Gunes-Balcikla-Sivanmaz

KAMU MALI HIRSIZLIĞI: GULÛL

Yolsuzluğun çok çeşitli bilimsel tanımları yapılmıştır. Yaygın bir tanıma göre, yolsuzluk “kamu gücünün özel çıkarlar amacıyla kötüye kullanılmasıdır“(Dünya Bankası). Daha kapsamlı yolsuzluk tanımı ise “kamu gücüyle” sınırlı olmayan “herhangi bir görevin özel çıkarlar için kötüye kullanılmasını” içerir. Kaynakların kullanılmasında tekelci yetkiye sahip olan, görevleriyle ilgili konularda tek başlarına karar alma yetkilerini kötüye kullanan ve hesap verme mekanizmaları bulunmayan görevlilerin bu süreçte kendi çıkarlarını gözetmeleri yolsuzluğa neden olmaktadır. Yolsuzluk veya usulsüzlük, ticari açıdan etkinliği hukuken tam anlamıyla kontrol edilemeyen, daha çok kamu kuruluşlarında, özellikle yerel yönetimlerde oluştuğu iddia edilen, mevzuatın esnetilip görmezden gelinmesi veya ihlallere göz yumulması halleri olarak tanımlanabilir.  Yolsuzluk; “doğrudan doğruya ya da dolaylı yollardan rüşvet ve yasadışı bir menfaat temin eden kişinin yürüttüğü görevlerin veya gerekli davranışların yasalara uygun bir şekilde yerine getirilmesinde sapmalara yol açan rüşvet veya başka her türlü yasadışı menfaatin talep edilmesi, teklif edilmesi, verilmesi ya da kabul edilmesi” anlamına gelmektedir.

Sözlükte “gizlemek, bir şeyi gizlice almak, hırsızlık yapmak; hıyanet etmek” mânalarına gelen gulûl kelimesi ise, örfte umumiyetle “ganimet malına hıyanet etmek” anlamında kullanılır. Gulûl İslâm hukukunda da bu çerçevede terim anlamı kazanmış ve “devlet malına hıyanet etmek, özellikle de taksim edilmeden önce savaş ganimetinden bir şey çalmak” şeklinde tanımlanmıştır. (DİA). Kur’ân-ı Kerîm’de gulûl kelimesi bir kaç âyette ve farklı anlamlarda kullanılmıştır.  “Yahudiler “Allah’ın eli bağlanmış!” (mağluletun) dediler. Asıl kendi elleri bağlanmıştır ve söyledikleri yüzünden lânetlenmişlerdir.” (Mâide, 5/64). Bu âyette eli bağlı, cimri anlamında kullanılmıştır. “(Cennette) onların altından ırmaklar akarken, kalplerinde kinden (ğıllin) ne varsa hepsini çıkarıp atarız. Ve onlar derler ki: “Bizi bu nimete kavuşturan Allah’a hamdolsun! Allah bize bahşetmeseydi biz kendiliğimizden elde edemezdik. Hakikaten rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler.” Onlara, “İşte size cennet. Yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık o sizin oldu” diye seslenilir.”(A‘râf, 7/43). Bu âyette kin ve nefret anlamında kullanılmıştır. Allah cennet ehlinin ruhlarını her türlü kötü duygulardan, bilhassa toplumsal sevgi ve kardeşliğin en büyük engellerinden olan kin ve öfkeden arındıracaktır. “Onlar, ellerindeki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyarlar. Peygamber onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; yine onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını kaldırır, üzerlerindeki zincirleri (ağlal) çözer. O peygambere inanan, onu koruyup destekleyen, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura uyanlar, işte bunlardır kurtuluşa erenler.” (A‘râf, 7/157). Bu âyette ise yük, ağırlık ve zincir anlamında kullanılmıştır. Bu mânaların hepsi gulûl de bulunmaktadır. Cimri kendi malını başkasıyla paylaşmaz ancak mal ve para kazanmak, biriktirmek için başkanının hakkına tecavüz edebilir. Haksız kazanç kin ve nefreti doğurur, düşmanlıkları sebep olur. Aynı zamanda başkasının hakkını gasbeden kişi sürekli huzursuz, ürkek, şüphe ve korku içinde olacaktır. Bu da onun için yük ağırlık ve onun rahat hareket etmesini engelleyen bir zincir işlevi görür.

