçek tehlikeleri ıskalamamaktır.

Bir yanıt yazın