Kurân-ı Kerim’deki, “Bir peygambere -ganimete, devlet malına- hıyanet etmesi yakışmaz. Kim hıyanet ederse kıyamet günü hainlik ettiği şeyle birlikte -günahı boynuna asılı olduğu halde- gelir. Sonra herkese kazandığı tastamam verilir” (Âl-i İmrân 3/161). “Ganimet mallarından bir şeyi gizlice alıp zimmetine geçirmek” anlamına gelen gulûl kelimesi genel olarak kamu malında yolsuzluk ve suistimali ifade etmektedir. Âyet peygamberlik göreviyle kamu malına hıyanetin bağdaşmasının mümkün olmadığını, böyle bir yolsuzluğun hiçbir peygambere yakışmayacağını, dolayısıyla Hz. Peygamber’in de bundan münezzeh olduğunu vurgulamaktadır. O, insanların en doğrusu, ahlâken en üstün olanı ve Allah’tan en çok korkanıdır. Böyle bir kimsenin ganimet malını zimmetine geçirmek gibi bir haramı işlemesi veya kamu malında yolsuzluk yapması düşünülemez. Zaten tarih ve siyer kaynakları da onun dünya malına değer vermediğine şahitlik etmektedir. Peygamber insanlar için yegâne örnektir, ölçüdür. Bu nedenle müslümanın onu örnek alması, her konuda dürüst, güvenilir olması, başkasının hakkı konusunda çok titiz davranması gerekir. Özellikleri yönetici konumundaki Müslümanların bu konuda çok dikkatli ve titiz olması gerekir.

Hz. Peygamber başka yönlerden insanlara örnek olduğu gibi (bk. Ahzâb 33/21) yönetici olarak da en mükemmel örnektir. O, başta dürüstlük olmak üzere yöneticilerde bulunması gereken özellikleri taşımaktaydı. Devlet ve milletin emanetlerinin korunması hususunda son derece titizlik göstermiş, yöneticilerin zaruri ihtiyaçları dışında devlet malından bir şey almamalarını ve onu titizlikle korumalarını istemiştir (Müsned, IV, 229). Nitekim bazı hadislerde devlet işlerinin aksamaması ve başarılı bir şekilde yürütülmesi için görevlinin zaruri ihtiyaçlarının devlet bütçesinden karşılanması gerektiği ifade edildikten sonra zaruri ihtiyaç olmadığı halde devlet bütçesinden haksız bir şekilde faydalanmak hıyanet sayılmış, hatta yöneticilerin hediye kabul etmeleri dahi yolsuzluk olarak nitelendirilmiştir (Müsned, V, 424). Hz. Peygamber birçok hadisinde kamu malından bir şeyi zimmetine geçiren kimsenin kıyamet gününde o malı sırtlanmış olarak Allah’ın huzuruna geleceğini, bütün mahşer halkının bu manzarayı göreceğini, daha hesaba çekilmeden ve cezası verilmeden önce halkın huzurunda rezil olacağını haber vermiş, bu konuda devlet görevlilerini sürekli olarak uyarmıştır (bilgi için bk. İbn Mâce, “Cihâd”, 34; Taberî, IV, 158-161). “Sonra, herkese kazanmış olduğunun karşılığı kendileri haksızlığa uğratılmaksızın tastamam ödenir”(Âl-i İmrân 3/161) meâlindeki cümle de, kamu malını zimmetine geçirmenin cezasız kalmayacağını ifade etmektedir. (Kuran Yolu Tefsiri).

Ebû Humeyd es-Sâidî’den rivayet edilen bir hadise göre, Rasûlullah Ezd kabilesinden İbnü’l-Lütbiyye’yi zekât toplamakla görevlendirmiş, bu zatın daha sonra bazı mallarla gelip Hz. Peygamber’e, “Şunlar size ait, bunlar da bana hediye olarak verildi” demesi üzerine Rasûl-i Ekrem minbere çıkarak, “Benim -zekât toplamak için- gönderdiğim bir memura ne oluyor ki, ‘Şunlar sizin, şunlar da bana hediye edildi’ diyebiliyor? Dikkat edin, bu kişi evinde otursaydı kendisine hediye verilir miydi? Muhammed’i kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki sizden biriniz ondan bir şey alırsa kıyamet gününde sırtında böğüren bir deve, bağıran bir sığır, meleyen bir koyunla gelecektir” demiştir (Buhârî, “Hibe”, 17, “Aḥkâm”, 24, 41, “Ḥiyel”, 15; Müslim, “İmâre”, 26-29; Ebû Dâvûd, “İmâre”, 11). Ebû Humeyd’den rivayet edilen diğer bir hadiste ise, “Vergi memurlarına (âmil) verilen hediyeler gulûldür, (kamu malı hırsızlığıdır, yolsuzluktur) ” ifadesi yer almaktadır (Müsned, V, 424).

Hz. Peygamber’in, “Hıyanet de (iğlâl) yok hırsızlık da (islâl)” (Dârimî, “Siyer”, 50; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 156) hadisinde ve diğer bazı hadislerde gulûl ün sadece ganimet malına ihanetle sınırlı olmayıp, gayri meşru yollarla elde edilen tüm kazancı içine alan daha geniş bir kapsama sahip olduğu görülmektedir. Aynı zamanda işini gereği gibi yapmamak, yetkili olduğu halde yolsuzluk ve işini ihmal edenlere sessiz kalmak ta bir nevi yolsuzluk, gulûl dür. Bunun ilki aktif ikincisi ise pasif yolsuzluk, hırsızlık olarak değerlendirilebilir. Eğer bir kişinin diğer çalışanlar üzerinde denetim yetkisi olduğu hâlde işini yapmıyorsa, hem kendi kazancı hemde çalışanların kazancı kirlenmiş, harama bulaşmış olur. Kişi yaptığı işi, sözleşme yaptığı mal veya iş sahibinin istediği şekil ve ölçüde yapmakla sorumludur. Yapmadığı takdirde yolsuzluk yapmış olur. Bu yapmış olduğu işi bilinçli olarak yapıyor ise ve bu  yolsuzluğuna rağmen ücretini tam alıyorsa, hak etmeden, emek sarfetmeden ve iş sahibinin istediği gibi çalışmadığı, üretim yapmadığı için haram kazanç elde etmiş olur.

Yolsuzluk karmaşık bir olgudur ve çok farklı ölçeklerde ortaya çıkabilir. Yolsuzluk, az sayıda insan arasındaki küçük iyiliklerden (küçük yolsuzluk),  hükümeti büyük ölçekte etkileyen yolsuzluğa (büyük yolsuzluk) ve toplumun günlük yapısının bir parçası haline gelecek kadar yaygın olan yolsuzluğa (yolsuzluğun organize suçun semptomlarından biri olması dahil) kadar uzanır (sistemik yolsuzluk). “Zenginlerin yolsuzluğu” ölçülmesi özellikle zordur ve geleneksel ölçütlerden büyük ölçüde hariç tutulmuştur. Yolsuzluk dört türe ayrılmıştır: Küçük hırsızlık, büyük hırsızlık, hızlı para, erişim parası. Hızlı para “işletmelerin veya vatandaşların engelleri aşmak veya işleri hızlandırmak için bürokratlara ödediği küçük rüşvetler anlamına gelir. Erişim parası “işletme aktörleri tarafından güçlü yetkililere sadece hız için değil, aynı zamanda özel, değerli ayrıcalıklara erişim için uzatılan yüksek riskli ödüller” olarak tanımlanır. Küçük çaplı yolsuzluklar daha küçük ölçekte gerçekleşir ve kamu görevlilerinin halkla bir araya geldiği kamu hizmetlerinin uygulama aşamasında gerçekleşir. Büyük yolsuzluk, siyasi, yasal ve ekonomik sistemlerin önemli ölçüde altüst edilmesini gerektiren bir şekilde hükümetin en üst düzeylerinde meydana gelen yolsuzluk olarak tanımlanır. Bu tür yolsuzluk genellikle otoriter veya diktatörlük hükümetleri olan ülkelerde, ancak yolsuzluğun yeterli denetimi olmayan ülkelerde de görülür. Yine de, etkili yolsuzluk denetiminden yoksun demokrasilerde de meydana gelebilir. Bu tür yolsuzluk, genellikle ulusal politikaları ve yönetimi etkileyen, gelişmeyi engelleyen ve kamu güvenini aşındıran büyük ölçekli zimmete para geçirme, rüşvet veya dolandırıcılığı içerir. Bununla mücadele etmek için sağlam kurumlar, şeffaflık ve hesap verebilirlik önlemleri gerekir. Sistemsel yolsuzluk (veya endemik yolsuzluk ), öncelikle bir organizasyonun veya sürecin zayıflıklarından kaynaklanan yolsuzluktur. Sistem içinde yolsuzca hareket eden bireysel görevliler veya temsilcilerle karşılaştırılabilir. Sistemsel yolsuzluğu teşvik eden faktörler arasında çatışan teşvikler, takdir yetkileri, tekelci yetkiler, şeffaflık eksikliği, düşük ücret ve cezasızlık kültürü yer alır.

Görüldüğü üzere yolsuzluk her yerde, her kurumda yapılabilir. Dürüst ve erdemli insanlar olmadığı müddetçe bunları önlemek mümkün olmamaktadır. Yolsuzluk sâdece kanun ve polis gücüyle engellenememektedir. Hırsızlık sadece bir şey çalmak veya banka soymadan ibaret değildir. Yapılan her türlü yolsuzluk, gulûl de bir nevi hırsızlıktır. Bu nedenle herkes yaptığı işi gerektiği şekilde ve hakkıyla yapmak zorundadır. İşinin geregi ne ise, işverenle nasıl anlaşmış ise onu yerine getirmek zorundadır. Ayrıca çalıştığı kurumun işini ihmal edip özel işini yapması veya kurumun eşya ve malını kendi menfaati için kullanması da hırsızlıktır. Bir işte suistimal yapmak veya yapılan olumsuzluklara göz yummak, görmezden gelmek işin gereği gibi yapılmasını engellediği için hedeflenen kar ve üretim miktarına ulaşılamayacaktır. Hedeflenen amaca ulaşılmadığı için kurum zarar etmiş olmaktadır. Bu bireysel zarar olabileceği gibi kamu zararı da olabilir. İşte buradan menfaat elde edenler meşru olmayan yollarla bu gelirleri sağladıkları için haksız kazanç elde etmiş olmaktadırlar. Bunların hepsi yolsuzluktur, gayrı meşru kazançtır ve haramdır. Yapılan iş sâdece yapan kişiyi değilde başkalarını da ilgilendiriyor ise bu daha vahimdir. Zîrâ bu kamu malı yolsuzluğudur ve bunda herkesin hakkı bulunmaktadır. Kişinin kendi malını gereksiz yere harcaması doğru olmamakla beraber israftır. Zararı genel olarak kendisinedir. Hâlbuki kamu malında bunu yapmak gulûl dür, hırsızlıktır. Burada ilgili olan, hatta tüm kamunun hakkı bulunmaktadır ve bu kul hakkıdır. Kul hakkı çok önemlidir. Bu konuda çok titiz davranmak gerekmektedir.

Bir yanıt yazın